Salı öğleden sonra Maslak’taki bir kulenin 24. katında çift ekranlar parlıyor, klavye tıkırtısı kahve makinesinin uğultusuna karışıyordu. Camdan bakınca Boğaz Köprüsü ince bir çizgi gibi görünüyordu.
Kıdemli Satış Direktörü Burak Bey ceviz kaplama masasında üç aylık ciro tablosuna bakıyordu. Hedefler yüzde 40 sapmıştı ve haftalardır yönetim kurulunun baskısı altındaydı. O sırada şahsi telefonu titredi. Ekranda kurumsal bir sabit numara vardı: 0212 999 44 XX. Burak Bey’in göz bebekleri büyüdü. Bu numara Maslak’taki meşhur bir “executive search”, yani üst düzey kafa avcısı şirketine aitti.
Açık ofiste telefonu açamazdı; tek kelime sızsa koltuğu o saniye tehlikeye girerdi. Yüzüne acil tuvalet ihtiyacı varmış gibi bir ifade takınıp koridorun sonundaki ağır metal kapıya yürüdü. Üstünde yeşil neon yanıyordu: “Acil Çıkış / Yangın Merdiveni”. Kapı paslı bir gıcırtıyla açıldı, arkasından güm diye kapandı.
Betonun fiziği
Yangın merdiveni plazaların arafıdır. Havalandırmasızdır, çıplak beton kokar, tavandan kırmızı yangın boruları geçer. Daha önemlisi akustik bir faciadır: beton sesi emmez, en ufak nefes bile basamaklar boyunca katlar arasında yankılanır. Burak Bey bu fizik kuralını unutmuştu.
“Alo, Ece Hanım? Kusura bakmayın, İcra Kurulu toplantısından yeni sıyrıldım.”
“Merhabalar Burak Bey. Çok uluslu bir teknoloji grubu adına arıyorum. Pozisyon Türkiye Satıştan Sorumlu Başkan Yardımcılığı. Mevcut paketiniz nedir? Müşterimiz hızlı bir geçiş istiyor.”
Burak Bey sahanlıkta bir aşağı bir yukarı yürümeye başladı. Rugan ayakkabılarının kösele tabanı betona vurdu: tak, tak, tak. Ses merdiven boşluğunda bir dalga gibi yukarı ve aşağı tırmandı.
Net 380 bin artı Alman SUV
“Ece Hanım, açık konuşalım. Ben şu an şirketimde fazlasıyla rahatım. Yönetim bana sonsuz güveniyor.”
Koca bir yalandı. Burak Bey geçen hafta Genel Müdür’le kavga etmiş, kovulmanın eşiğine gelmişti.
“Şu anki net paketim 260 bin bandında, üstüne yıllık dört maaş prim. Altımda sıfır kilometre D segmenti bir araç var.”
“Müşterimiz başlangıç için net 320 bin teklif ediyor.”
“Olmaz Ece Hanım! O rakama yerimden kıpırdamam. Maslak’ta bu seviyede satış yöneten lider kalmadı. Masaya net 380 bin koyacaklar, prim garanti olacak. Araç olarak da kesinlikle Alman SUV. Hibrit ya da yerli asla kabul etmem.”
Sözler betona çarptı ve katlar arasında bir stadyum anonsu gibi dolaştı: “…Net 380 bin! Alman SUV!…”
“Ayrıca altı aylık sign-on bonus istiyorum. On iki yıllık kıdemimi yakıyorum, yeni şirket bunu peşin ödemeli.”
“Not aldım. Özel okul ödeneği ve sınırsız sağlık sigortası da pakette. Yarın öğleden sonra Zoom’da görüşelim mi? Daveti şahsi mailinize gönderirim.”
Burak Bey telefonu kapattı. Kendini şimdiden Alman SUV’un deri koltuğunda, Maslak trafiğinde selektör yakarken hayal ediyordu.
Alt basamaktaki şahit
İpek kravatını düzeltip dönmek üzereydi ki aşağıdan, 23. kat sahanlığından bir öksürük geldi.
“Öhö, öhö!”
Burak Bey kaskatı kesildi. Demir korkulukların arasından baktı. Basamakların köşesinde kapüşonlu gri svetşörtüyle biri oturuyordu; elinde minik bir elektronik sigara, ağzından vanilya kokulu duman. Strateji departmanının stajyeri Arda’ydı. Ve Arda, Genel Müdür’ün öz yeğeniydi.
“Ar… Arda? Sen ne arıyorsun burada?”
“Şey… Hava alıyordum Burak Bey. Burada içmek yasak, biliyorum ama…”
Burak Bey basamakları ikişer ikişer inip Arda’nın omzunu mengene gibi sıktı.
“Ne zamandır dinliyorsun?”
“En baştan beri Burak Bey. 380 bin dediğiniz andan beri.”
“Bak Ardacım, arkadaşlar beni arayıp işletti. Şakaydı.”
“Tabii Burak Bey. Kimseye bir şey söylemem.”
TBK madde 444
Burak Bey odasına koşup kapıyı kilitledi. Su bardağına uzandı; eli öyle titriyordu ki suyun yarısı masaya döküldü. Durum bir dedikodudan fazlasıydı. Sözleşmesinde Türk Borçlar Kanunu’nun 444. maddesine dayanan bir rekabet yasağı vardı ve rakip bir şirkete geçerse 1,5 milyon liralık cezai şart yazıyordu. Şirket sadakat borcuna aykırılık iddiasıyla 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II maddesine dayanmayı bile deneyebilirdi. Bu iddianın mahkemede tutup tutmayacağı ayrı bir konuydu; Burak Bey’in o an düşünebildiği tek şey Arda’nın amcasına ne zaman ulaşacağıydı.
Dahili telefon çaldı.
“Burak Bey, Genel Müdürümüz sizi acilen 28. kattaki makamına bekliyor.”
Saat 16.10’du. Arda görevini otuz beş dakikada tamamlamıştı.
28. kat
Genel Müdür deri koltuğunda oturuyordu, önünde Burak Bey’in çeyreklik satış raporu. Başını kaldırmadan konuştu.
“Burak, pazarlıklar nasıl gidiyor? 380 bini bağlayabildin mi? Alman SUV’un modelini seçtin mi?”
Burak Bey’in boğazı kilitlendi.
“Biz sana bu şirketin en kritik portföyünü emanet ettik, sen yangın merdiveninde bizi pazara çıkarıyorsun. İstifanı yaz. Yoksa yarın sabah avukatlarla konuşuruz.”
Burak Bey dolmakalemi aldı ve istifa protokolünü imzaladı. On iki yıllık kariyer bir yangın merdiveni ekosuyla bitmişti.
Akşam kulenin döner kapısından son kez çıktı. Metronun yürüyen merdiveninden inerken telefonu titredi. Ece Hanım’ın Zoom daveti gelmişti. Altında bir soru vardı: “Mevcut şirketinizden ayrılış süreciniz ne kadar sürer?”
Burak Bey acı acı güldü ve tek kelime yazdı: “Tamamlandı.”



