Ocak ayının en dondurucu gecesi. Maslak’taki bir plazada, dört büyük denetim firmasından birinin denetim katında zaman durmuş gibi.
Saat 03.15. Binanın merkezi iklimlendirmesi saat 22.00’de tasarruf moduna geçmiş, cam kenarlarından jilet gibi bir ayaz sızıyor. Büyükdere Caddesi zifiri karanlık. Ama bu katta mesai hiç bitmedi: tavanda 6.500 Kelvinlik beyaz floresanlar yanıyor, yirmiye yakın genç insan saat öğleden sonra ikiymiş gibi monitörlere kilitlenmiş.
U biçimli masada beş büyük boy pizza kutusu duruyor; kaşarlar saatler önce donup beyaz, sert bir tabakaya dönüşmüş. Yanında ılık kolalar, kule gibi dizilmiş enerji içeceği tenekeleri. Oda ucuz mozzarella yağı, ter kokan sentetik gömlek ve soğumuş filtre kahve kokuyor.
Masanın köşesinde Zeynep oturuyor. 23 yaşında, Boğaziçi İşletme’den geçen haziran yüksek onurla mezun. Unvanı: Asistan 1. Göz altları patlıcan moru, topukluları masanın altında, çoraplı ayaklarını beton zeminde ısıtmaya çalışıyor. Ekranda bir perakende devinin 2025 konsolide mizanı açık: 84.620 satır.
Kopyala, yan sekme, yapıştır. Ekran donar. Excel’in tepesinde o gri kâbus belirir: (Yanıt Vermiyor). İki saniye sonra her şey bembeyaz olur, sekiz sütun birden kırmızıya döner: #REF! ve #N/A. Beş saatlik test uzay boşluğuna karışmıştır. Zeynep başını ellerinin arasına alıp ağlamaya başlar.
Yan masadaki Asistan 2 Murat kafasını kaldırır:
“Sakin ol, autosave klasörüne bak. Benim de geçen hafta 40 bin satırlık amortisman tablom patladı. İki saat tuvalette ağlayıp geri geldim.”
Cam bölmeli odadan Kıdemli Denetçi Emre çıkar. 27 yaşında, üç günlük sakal, elinde dördüncü kupa kahve. Sesi bir morg kadar soğuktur:
“Zeynep, ağlamayı sabah altıya ertele. Mizan denk çıkmazsa partner sabah dokuzda hepimizi çiğ çiğ yer. INDEX-MATCH kullan; VLOOKUP’la 80 bin satır çekilmez, kaç kere söyledim. Örneklemdeki 40 faturayı da arşivden tek tek teyit et. Bu gece uyku yok.”
Dört Aylık Toplu Çıldırma
Denetim dünyasında takvim ikiye ayrılır: insan gibi yaşanmaya çalışılan sekiz ay ve insanlıktan çıkılan dört ay. Busy season ocağın ilk pazartesi başlar, bahardaki rapor teslimlerine kadar sürer. Denetçiler günleri pazartesi, salı diye saymaz; “mizan teslimine üç gün”, “stok sayımı haftası”, “konsolidasyon faciası” diye sayar. Aileler gururludur: “Bizim kız Maslak’ta uluslararası firmada finans uzmanı.” Oysa işin büyük kısmı zihni uyuşturan bir kopyala-yapıştırdır.
“Bize üniversitede değerleme modelleri, türev araçlar anlattılar Emre. Yedi aydır tek yaptığım irsaliye numarası eşleştirmek! Muhasebeci 4 kuruşluk yuvarlama hatası yapmış, iki gündür o 0,04 lirayı arıyoruz!”
“O 4 kuruş bulunmazsa rapor şartlı çıkar. Bulacaksın.”
Müşteri tarafı da denetçiden nefret eder. Dudullu’daki fabrikada denetçilere bodrumdaki penceresiz arşiv odası verilir. Kıdemli muhasebe müdürü Hasan Bey dosyaları masaya fırlatır:
“Yine mi geldiniz fişçiler? 2014 model forkliftin amortisman kaydını sormuşsunuz. O forklift beş yıl önce hurdaya çıktı, gidin bahçede pasını sayın!”
