Plaza Sözlüğü
"Aksiyon almak", "touchbase olmak" ve "low-hanging fruit" gibi kavramların Türkçesi, ne anlama geldiği ve toplantıda kullanıldığında kimin başını yaktığı.
/ak·si·yon al·mak/
Gereken pratik adımı atmak, harekete geçmek.
Toplantı boyunca 45 dakika boş konuştuk, kimse bir şey yapmadı; şimdi ortaya belirsiz bir sorumluluk bombası bırakıyorum, kim üstlenirse onun elinde patlasın.
/benç bek·le·mek/
Yedek kulübesinde sırasını beklemek.
Şirketin sana verecek bir projesi yok ama seni kovmaya da kıyamıyor; tüm gün boş boş ekrana bakıp kahve içerek delirme sürecindesin.
/börn·aut ol·mak/
Tükenmişlik sendromuna yakalanmak.
Haftada 65 saat çalışıp karşılığında sadece 3 ayda bir pizzalı kutlama aldım; artık Outlook bildirim sesi duyduğumda midem bulanıyor.
/sör·kıl bek et·mek/
Daha sonra konuya geri dönmek.
Bu konu şu an benim hiç işime gelmiyor, canımı sıkıyor ve cevabım yok; unutturana kadar konuyu kapatıyorum.
/dip dayv yap·mak/
Derinlemesine incelemek, detaya inmek.
Genel hatlarıyla anlattığım hiçbir şey anlaşılmadı ve sayılar birbirini tutmuyor; şimdi canınızı sıkacak 80 sayfalık teknik dipnotlara gömüleceğiz.
/lov hen·ging frut/
Alçak dalda asılı duran, kolay toplanan meyve.
Şirketin asıl büyük yapısal sorunlarını çözmeye ne bütçemiz ne de aklımız yetiyor; bari iki tane butonun rengini değiştirelim de bu çeyrek yönetim kuruluna 'başarı' diye sunalım.
/mayk·ro·me·nıc·mınt/
Aşırı ayrıntıcı, boğucu mikro yönetim.
Kendi işimi yapmaktan acizim ve içten içe yetersizlik hissediyorum; o yüzden senin yazdığın 2 satırlık e-postanın yazı tipine ve Excel hücresinin kenarlık kalınlığına karışarak kendimi önemli hissedeceğim.
/of·lay·na ta·şı·mak/
Görüşmeyi toplantı sonrasına bırakmak.
Burada 12 kişinin önünde beni rezil etmeye başladın, acilen sus ve odada teke tek kaldığımızda konuşalım.
/on·bor·ding sü·re·ci/
İşe yeni başlayan personelin kuruma uyum eğitimi.
Sana ilk iki hafta kimse bilgisayar şifreni ve yazılım yetkilerini vermeyecek; şirketin 80 sayfalık tüzüğünü boş boş okuyup ofiste nereye oturacağını bilemeden etrafta hayalet gibi dolaşacaksın.
/puş·bek ver·mek/
Geri püskürtmek, itiraz etmek.
Patronun saçma sapan yeni fikrine doğrudan 'hayır' diyemiyorum, o yüzden süreci uzatarak ve teknik mazeretler uydurarak fikri çürütmeye çalışıyorum.
/soft skil/
Kişilerarası iletişim, empati ve sosyal beceriler.
Teknik olarak hiçbir iş yapmayı bilmiyorum, kod yazamam, finansal modelleme yapamam; ama toplantıda herkesin lafını nazikçe bölüp 'Ben bu vizyonu çok sevdim' diyerek 2 katı maaş alabilirim.
/sink ol·mak/
Senkronize olmak, aynı frekansta buluşmak.
Benim kafamdaki planla senin yaptığın saçmalık birbirini tutmuyor; şimdi gel ve benim dediğimi kabul et.
/top·lan·tı set et·mek/
Bir görüşme takvimi oluşturmak, randevulaşmak.
İki cümlelik bir e-posta yazmaya üşeniyorum, o yüzden yarın öğleden sonranızdan 45 dakikanızı çalacağım ve ekrana sessizce bakacağız.
/taç·beys ol·mak/
Kısaca temas kurmak, durumu güncellemek.
Sana güvenmiyorum, işi yapıp yapmadığını gizlice denetleyeceğim ama bunu arkadaşça bir kahve sohbeti gibi göstermeye çalışıyorum.
/rep·ap yap·mak/
Özetleyip toparlamak, bitirmek.
Toplantı süresi 10 dakika aştı, bir sonraki toplantıya geç kalıyorum, ne konuştuğumuzu anlamadım ama çıkıyorum.