Perşembe öğleden sonra, Boğaz’a bakan sırtlardaki (hayali) Köklüoğulları Holding karargahı. Yönetim Kurulu salonunun dev camlarından köprü görünür; oda meşe cilası ve taze zambak kokar. Ortada yirmi kişilik yekpare ceviz masa, üstünde gümüş tepsilerde kristal bardaklar.
Masanın ucunda Kıdemli Strateji Analisti Caner dimdik bekler. Yirmi sekiz yaşındadır; Boğaziçi İşletme’yi birincilikle bitirmiş, London School of Economics’te yüksek lisans yapmış, CFA almıştır. Önünde deri ciltli, yüz kırk sayfalık bir rapor durur: “POLONYA VE ROMANYA AMBALAJ TESİSİ SATIN ALMA FİZİBİLİTESİ”. Caner bunun için altı ay gecesini gündüzüne katmıştır. Kışın eksi on beş derecede Katowice’deki karton fabrikasını gezmiş, hurda oranlarını yerinde hesaplamış, Bükreş’teki gümrük ambarlarında günlerce bekleyip lojistik rotalarını çıkarmıştır. Yirmi yıllık DCF modelleri, Monte Carlo analizleri… Liyakatin gücüne inanır.
Yüz Kırk Sayfalık Gurur
Salona gri takım elbiseli, altmışlık genel müdür yardımcıları girer. Caner’in amiri Strateji Direktörü Haldun Bey otuz yıldır holdingdedir; damatların, gelinlerin ve yeğenlerin huyunu suyunu ezbere bilir.
“Rapor harika görünüyor Caner.”
“Net bugünkü değer on sekiz milyon euro pozitif Haldun Bey. Üç buçuk yılda kendini amorti ediyor.”
“Aferin evlat. İşte kurumsal vizyon budur.”
Kaşmir Kazaklı Hanedan
Toplantı yirmi beş dakika gecikmiştir. Ağır ceviz kapı açılır ve Yönetim Kurulu Başkanı’nın yirmi altı yaşındaki yeğeni Emir Bey girer. Resmi unvanı **“Yönetim Kurulu Üyesi ve İcra Kurulu Murakıbı”**dır. Bu makam geçen yıl, annesinin genel sekretere verdiği bir talimat üzerine icat edilmiştir: “Emir oğlumuz şirkette tecrübe kazansın, ama çocuğu operasyonel işlerle fazla yormayın.”
Londra’da sanat tarihi ve medya okumuştur. Omuzlarına bağlı bej bir kaşmir kazak, bilekte bir buçuk milyon liralık saat, ayakta çorapsız süet mokasenler. Arkasından asistanı buzlu matcha latte taşır. Emir Bey selam vermez; telefondadır.
“Alican, tekneyi Yalıkavak’ta bağladın mı kardeşim? Cuma akşamı geliyoruz, şampanyaları soğutun.”
Masanın başındaki koltuğa yayılır. “Selam beyler, Bebek trafiği felaketti. Başlayın hadi, üçte Lucca’da randevum var.”
Haldun Bey çoktan ayağa fırlamış, iki büklüm olmuştur.
“Varşova Çok Griydi Caner’cim”
Caner kırk dakika boyunca Polonya ambalaj sektörünü, AB yeşil mutabakat teşviklerini ve risk simülasyonlarını anlatır.
“Sonuç olarak efendim, kırk beş milyon euroluk bu satın alma holdingimizi pazar lideri yapacaktır.”
Direktörler başını sallar. Gözler Emir Bey’e döner. Emir Bey raporun kapağını bile açmamış, pipetle maden suyunu hüpürdetmektedir.
“Caner’cim eline sağlık, slaytların renkleri güzelmiş. Ama ben Polonya fikrini hiç tutmadım.”
“Neden efendim? Rakamlar çok güçlü.”
“Geçen kış arkadaşlarla Varşova’ya gittik. İnanılmaz iç karartıcı bir yer.”
“Emir Bey, fabrika Katowice’de…”
“Fark etmez. Hava hep gri, insanlar soğuk, garsonlar İngilizce bilmiyor.”
“Ama efendim, biz orada yaşamayacağız, koli üreteceğiz!”
“Enerjisi kötü bir ülke Caner’cim. Aura yok. Ben negatif enerjili yere holding parası sokmam.”
Haldun Bey’in Gerdan Kırışı
Caner, otuz yıllık amirinin bu saçmalığa dur demesini bekler. Haldun Bey öne atılır:
“Emir Bey o kadar haklısınız ki! Biz de strateji ekibi olarak tam bunu tartışıyorduk. Coğrafi psikoloji modern ekonominin temelidir!”
“Değil mi Haldun Abi? Bence biz bu parayla Mikonos’ta beach club açalım.”
“Muhteşem bir vizyon! Turizmin nakit akışı her zaman daha çeviktir!”
CFO Semih Bey hemen ekler: “Kısa vadede beach club çarpanı ambalajı ikiye katlar efendim!” Baş Hukuk Müşaviri telefonundan Yunan avukatını yoklamıştır bile: “Kıyı tahsisini iki haftada bağlarız.”
“Harikasınız beyler. İşte sinerji budur.”
Toplantıdan sonra Haldun Bey kahvesinden bir yudum alır.
“Caner, beş yıl önce senin gibi Harvard mezunu bir arkadaşımız vardı. Büyük patronun damadına karşı çıktı. Kayseri’deki iplik ambarına sürdüler. Üç ay sonra istifa etti.”
Maaşlı Maraba
Emir Bey anahtarını alır. “Hadi eyvallah beyler. Caner’cim, haftaya Mikonos için bir slayt hazırla.” Islık çalarak çıkar. Yüz kırk sayfalık rapor masada ölü bir balık gibi kalır.
“Haldun Bey, siz az önce ne yaptınız?”
“Holdingde hayatta kaldım Caner.”
“Auraya göre mi yatırım yapıyoruz?”
“Bu holdingin hisselerinin yüzde seksen beşi o ailenindir. Biz maaşlı marabayız evlat. Rapor yazarız, onların masallarını süsleriz.”
“Ama ben Boğaziçi birincisiyim!”
“Boğaziçi birincisi olmak burada sekreter olmaya yarar. Kararları kan bağı verir.”
Akşam Caner camdan otopark çıkışına bakar; Emir Bey’in mat gri spor arabası kükreyerek yola çıkar. Denizli’deki emekli öğretmen babasını arar.
“İyiyim Canerim. Kahvede senin genel müdürlüğünü anlatıyorum.”
“Anlatma baba öyle şeyler.”
“Niye oğlum? Çalışan hakkını almaz mı?”
“Alır baba, alır. Ben sonra ararım.”
Caner raporu geri dönüşüm kutusuna bırakır ve yeni bir dosya açar: MIKONOS_BEACH_CLUB_FIZIBILITE_V1.PPTX. İnternetten beyaz kumsal, turkuaz su ve şezlong fotoğrafları indirir, ortaya dev harflerle yazar: “Mikonos Luxury Lounge: Genç ve Dinamik Nakit Akışı”. Tek bir denklem, tek bir amortisman hesabı yoktur.
Şezlongların yanına bir palmiye emojisi ekler. Sonra, alışkanlıktan, bir de güneş. Emir Bey’e aura lazım.



