Kasım ayının son cuma günü, Levent’te bir ofis kulesinin 12. katı. Dışarıda gri bir İstanbul sisi var, yağmur ses geçirmez camlara çarpıyor. Kıdemli Ürün Uzmanı Deniz koridorda sakin adımlarla yürüyor. Bugün altı haftalık ihbar süresinin son günü; saat beşte bilgisayarını teslim edecek. Altı yıl gece gündüz çalışmış, bütün bayramlarda nöbet tutmuş, sonunda rakip bir şirkete iki katı maaşla geçmişti.

Saat dörtte İnsan Kaynakları’nın buzlu cam kapısını itti. İK Direktörü Banu Hanım’ın önünde standart bir anket formu ve şık bir seramik kupa vardı.

“Deniz Bey, hoş geldiniz. Bugün çıkış mülakatımızı yapacağız. Amacımız süreçleri iyileştirmek. Burada konuşulan her şey tamamen gizlidir. Lütfen çok açık ve samimi olun.”

Deniz içinden güldü. Çantasından kalın bir plastik klasör çıkarıp masanın ortasına bıraktı. Küt.

“Emin olun fazlasıyla açık olacağım Banu Hanım. Dosyayı açalım mı?”

Kırk Beş Dakikalık İtiraf Seansı

“Ayrılma kararınızda yöneticinizin yönetim tarzı ne kadar etkili oldu?”

“Yönetim tarzı değil Banu Hanım. Organize usulsüzlük etkili oldu.”

Banu Hanım’ın kalemi elinden kaydı. Deniz ilk renkli çıktıyı koydu.

“Bölüm Müdürümüz Tayfun Bey’den başlayalım. Son bir yılda 450.000 TL temsil harcaması yazmış. Faturaların hepsi Bodrum ve Çeşme’deki balıkçılardan. Açıklamada ‘Büyük Müşteri Yemeği’ yazıyor. Masadaki tek müşteri kendi eşi ve kayınbiraderiydi. QR kodlu adisyonlar, rezervasyon saatleri ve Instagram fotoğrafları burada, çapraz eşleştirdim.”

İkinci sayfayı çevirdi.

“Pazarlamada her ay ‘Performans Danışmanlığı’ adıyla 180.000 TL fatura kesen bir şirket var: Nova Dijital. Kime ait biliyor musunuz? Pazarlama Direktörümüz Hakan Bey’in üniversiteden ev arkadaşına. İki yıldır tek bir rapor yok. Dekontlar ve Ticaret Sicil Gazetesi kayıtları ekte.”

Torpilli Stajyerler ve 340 Saat

Görüşme mülakattan çıkmış, duruşmaya dönmüştü.

“Siz de masum değilsiniz Banu Hanım. Geçen yaz iki stajyer aldınız. Biri Genel Müdür’ün golf arkadaşının kızı, öbürü Satış Başkan Yardımcısı’nın yeğeniydi. Haftada iki gün gelip masada video oyunu oynadılar. İkisine de tam zamanlı uzman maaşı bağlandı, projeleri gariban analistler sırtladı. Çocuklar terfi aldı, bizim analistlerin zam bütçesi kırpıldı.”

“Stajyer seçimleri yetenek havuzuna göre yapılır Deniz Bey.”

“Hangi havuz?”

Dördüncü evrak masaya indi.

“Zaman damgalı sunucu logları. Ekibim son altı ayda 340 saat karşılıksız fazla mesai yaptı. Şirket tek kuruş ödemedi. Ama Tayfun Bey bütçeden kendine sıfır kilometre Alman SUV kiraladı. Bir de ihbar sürem boyunca iş arama iznimi vermediniz. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 27. maddesine göre günde en az iki saat, ücret kesilmeden. Tayfun Bey ‘Projeler bitmeden ofisten adım atamazsın’ dedi.”

“İş arama izni operasyonel duruma göre düzenlenir.”

“Kanun öyle demiyor Banu Hanım. İzin kullandırılmazsa o saatlerin ücreti işçiye ödenir. Hesabını da yaptım, son sayfada.”

Etik Kurulu

Normalde bir çıkış mülakatı on beş dakika sürer; bir kahve, bir İsviçre çikolatası, “Kariyer yolculuğunuzda başarılar dileriz” ve el sıkışma. Deniz kırk dakikadır konuşuyordu.

“Bunları neden daha önce etik kuruluna bildirmediniz?”

“Etik Kurulu Başkanı Tayfun Bey’in dünürü. İki yıl önce benzer bir şikâyet yapan Kıdemli Mühendis Murat’ı unuttuk mu? Üç ayda performans bahanesiyle kapının önüne koydunuz.”

Banu Hanım tek kelime edemedi. Deniz son bombayı patlattı:

“Bu dosyanın bir kopyası Denetim Komitesi’ne ve Yönetim Kurulu Başkanı’na kuryeyle gitti. Saat beşte teslim edilecek.”

“Ne yaptınız siz? Bu şirket sırrıdır!”

“Şirket sırrı değil Banu Hanım. Siz başta söylediniz: burada konuşulan her şey gizlidir. Ben de sırrı size değil, yönetim kuruluna söyledim.”

Pazartesi Sabahı

Deniz kartını turnikeye son kez okuttu, döner kapıdan çıktı ve Levent’in serin havasını içine çekti.

Pazartesi sabahı Tayfun Bey neşeyle ofise girdiğinde makam odasının kapısında koyu lacivert takımlı üç müfettiş bekliyordu.

“Tayfun Bey, günaydın. Bilgisayarınızı ve şirket telefonunuzu teslim edin. İkinci bir emre kadar açığa alındınız. Temsil harcamalarınız ve Nova Dijital faturaları masamızda.”

“Korkunç bir yanlışlık var beyler.”

“Hiçbir eşyaya dokunmayın lütfen. Oda mühürlenecektir.”

Açık ofis dondu. Hakan Bey odasının kapısını içeriden kilitleyip storları indirdi. Banu Hanım yönetim kurulu katına çağrıldı; genel müdürün masayı yumruklayan sesi alt katlardan duyuluyordu.

Her çalışan Deniz gibi yapabilir mi? Pek değil. Elinizde inkâr edilemez belge yoksa isim vermek, yeni sözleşmeyi imzalamadan savaş açmak tehlikeli bir kumardır. Deniz’in klasörü altı yıllık bir arşivdi.

O sabah Deniz yeni ofisinde ilk kahvesini içerken eski bir ekip arkadaşından mesaj geldi: “Ortalık kan gölü. Tayfun ve Hakan açığa alındı. Efsane oldun.”

Hemen ardından yeni şirketin İK’sından bir takvim daveti düştü: “Hoş geldin görüşmesi. Burada konuşulan her şey tamamen gizlidir.” Deniz gülümsedi, çekmeceden boş bir plastik klasör çıkardı ve üstüne tarihi yazdı.