Salı sabahı, Büyükdere Caddesi’ndeki hayali Ulubey Holding kulesinin önü her zamanki gibi telaşlıdır. Genç uzmanlar karton kahve bardaklarıyla koşuşturur, turnikeler kart okudukça öter, herkes bir toplantıya ya da bir teslim tarihine yetişmeye çalışır. Ama otopark girişinde siyah bir Mercedes S-Class yavaşça durur. Araç 2018 modeldir, boyası ilk günkü gibi parlar. Şoför fırlayıp arka kapıyı iki eliyle hürmetle açar ve içeriden Reha Bey iner.

Reha Bey yetmiş iki yaşındadır. Üzerinde özel dikim lacivert bir kruvaze ceket, yakasında kırk iki yıllık sadakatin minik gümüş holding rozeti vardır. Yirmi beş yıl holdingin mali işler başkanlığını yürütmüş, sekiz yıl önce yaş sınırından emekli olmuş, ama tek bir gün bile kopmamıştır. Kartvizitinde yeni unvanı altın yaldızla parlar: “Yönetim Kurulu Baş Danışmanı”. Haftada bir gün, salı sabahları teşrif eder. Kimse ona iş veremez, kimse hesap soramaz.

Salı Sabahı: Protokol Kapısı

Reha Bey turnikeye kart basmaz; cebinde şirket kimliği bile yoktur. Yanındaki protokol kapısı onun için ardına kadar açılır. Güvenlik müdürü yerinden fırlar, ceketinin iki düğmesini birden ilikler.

“Hoş geldiniz Reha Bey. Saygılar efendim.”

“Sağ ol evlat. Havalar da ısınamadı bir türlü.”

Yönetici asansöründe yirmi altı yaşında, elinde iPad olan bir marka müdürü vardır. Reha Bey’i görünce en köşeye çekilir, tableti göğsüne bastırır.

“Merhaba kızım. Hangi departmandasın?”

“Kurumsal İletişim efendim.”

“Güzel, güzel. Rahmetli kurucumuz iletişime pek kıymet verirdi. Çok çalışın.”

Kız yönetim katına kadar tek kelime daha edemez. Reha Bey için bu gökdelen bir iş yeri değil, oturma odasıdır; lobideki mermerlerin cinsini bile 1996’da bizzat o onaylamıştır.

Ceviz Masa ve Dünya Gazetesi

Odası yönetim katının en batı ucundadır, köşe camlardan Boğaz görünür. Yekpare ceviz masanın üstünde tek bir bilgisayar yoktur. Reha Bey e-posta göndermez, gelen mailleri okumaz. Masada deri sümen ve antika bir Parker dolma kalem durur. Binada sigara yasaktır; Reha Bey purosunu istediği zaman yakar, köşedeki hava temizleme cihazı da homurdanarak durumu idare eder.

Otuz yıllık sekreteri Sevim Hanım gümüş tepside kahveyi getirir: şekersiz, orta kavrulmuş, her zamanki gibi. Yanında ütülenmiş gibi duran gazeteler: Dünya, Sabah ve Financial Times. Reha Bey gözlüğünü burnunun ucuna indirir, döviz kurlarını satır satır tarar. Bu ilgi boşuna değildir; maaşı Türk lirası değildir. Sözleşmesinde net on iki bin euro olarak sabitlenmiştir. Holding kriz yaşayabilir, bütçeler kısılabilir; Reha Bey’in eurosu her ayın birinde yatar.

“Reha Bey, Bir Fikriniz Var mı?”

Kapı iki kez saygıyla vurulur. İçeri Finans Genel Müdür Yardımcısı Tolga Bey girer: otuz sekiz yaşında, Boğaziçi ve Columbia mezunu, Wall Street’te beş yıl geçirmiş, haftada seksen saat çalışan bir adam. Reha Bey’in karşısında ise liseli bir öğrenci gibi iki büklümdür.

“Efendim, sendikasyon kredisi yenilemesi var. Yabancı bankalar marjı artırmak istiyor. Londra’daki konsorsiyum ESG skoru dayatıyor.”

Reha Bey elini havada sallar.

