Cuma: Pasta ve alkış
Cuma akşamüstü Maslak’taki bir plazanın on dördüncü katında yapay bir sevinç dalgası eser. Açık ofisin ortasındaki masaya mavi tüller asılmıştır: Kıdemli Strateji Müdürü Merve için veda partisi. Merve otuz ikinci haftasındadır, karnı burnunda, nefes almakta zorlanmaktadır. Masadaki pastanın üstünde pembe şeker hamuruyla yazılmıştır: “Aramıza Hoş Gel Bebek!”
Departman Direktörü Vedat Bey meyve suyu bardağını kaldırır. Yüzünde televizyon reklamlarından fırlamış bir samimiyet vardır.
“Merve bizim gözbebeğimizdir. Bu şirkette biz sadece iş arkadaşı değiliz, biz kenetlenmiş bir aileyiz. Merve bebeğini büyütsün, aramıza dönsün. Onun koltuğu burada her zaman hazır.”
Ofis alkışlar. İK uzmanı Selin, şirket logosu basılı bir bebek zıbınını uzatır. Merve’nin gözünden iki damla yaş süzülür.
“Bütün projeleri detaylıca devrettim Vedat Bey. On altı hafta sonra döneceğim.”
“Acele etme Merveciğim, çocuk her şeyden önce gelir.”
Merve masasındaki aile fotoğrafını çantasına koymaz, orada bırakır. Takvimde dönüş gününü kırmızı kalemle daire içine alır. Asansöre binerken içi huzur doludur. Plazada aidiyet hissinin kaç gün sürdüğünü henüz bilmemektedir.
Pazartesi: Koli baskını
Pazartesi sabahı idari işlerden Rıza elinde iki kahverengi koliyle kata girer. Yanında Vedat Bey vardır; cuma günkü babacan tavırdan eser yoktur.
“Rıza, bu masayı derhal boşalt. Her şeyi koliye doldur, arşiv odasına kaldır.”
“Merve Hanım daha yeni izne ayrıldı ama efendim.”
“Sana ne söylüyorsam onu yap!”
Merve’nin altı yıllık birikimi tek tek sökülür. Motivasyon kartları yırtılır, porselen kupası koliye tıkılır, aile fotoğrafı baş aşağı atılır: tak. Çekmecedeki ıslak mendiller ve yedek topuklular siyah bir çöp torbasına gider. İşlem on iki dakika sürer. Masa dezenfektanla silinir: fıs fıs fıs.
Yağma
Masa boşaldığı an yağma başlar. Merve’nin masasında katın en iyi ekipmanı vardır: yirmi yedi inçlik çift 4K monitör, bel fıtığı için özel getirtilmiş ortopedik koltuk ve Type-C bağlantı istasyonu. Yan masadaki kıdemli uzman Cenk sandalyesinden ok gibi fırlayıp monitör kablolarını sökmeye başlar.
“Hop Cenk, o monitör Merve’nin!”
“Merve dört ay yok oğlum. Ekran burada çürüsün mü?”
“Önce ben gördüm, ben alırım!”
İki uzman kabloyu çekiştirirken satıştan Ece koltuğu kapıp kendi masasına sürükler: gıııyş.
“Oh be, sonunda belim rahat etti.”
“Merve dönünce ne diyeceksin?”
“Merve dönene kadar kim öle kim kala canım.”
Saat 10.30’da masada çıplak sunta tabladan başka bir şey kalmaz. Saat 11.00’de yeni geçici analist gelir, sırt çantasını boş masaya koyar. Merve’nin altı yılına yetmiş iki saatte yabancı bir bayrak dikilmiştir.
Kanun ne der, Vedat Bey ne der
Hukukun söylediği başka şeydir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 74. maddesi doğumdan önce sekiz, sonra sekiz hafta olmak üzere on altı haftalık analık iznini güvenceye alır. 5. madde gebelik sebebiyle farklı muamele yapılmasını yasaklar; 22. madde ise çalışma koşullarında esaslı değişikliği işçinin yazılı onayına bağlar.
İK Müdürü Banu Hanım, Vedat Bey’in odasındadır.
“Vedat Bey, Merve döndüğünde eski pozisyonunu isteyecek. Hukuken riskli bu.”
“Boş masaya kira mı ödeyeceğiz Banu? Pozisyonu geçici arkadaşa verdik bile.”
“Dava açabilir. Madde 5’e göre dört aya kadar ücreti tutarında tazminat riski var.”
“Süt izni falan veririz, oyalarız. Avukatlar halleder.”
Dört ay sonra
Bir salı günü Merve pusetiyle lobiye gelir, ziyaretçi kartını takıp on dördüncü kata çıkar. Bebeğini eski ekibiyle tanıştırmak istemektedir. Cam kapı açılır, gözleri eski masasına kayar. Orada tanımadığı sakallı bir genç oturmaktadır; önündeki iki ekrandan biri Merve’nindir. Duvardaki ödül sertifikasının yerinde başkasının yapılacaklar listesi asılıdır.
Vedat Bey odasından çıkar, yüzünde sahte bir şaşkınlık.
“Aaa Merve! Hoş geldin! Bebek ne tatlı öyle!”
“Masamda biri oturuyor Vedat Bey?”
“Geçici arkadaşımız Doruk. Harika işler çıkarıyor. Sana daha sakin bir köşe düşündük.”
Parmağıyla koridorun en karanlık ucunu gösterir: fotokopi makinesinin yanı, erkekler tuvaletinin tam karşısı. Orada tek bir sallanan sandalye ve dar bir masa durmaktadır.
“Burada hava bile almıyor.”
“Süt izninde rahat edersin diye düşündük.”
Kucaktaki bebek huysuzlanıp ağlamaya başlar.
“Ben bu şirkete altı yılımı verdim.”
“Biz de sana değer veriyoruz Merve. Biz bir aileyiz.”
Avukat
Merve hiçbir tebriği beklemeden asansöre biner ve doğruca Levent’teki bir iş hukuku avukatına gider. Avukat fotoğraflara bakar, e-postaları okur.
“Önce arabulucuya gideceğiz. Anlaşma olmazsa madde 5’e dayanan ayrımcılık tazminatı ve esaslı değişiklik nedeniyle haklı fesih seçeneği var. Elinizdeki belgelerle kazanma ihtimaliniz yüksek.”
İki hafta sonra şirkete arabuluculuk çağrısı ulaşır. Vedat Bey’in odasında panik başlar; şirket her yıl “Kadın Dostu Şirket” ödülü almakta, LinkedIn’de eşitlik videoları paylaşmaktadır. Arabuluculukta anlaşılır: Merve’nin hesabına 650.000 lira yatar, bir gizlilik protokolü imzalanır. Merve arkasına bakmadan gider.
Birkaç hafta sonra şirketin web sitesine yeni bir afiş asılır: “Çalışanlarımızın anneliğini destekliyoruz, çünkü biz bir aileyiz.” Afişin fotoğrafında mavi tüllerin önünde bir pasta vardır. Merve’nin pastası.



