Levent’teki kulenin yirmi birinci katındaki dar ofis mutfağında hava bir cinayet mahalli kadar gergindir. Eviyeden klor ve deterjan kokusu yükselir, kahve makinesi tiz bir sesle cızıldar. Pazartesi sabahıdır.
Tezgâhın önünde, kabanını henüz çıkarmamış ürün uzmanı Merve dikilir. Bulaşık makinesinin buharı tüten kapağını indirir, üst sepeti öfkeyle çeker ve fincanları tek tek tarar. Aradığı şey promosyon bardağı değildir; Moda’daki atölyede kendi elleriyle yaptığı seramik kupadır. Tabanına kazımıştır: “LÜTFEN ALMAYINIZ – MERVE.” Sepette yalnızca şirketin beyaz porselenleri ve lekeli çay kaşıkları vardır.
“Kupam yok. İki gündür ofiste yoktum, bardağım yok. Kim aldı?”
Elinde sürahiyle duran stajyer iki adım geri kaçar. “Merve Hanım, ben yeni geldim. Sadece su alacaktım.”
Plazaların en sessiz ve en tehlikeli savaşı başlamıştır.
Kayıp Kupa
Plaza çalışanının kişisel kupası sıradan bir bardak değildir. Şirketin yılbaşında dağıttığı logolu bardaklar her yudumda çalışana sicil numarası olduğunu hatırlatır. Özel kupa ise bir manifestodur: Benim de bir hayatım var. O yüzden izinsiz alınması hırsızlıktan öte, egemenlik alanına saldırıdır.
Merve dolapları çarpar; kupa hiçbir rafta yoktur. Mutfak görevlisi Ayşe Abla sarı eldivenlerini çıkarır.
“Merve kızım, cuma akşamı yönetim katında acil toplantı vardı. Dışarıdan gelen heyete servis için buldukları bütün bardakları yukarı taşıdılar. Üstünde kocaman adın yazıyordu ama dinlemediler.”
Merve idari işlere koşar. “Gökhan Bey, mutfak kamerasını açın! Bardağım çalındı!”
“Mutfakta kamera yok Merve Hanım.”
“Kişisel verileri koruyorsunuz da kişisel kupayı korumuyorsunuz!”
Merve altmış masalık açık ofiste monitörlerin arkasını şahin gibi tarar. Kıdemli analist Cem Bey bardağını panikle havaya kaldırır: “Yok valla! Bakın, şirketin logosu var!”
Badem Sütü ve Seviye Çizgisi
İkinci cephe çift kapılı buzdolabıdır. En üst raf bitkisel beslenenlere aittir; litresi yüz kırk lirayı aşan badem ve yulaf sütleri dizilidir. Kutuların üzerinde büyük harfler: “PELİN – LÜTFEN İÇMEYİNİZ!”, “BERK’İN SÜTÜDÜR – ASLA DOKUNMAYIN.” Ofis otlakçıları için bu uyarıların hiçbir hükmü yoktur.
Pelin her sabah kutuyu ışığa tutar ve arkasına tükenmez kalemle çizdiği seviye çizgisine bakar. Bugün süt çizginin iki parmak altındadır.
“Koskoca şirkette yüz kişi maaş alıyoruz, benim sütümden otlakçılık yapılıyor! İçen parasını IBAN’ıma atsın! Sen mi içtin Berkecan?”
“Yemin ederim laktozsuz inek sütü içiyorum Pelin Hanım. Belki buharlaşmıştır.”
“Badem sütü buharlaşmaz Berkecan! İnsanlar içer!”
Şüpheli çoktur ama suçlu asla bulunmaz. Buzdolabı hırsızlığı iz bırakmayan kusursuz bir suçtur. En alt rafta ise üç ay önce unutulmuş bir karnabahar kabı yeşil küf bağlayıp kendi uygarlığını kurmuştur. İK her ay “Buzdolabı Boşaltma” e-postası atar; küflü kap şirket hafızası gibi yerinde kalır.
Son Damla
Asıl ahlaki çöküş kahve makinesinde yaşanır. Pazarlama direktörü Kemal Bey mutfağa girer, potun dibinde yarım fincanlık zift gibi kahve görür, son damlaları bardağına boşaltır. Kural basittir: son kahveyi alan su koyar, filtreyi değiştirir, düğmeye basar. Ne var ki Kemal Bey filtreyle vakit kaybetmeyecek kadar stratejik bir şahsiyettir. Boş potu yanan rezistansın üstüne bırakıp odasına döner.
On dakika sonra analist Burak yanık kokusuyla sarsılır.
“Kahveyi bitiren yenisini koysun! Rezistans yine kömür oldu!”
“Kim yaptı?”
“Yönetim katından biri indi az önce.”
“Bir sürahi su doldurmak kaç saniye sürer?”
“Onlar strateji çizer Burak. Su doldurmaz.”
Kemal Bey o sırada cam odasında ekibine “ortak kaynak bilinci ve empati” üzerine konuşmaktadır.
Mikrodalgada Somon
Saat 12.30’da mikrodalganın önünde sekiz kişilik kuyruk vardır. Analist Caner evden getirdiği somon buğulamayı kapaksız olarak dört dakikaya kurmuştur. Yağlar tavana patlar, geniz yakan koku havalandırmayla açık ofisin göbeğine savrulur.
“Biri ofiste balık mı ısıttı? Nefes alamıyoruz!”
Caner kapağı açar, mutfağa sarı bir duman yayılır. “Omega üç arkadaşlar. Odaklanmaya çok iyi gelir.”
“Bu kulede cam açılmıyor, farkında mısınız?”
“On dakikaya geçer, abartmayalım.”
Koku üç gün boyunca perdelere ve koltuklara siner. O fırına kimse yemeğini sokamaz; herkes yemekhaneye iner.
Post-it Diplomasisi
Yüz yüze konuşamayanların son silahı renkli yapışkan kâğıtlardır. İsim verilmez ama zehir saçılır. Mikrodalganın kapağında pembe bir not: “Kokulu yiyecekler tüm kata yayılmaktadır. Lütfen koruyucu kapak kullanınız. Teşekkürler :)” Sondaki gülen yüz, plaza dilinde açık bir tehdittir.
Bulaşık makinesinde neon sarı bir not: “Makineyi boşaltmak HEPİMİZİN sorumluluğudur!” Altına tükenmez kalemle cevap: “Sen önce kendi yağlı kabını yıka!”
Öğleden sonra kupa soruşturması sonuçlanır. Kupa dördüncü kattaki yönetim salonundadır; içinde soğumuş yeşil çay, kenarında fuşya ruj lekesi. Bardağı kullanan, şirketin dış danışmanıdır. Merve kupayı alır, çamaşır suyuyla üç kez yıkar. “Biz bir aileyiz” masalı o ruj lekesiyle çökmüştür.
Masasına dönüp kupasını, sütünü, kahvesini ve metal kaşığını masanın altındaki çekmeceye koyar, anahtarı iki tur çevirir. Ertesi gün idari işlerden bütün kata e-posta gelir: “Ortak mutfakta kişisel eşya bulundurulmaması rica olunur.” Altında bir gülen yüz vardır.