“Hasan Bey, sabit kıymette aktif görünüyor. Hurda tutanağı lazım.”
“Tutanağı arşive gömdük. Bulun da görelim.”
Evrakın gecikmesinin bedeli, gece yarısı Maslak’taki asistanın uykusuna kesilir.
Saatlik Ücret
Zeynep’in net maaşı 39.500 TL. Yeni mezun için fena durmaz, ta ki matematik yapılana kadar. Busy season’da bir asistan haftada 85 ila 95 saat çalışır; sabah müşteride başlar, gece Maslak’ta biter, cumartesi tam gün, pazar evden mizan. Ayda 380 saat çalışan asistanın saatlik net ücreti 104 TL civarındadır. Aynı tarihte net asgari ücretin saatlik karşılığı yaklaşık 125 TL’dir. Boğaziçi diplomasıyla sabahlayan genç, plazanın zemin katındaki güvenlik görevlisinden daha az kazanır.
Peki bu saatler kayda geçer mi? Cuma akşamı müdür odaya girer:
“Arkadaşlar, bu işin bütçesi 400 saat onaylandı. Haftalık 90 saat girerseniz bütçe patlar. Herkes sisteme 45 saat yazsın, kalanı ‘eğitim’ yazın ya da hiç yazmayın. Biz de bu yollardan geçtik.”
“Ama bu hafta 92 saat çalıştım Emre Bey.”
“Zeynep, ‘takım oyununa uyumsuz’ notu almak istemiyorsan 45 yazarsın.”
Kayıtlarda herkes haftada 45 saat çalışmış görünür. Kalan 45 saatlik uykusuzluk, partnerlerin yıl sonu kâr payı havuzuna sessizce hediye edilir.
“İki Yıl Dayanıp Holdinge Geçerim”
Bu kadar zeki insan neden katlanır? Cevap plaza afyonudur: “İki yıl dayanıp kıdemli olurum, sonra bir holdinge finansal kontrolör olarak kapağı atarım.” Holdingler için bu tecrübe bir askerlik belgesidir; gece üçte gelen e-postaya itiraz etmeyen, ağlamadan formül yazan birini işe aldıklarını bilirler.
Yangın merdivenindeki sigara molası hastane koridorundan farksızdır. İkinci yıl asistanı Kaan titreyen parmaklarla sigarasını yakar:
“Abi saçlarımın önü döküldü, üç ayda yedi kilo verdim, geçen hafta mide spazmıyla acile kaldırıldım. Ama yedi ayım kaldı. Holdinglerde hayat varmış. Saat 17.30’da servis kalkıyormuş.”
“Kaan, geçen sene holdinge geçen Burak Abi’yi aradım. Orada da bütçe revizyonu varmış. Akşam onda çıkıyormuş.”
“Olsun, en azından hafta sonu aranmıyordur.”
Sabah 04.15
Floresanlar nihayet söner. Emre, Zeynep’in masasına taksi fişi bırakır:
“Evde iki saatin var. Saat 08.45’te Tuzla’daki fabrikanın toplantı salonunda olacağız.”
Zeynep sarı taksiye biner, başı soğuk cama düşer. Şoför aynadan bakar:
“Abla bu saatte işten mi dönüyorsun, işe mi gidiyorsun?”
“İkisi de abi.”
Eve 05.05’te varır. Yatağa girmez, girerse uyanamayacağını bilir. Üç kat fondöten, göz damlası, ütülenmiş yeni bir beyaz gömlek.
Saat 08.45’te Tuzla’daki fabrikanın toplantı salonunda genel müdür yardımcısı bilançoyu açar, Zeynep’in göz altlarına bakar:
“Hanımefendi, sabah erkenden mi geldiniz, yoksa dün akşamdan mı kaldınız?”
“İkisi de efendim.”