“Bırakın bu batı icadı lafları. 1994 krizinde biz ne yaptık bilir misin?”

Tolga Bey bilmez; 1994’te henüz ilkokula başlamamıştı. Ama başını öne eğer.

“Lütfen anlatın Reha Bey, tecrübeniz bizim için ışıktır.”

“Ankara’da bir akşam yemeği verdik. Bir şişe şarap açtık, gece yarısı iki imzayla yüz milyon doları kasaya koyduk. Sen o İngilizlere benim selamımı söyle. Reha Bey bu şartları kabul etmez de.”

Tolga Bey içinden çığlık atar, dışından “İlişki yönetimi gerçekten paha biçilemez efendim” der ve geri geri yürüyerek çıkar. Reha Bey Yönetim Kurulu Başkanı’nın rahmetli babasının kadim dostudur. Gazetesinde gayrimenkul sayfasına döner.

Gider Kodu 904

Altıncı kattaki İnsan Kaynakları’nda kemer sıkma vardır. Yemek kartı limitleri yüzde 15 budanmış, kahve makinelerindeki çekirdek kahve kalkmış, yerine granül kavanozları gelmiştir. Tüm departmanlara e-posta gitmiştir: “Maliyet optimizasyonu gereği renkli çıktı almak yasaklanmıştır.”

Direktör Excel tablosunu en alt satıra kadar kaydırır. Gider kodu 904, Yönetim Kurulu Danışmanlık ve Temsil Giderleri: net 12.000 euro artı KDV. Mercedes’in filo kirası, şoförün maaşı, limitsiz benzin kartı, Bebek’teki balıkçı adisyonları ve tüm sülaleyi kapsayan özel sağlık sigortası da cabası. Direktör satıra elini süremez; ödeme Genel Kurul onaylıdır. Analistler haftada yetmiş saat çalışıp prim alamazken Reha Bey ayda dört gün, toplam sekiz saat uğrar. Saatlik kazancı genel müdürü geçer. Kemer sıkmadan beklenen aylık elli bin liralık tasarruf, bu satırın üç gününü karşılar.

“Büyüğümüzün de Bir Göz Nuru Değsin”

Koridorda iki iş geliştirme müdürü fısıldaşır.

“Romanya güneş santralini imzaladın mı?”

“İcra Kurulu onayladı ama dosya Reha Bey’in masasında takıldı.”

“Reha Bey fotovoltaik panelden ne anlar?”

“Anlamasına gerek yok. CEO ‘Büyüğümüzün de bir göz nuru değsin’ dedi.”

Reha Bey’in odasına giren dosya en az bir ay rehin kalır. Klasörü sümenin sağına koyar, üstüne gümüş kâğıt ağırlığını yerleştirir, haftada bir uzaktan bakar: “Bu yatırımın konjonktürü henüz oturmamış.” Altında ne model vardır ne veri; elli yıllık sezgi vardır. Ekip raporu baştan yazar, grafiklerin rengini değiştirir, yazı tipini Times New Roman yapar. Dört hafta sonra Reha Bey dosyayı parmak ucuyla iter:

“Bakın, üstünde biraz kafa yorunca nasıl da adam oldu. Şimdi imzaya sunabilirsiniz.”

Raporda tek bir rakam bile oynamamıştır.

Üç Saatlik Mesai

Öğleden sonra bir buçukta Reha Bey dolma kalemini kadife kutusuna koyar, gazeteleri katlar, pardösüsünü alır. “Sevim kızım, haftaya salı görüşmek üzere.” Koridorda herkes ayağa kalkar, ceket ilikler. Reha Bey selamları kriz masasından dönen bir general gibi kabul eder. Oysa üç saatte iki fincan kahve içmiş, bir kase Antep fıstığı bitirmiş, Dünya gazetesini okumuş ve bir genel müdür yardımcısının iki aylık moralini yerle bir etmiştir.

Mercedes’te şoför sorar: “Kandilli’ye mi efendim?”

“Evet evlat, yalıya sür. Hanım levrek buğulama yapmış. Ama sen yolda bir kırtasiyeye uğra; şirkette renkli çıktı yasakmış, torunun ödevini oradan alırız.”