Aralık ayının son perşembesi. Levent’teki 38 katlı cam kulenin 26. katındayız.
Saat 19.45. Toplantı salonunun kapısı içeriden kilitli, havalandırma menfezinden boğuk bir hırıltı geliyor. Masada üç saat önce söylenmiş Margherita pizzaların yağlı kartonları, yanında soğumuş Americano bardakları. Dışarıda Büyükdere Caddesi yağmur altında kilit. İçeride çok daha kanlı bir hesaplaşma dönüyor.
Projeksiyonda devasa bir Excel açık: 2025_Q4_Yilsonu_Kalibrasyon_Final_v6_SON_revize.xlsx. 14 sütun, 180 satır. Her satır bir bordro, her sütun bir hayat.
Mavi ışık İnsan Kaynakları Direktörü Aylin Hanım’ın yüzüne vuruyor. Karşısında Dijital Kanallar Kıdemli Direktörü Mert Bey oturuyor; kravatı çözülmüş, Montblanc’ı deri sümene vurup duruyor. Tak, tak, tak.
“Mert Bey, lütfen duygusal davranmayalım. Pazarlama ve Dijital’de 14 kişiye 5 notu vermişsiniz. Genel Müdürlük talimatı açık: 5 alanların oranı yüzde 8’i geçemez. Sizinki yüzde 24. Kimi 3’e çekeceksiniz? İsim silin.”
Mert Bey gözlerini tavandaki fıskiyeye dikiyor.
“Aylin Hanım, Emre bu sene mobil bankacılık geçişini tek başına sırtladı. Maslak’taki sunucu odalarında dört ay sabahladı, nişanlısından ayrıldı. Ben bu çocuğa gidip ‘Sen aslında beklentileri karşılıyorsun’ dersem ocakta istifayı masaya koyar, Amsterdam’a uçar.”
Aylin Hanım gözlüğünü burnunun ucuna indiriyor. Dudaklarında o meşhur kalibrasyon tebessümü:
“360 raporuna baktınız mı? Paydaş yönetiminde ‘agresif ve buyurgan’ algılandığına dair iki anonim not var. Biz sadece kod kalitesini değil, kurum kültürüne holistik uyumu puanlıyoruz. Emre 3’te kalacak. Gelişime açık alan olarak da ‘aktif dinleme ve empati’ yazacağız.”
Mert Bey kalemi masaya fırlatıyor.
Genel müdürlük katında belirlenen toplam zam tavanı yüzde 28. Sokaktaki enflasyonu ise kimse yüzde 28 diye hissetmiyor. Aradaki farkı kapatmanın tek yolu var: başarılı insanları ortalamanın altına süpürmek.
Anonim İntikamın Excel Lisansı
360 derece geri bildirimin vaadi İskandinav demokrasisiydi: herkes yöneticisinden de, akranından da, astından da not alacak, hiyerarşi yıkılacaktı. Pratikte plazaların dijital intikam silahına dönüştü.
Süreç kasımda İK’nın neşeli e-postasıyla başlar: “Gelişim yolculuğumuzda birbirimize ayna tutuyoruz! Son gün 28 Kasım.” O an herkes bilir ki “anonim” denilen veritabanı İK iş ortaklarının iki tık ötesindedir; kimin ne yazdığı 48 saatte kahve makinesine ulaşır. Ortak buzdolabındaki badem sütünü izinsiz kullanan da, toplantıda sözünüzü kesen de bu kutucuklarda hesabını verir.
Tedarik Zinciri Müdürü Burak Bey, Finans’taki Selin Hanım hakkında şunu yazar:
“Selin Hanım teknik bilgisiyle süreçlerimize katkı sağlamakla birlikte, çapraz fonksiyonel sinerji yaratmada zaman zaman defansif bir tutum sergileyebilmektedir.”
Türkçe meali: Terfi etmesin.
Kasımda ofiste yapay bir bahar eser. Birbirine günaydın demeyen direktörler aynı masaya oturur.
“Selin’cim, kahve aldım sana. Yulaf sütlü flat white!”
“Ay Burak’cım çok incesin! Ben de tam senin 360 formunu dolduruyordum.”
Kanyon terasında ısmarlanan 220 liralık filtre kahveler aslında birer rüşvettir. İntikam, Excel formülleriyle soğuk yenen bir yemektir.
