Pazartesi sabahı Levent’teki Kanyon Ofis kulesinin on ikinci katında, koridorlar saygın bir sessizliğe gömülmüştür. Duvarlar tavana kadar koyu meşe kitaplıklarla kaplıdır; raflarda kalın ciltli Türk Ticaret Kanunu şerhleri dizilidir. Hava filtre kahve, deri koltuk ve puro kokar. Burası şehrin en kıdemli şirketler hukuku bürolarından biridir.
Maun masanın başında kıdemli ortak Avni Bey oturur: elli iki yaşında, Ankara Hukuk mezunu, otuz yıldır şirket birleşmeleri yönetmiş, yelekli gri İngiliz kumaşı takımlı. Karşısında otuz bir yaşındaki kıdemli yazılım mimarı Can vardır; ODTÜ Bilgisayar mezunu, gözleri uykusuzluktan yorgun. Deri dosyasından üç sayfalık zımbalı bir evrak çıkarır. Başlıkta yaldızlı harflerle yazar: “STOCK OPTION AND VESTING INCENTIVE AGREEMENT”.
“Avni Bey, dört yılımı gece gündüz bu şirkete verdim. Vesting sürem geçen hafta doldu. Yüzde 2 hissemin devrini resmiyete dökmek istiyorum.”
Avni Bey kemik çerçeveli gözlüğünü burnunun ucuna indirir, ilk sayfadaki şirket unvanına ve imza bölümüne bakar. Beş saniye sonra odanın ağırbaşlı sessizliğini gürültülü, şen bir kahkahayla bozar.
Google Translate Hukuk Bürosu
“Hahahaha! İlahi çocuk, beni yirmi beş yıl öncesine götürdün!”
Can’ın yüzündeki gurur kireç gibi solar.
“Belgede komik bir şey mi var?”
“Kusura bakma evladım. Ama bu kâğıt hukuki bir metin falan değil.”
“Kurucumuz Amerika’daki bir hukuk bürosuna hazırlattığını söylemişti.”
“Hangi büroymuş bu? Google Translate Hukuk Bürosu mu?”
Can’ın midesine taş oturur. Son dört yıl gözünün önünden geçer: sabah sekizden gece ikiye kod, bankaların teklif ettiği üç katı maaşları reddetmek, piyasa rayicinin üçte birine razı olmak, Kadıköy’deki kirayı borçla ödemek, tek gün izin kullanmamak. Tek bir rüya vardı: şirket küresel bir fona satılacak, yüzde 2 hissesiyle en az bir buçuk milyon dolar alacak, ailesine ev alıp Ege’ye yerleşecekti.
“Evladım, bu şirket limited!”
Avni Bey dolma kalemiyle sözleşmenin ilk satırındaki unvanı kırmızı mürekkeple yuvarlak içine alır: “Bulut-Yazılım Teknoloji ve Bilişim Hizmetleri Limited Şirketi”. Kalemin arkasını masaya vurur: TIK!
“Çalıştığın şirketin türüne hiç baktın mı? Bu bir limited şirket Can. Anonim şirket bile değil.”
“Ne fark eder?”
“Anonim şirkette bile çalışana hisse opsiyonu zahmetli bir iştir. Limited şirkette pay öyle kâğıt imzalamakla devredilmez. Notere gideceksin, devir sözleşmesi yapılacak, genel kurul onaylayacak, ticaret siciline tescil edilecek.”
Kâğıdı havada sallar.
“Burada noter onayı var mı? Yok. Sicil kaydı var mı? Yok. Pay defterine işlenmiş mi? Hak getire!”
Delaware masalı
Can başını ellerinin arasına alır.
“Ama Tolga Bey ‘Biz aslında Delaware merkezli bir C-Corp’uz’ dedi. Flip yaptık dediler; buradaki limited şirket Amerika’daki ana şirketin iştirakiymiş.”
“Hah, Delaware masalı! Startup ekosisteminin en sevdiği ninni.”
Avni Bey dizüstünü çeker, Delaware şirketler kütüğünde “CloudTech Global Technologies Inc.” için durum sorgusu yapar. Sonuç ekrana düşer: “VOID”.
“Void ne demek Avni Bey?”
“Hükümsüz demek evladım. Kurucun internetten paravan bir şirket kurmuş, sonra yıllık franchise vergisini ödemeyince eyalet şirketin haklarını askıya almış.”
Dört yıl uğruna gecelerini feda ettiği küresel holding, birkaç yüz dolarlık yıllık vergi ödenmediği için kâğıt üstünde ölmüştür. Geriye Sanayi Mahallesi’nde vergi levhası asılı bir limited şirket kalmıştır.
Bad leaver
Avni Bey ikinci sayfayı çevirip 8. maddenin altını çizer.
“Asıl tiyatro burada. ‘Termination’ bendini oku.”
“In case of employee’s departure under any condition, employee shall be deemed a Bad Leaver…”
“Yani hangi şartla ayrılırsan ayrıl, ‘kötü ayrılan’ sayılıyorsun. İstifa etsen de, kovulsan da. Ve en can alıcı satır şu.”
Kalemin ucunu kâğıdın ortasına bastırır: “Hak edilmiş tüm opsiyonlar, kurucu ortağa hisse başına 0,01 TL sembolik bedelle iade edilir.”
“Yani dört yıllık emeğimin karşılığı bir kuruş mu?”
“Bu metni hazırlayan uyanık seni sıfırla çarpmış Can.”
Can kristal bardaktaki suyu tek dikişte içer ama içindeki yangın sönmez.
Gerçek Türk lirası
Avni Bey gözlüğünü çıkarır; sesi bu kez bir hukukçudan çok bir babanınkine benzer.
“Bak delikanlı. Bu kâğıtla ticaret mahkemesinden pek ekmek çıkacağını sanmam. Ama dört yıllık fazla mesailerin, kullanmadığın izinler, hafta sonu nöbetlerin, asgari ücretten gösterilip elden ödenen primler var. Önce arabulucuya, gerekirse iş mahkemesine. O hayali Silikon Vadisi dolarlarını da kurucun podcast’lerde anlatsın.”
Asistanına seslenir: “Merve kızım, Can Bey için arabuluculuk başvurusunu hazırlayalım.”
Can sözleşmeyi masada bırakmaya yeltenir. Avni Bey kâğıdı katlayıp onun cebine sokar.
“Al bunu. Hayatında yapacağın en pahalı stajın diploması.”
Finansal özgürlük
Can Kanyon’un döner kapısından çıkınca Büyükdere’nin poyrazı yüzünü tokatlar. Telefonunu açar. Şirketin Slack’inde, #general kanalında kurucu Tolga Bey yine nutuk atmaktadır: “Değerli ailemiz! Seri A turumuz için Londra ve San Francisco fonlarıyla masadayız. Bu vizyona erken ortak olan çekirdek ekibimiz yakında finansal özgürlüğüne kavuşacaktır!” Altında roket, alev ve şampanya emojileri.
Can cebindeki sözleşmeyi çıkarıp tam ortasından yırtacakken durur, geri katlar. Sonra mesajın ekran görüntüsünü alıp Merve Hanım’a gönderir: “Delil klasörüne. Finansal özgürlüğe kavuşmak üzereyim.”



