Kadife ses tonu
Maslak 42’nin sekizinci katında derin bir çalışma sessizliği hâkimdir. Tavandaki gri akustik paneller insan fısıltısını bile yutamaz; duyulan tek şey mekanik klavyelerin tıkırtısıdır. Finans analistleri gürültü önleyici kulaklıklarını takmış, iki ekranlarına kilitlenmiştir.
Bu sessizliği bir ses böler. Çapraz masadaki kıdemli kurumsal satış yöneticisi Tolga dikleşir, lacivert ceketinin yakasını düzeltir ve kablosuz kulaklığına dokunur. Minik kırmızı meşgul ışığı yanar. Tolga’nın günlük, lakayt sesi buharlaşır; yerine ipeksi, kadife gibi, aşırı güven veren bir ton gelir. Gözlerini tavana diker, gümüş kalemi parmaklarında çevirir.
“Ahmet Bey! Harika bir iş günü diliyorum efendim. Sevkiyat durumunu sormak için aradınız, değil mi? İnanır mısınız, ben de tam bu saniyede dosyanızı açıyordum. Kalp kalbe karşıymış Ahmet Beyciğim.”
Çaprazındaki operasyon uzmanı Melis başını kaldırır, gözlerini kısar. Bu tonu iyi tanır. Tolga ne zaman bu kadar kibar konuşsa, arkasından bir operasyonel yangın çıkar. Kahve kupasını masaya bırakıp kulak kabartır.
“Gümrükten çıktı efendim”
Tolga koltuğunda arkaya yaslanır, ayaklarını masanın altında çapraz atar. Tek kişilik bir oyun sahnelemektedir.
“Ahmet Bey, lütfen hiç endişe etmeyin. Konteynerleriniz bu sabah gümrükten çıktı. Kırmızı hat muayenesi tertemiz tamamlandı, gümrük müşavirimiz bizzat başında bekledi. Paletler şu anda Gebze’deki aktarma merkezimizde, tıra yükleme başladı bile. Şoförümüz Mehmet Kaptan’la az önce görüştüm; yarın sabah dokuzda fabrikanızın kapısında. Bizde müşteri sözü senettir, rahat uyuyun.”
Sol eliyle havaya zafer yumrukları savurur. Karşı tarafın rahatladığı kulaklıktan taşan sesten bellidir: “Tolga Bey harikasınız!”
“Rica ederim efendim, kusursuz hizmet bizim felsefemizdir. Yarın sabah araç takip linkini size WhatsApp’tan atarım. Yönetim kurulu başkanınıza hürmetler.”
Bip. Odaya buz gibi bir sessizlik çöker.
SAP ekranındaki boşluk
Tolga ceketinin düğmesini çözüp yirmi yedi inçlik kavisli ekranına döner. Ekranda SAP açıktır; “Satış Siparişi Yarat” sekmesi donuk mavi renkte durmaktadır. Melis sandalyesini tekerlekleri üzerinde kaydırıp monitöre bakar ve nutku tutulur.
Sistemde ne sipariş vardır ne irsaliye. Formun kutuları bomboştur, malzeme kodu alanında sarı bir ünlem yanıp söner. Bırakın gümrüğü, tedarikçiye tek bir teklif talebi bile gitmemiştir. Satış bedeli 2,8 milyon lira olan endüstriyel parça henüz hammadde bile değildir; müşteriden alınması gereken yüzde 30 peşinat da hesaba yatmamıştır.
“Tolga, sen az önce o adama ne anlattın? Hangi tır yolda? Siparişi bile girmemişsin!”
“Gireceğim Melis, sakin ol.”
“Adam yarın montaj hattı duracak diyor! Bu ürün daha Çin’den gemiye yüklenmedi!”
“Gerekirse hava kargoyla çekeriz.”
“Hava kargo ürünün iki katı tutar!”
“Müşteri ilişkileri fonundan düşeriz.”
“Şirketin öyle bir fonu yok Tolga!”
“Ben yaratırım Melis. Satışın gücünü hafife alma.”
Stratejik beklenti yönetimi
Melis iki elini şakaklarına bastırır. Yarın sabah tır kapıda görünmeyince müşterinin ilk tuşlayacağı numara onun dahili numarası olacaktır. Tazminat tehditleri, avukat ihtarları onun e-posta kutusuna yağacak, Tolga ise “müşteri toplantısındayım” deyip telefonunu uçak moduna alacaktır.
“Ben yarın bu müşteriye ne hesap vereceğim?”
“Gümrük sisteminde global çökme var dersin.”
“Ben bu yalanı söyleyemem!”
“Kurumsal hayatta buna yalan denmez Melis. Stratejik beklenti yönetimi denir.”
“Gemi Şanghay’da tayfun yüzünden bağlı diyorum sana!”
“Tamam işte, tayfun dinince yola çıkar.”
“Yarın fabrikanın kapısına tır yerine tayfun mu göndereceksin?”
“Sen olaylara biraz negatif bakıyorsun.”
Melis genel müdür yardımcısının cam odasına bakar. Kapı kapalıdır, içeride bütçe sunumu vardır. Girse de bir şey değişmeyecektir: ciroyu getiren adam her zaman haklıdır, arkadaki pisliği toplayan operasyon her zaman suçlu.
Tolga istifini bozmaz. Çekmeceden antep fıstıklı çikolatasını çıkarıp ağzına büyük bir parça atar.
“Müşterinin banka limiti kırmızıdaydı, finans onayını bekledim.”
“Onay çıkmadıysa adama neden tır yolda dedin?”
“Siparişi rakibe kaptırmamak için. Bu ay bireysel hedefimi yüzde 140 tutturdum.”
“Tutturduğun hedef fabrikada parça bırakmadı!”
Tolga sonunda “Kaydet”e basar. Sipariş tarihine bugünü yazar, teslim tarihine ise yarını değil, yirmi gün sonrasını. Sistem yeşil ışık yakar, belge numarası üretilir: SO-2026-9941. Tolga ekrana tek başına savaş kazanmış gibi bakar.
Öğle arası
Ofis öğle rehavetine girer. Tolga deri montunu giyer, Alman otomobilinin anahtarını parmağında çevirir.
“Ben aşağı iniyorum, müşteri yemeğim var. Bir lojistik direktörüyle büyük bir ihaleyi konuşacağız.”
“Önce Ahmet Bey’in kayıp tırını bul.”
“Yarın sabah telefona sen bak.”
“Asla bakmam. Cep numaranı doğrudan adama vereceğim.”
“Ver Melis, telefonum gün boyu kapalı zaten. Ben satışçıyım; ben umut ve vizyon satarım. Sen gerçeği yönetirsin.”
Tolga cam kapıdan süzülür. Melis önündeki boş lojistik raporuyla baş başa kalır. Yarın sabah telefonun çalacağını, Dilovası’ndaki fabrikadan öfkeli bir sesin “Hanımefendi, kapıda tır falan yok!” diye bağıracağını bilir.
Kulaklığını takıp gözlerini tavana diker ve prova eder. Sesinin ipeksi, kadife gibi bir tona büründüğünü dehşetle fark eder: “Ahmet Bey! Tırımız otobanda zincirleme kazaya takıldı efendim, ekiplerimiz yolda.”