“Güçlü 3” Bataklığı
1 ile 5 arasındaki skalada en trajik rakam 3’tür: Beklentileri Karşılıyor. Kovulacak kadar kötü değilsinizdir, kutlanacak kadar da görünür değilsinizdir. On kişilik ekibi olan müdürün elinde iki “4” ve bir “5” kontenjanı vardır; geriye kalan yedi kişi ne yaparsa yapsın 3’e itilir.
Ocakta görüşme başlar. Müdür sesine babacan bir çaresizlik yerleştirir:
“Hakan, CRM geçişin şirketi kurtardı. Kalibrasyonda senin için masaya yumruğumu vurdum. Ama İK ‘ikinci senesinde, şimdi 4 verirsek motivasyonu düşer’ dedi. Seni 3’te tuttuk. Ama bu çok güçlü bir 3. Sen onu 3,8 gibi düşün.”
Sistemde “3,8” diye bir buton yoktur. Tek bir hane vardır: 3. Bordrodaki karşılığı yüzde 26 zam ve sıfır primdir. Ayın 19’unda Hakan yemek kartı bakiyesine bakar: 214 TL. Akşam Kanyon’daki markette indirimli labne ararken kendi kendine fısıldar:
“Ama yöneticim benim için masaya yumruk vurmuştu.”
Kimse yumruk vurmamıştır. Vurulan tek şey Hakan’ın alım gücüdür.
Gelişime Açık Alan İcadı
Kalibrasyonun asıl zihinsel eforu, başarılı çalışanın notunu düşürecek gerekçeyi uydurmaktır. Çünkü “Kasada para yok” denemez; onun yerine ölçülmesi imkânsız bir kusur icat edilir.
Kotasını yüzde 140 tutturan Kurumsal Satış Yöneticisi Kerem’in görüşmesi:
“Rakamların harika Kerem. Ama başarıyı tabana yayma konusunda daha kapsayıcı olmalısın. Hizmetkâr liderlik kasların henüz gelişmemiş.”
“Pardon Aylin Hanım, ben satış yöneticisiyim. Yan masadaki Berk’in ruhsal danışmanı mıyım?”
“İşte tam olarak bu tepkin Kerem’cim! Defansif refleks. Notunu bu yüzden 4’ten 3’e çektik.”
Hizmetkâr liderliğin ne olduğunu genel müdür dahil kimse bilmediği için Kerem itirazı çürütemez. 95.000 liralık prim kasada kalır; CFO yönetim kuruluna “operasyonel maliyetleri optimize ettik” der. Yazılımcının kusuru “kendini satamamak”, sessiz operasyoncununki “inisiyatif kası zayıf”, inisiyatif alanınki “risk iştahı yüksek” olur. O odada her erdem bir kusura çevrilir.
En karanlık köşe ise çan eğrisinin solundaki yüzde 5’tir. Hiç kimseye 1 ya da 2 vermeyen direktör “yetersiz lider” sayılır.
“Herkesin kusursuz olduğu bir dünya yok Mert Bey. Kimi vereceksiniz?”
Kurban genellikle henüz koalisyon kuramamış yeni gelen ya da arkasında Genel Müdür Yardımcısı olmayan sessiz çalışandır. Adı girilince İK düğmeye basar: PIP, yani Performans Geliştirme Planı. Gerçek adı LinkedIn’de “Open to Work” rozetini hazırla demektir. O kurbanın 1 alması sayesinde odadaki herkesin ortalaması kurtulur.
Ertesi Sabah
Gece 23.40’ta kapı açılır. Hücreler kilitlenmiş, çan eğrisi simetrik, bütçe kuruşu kuruşuna kurtarılmıştır.
Ertesi sabah Jura kahve makinesinin önünde Mert Bey fincanına espresso doldururken arkasından Emre yaklaşır:
“Günaydın Mert Bey! Mobil geçişte son logları da temizledik. Bu yıl kıdemli lead unvanını alırız inşallah. Maslak’ta kiralar 45.000 oldu, zorlanıyoruz.”
Mert Bey yüzüne şirketin en içten görünen tebessümünü yerleştirir:
“Seni çok iyi anlıyorum Emre’cim. Ben senin arkandayım, biliyorsun.”
Aktif dinleme ve empati. Seneye Emre’nin gelişime açık alanı olacak. Mert Bey’de ise, görüldüğü üzere, fazlasıyla var.



