Palladium Tower’ın on altıncı katında dışarıdan daha soğuk bir hava eser. Dışarıda Ataşehir gökdelenlerinin arasında sulu kar savrulur, ama asıl kış içeridedir. Tavandaki VRF menfezleri aralıksız uğuldar ve buz gibi hava doğrudan orta alandaki operasyon masalarına iner.

Kıdemli risk analisti Zeynep ellerini ovuşturur. Beş dakika önce koyduğu filtre kahve çoktan soğumuştur. Başını kaldırıp duvardaki termostata bakar. Mavi ekranda dev bir rakam parlar: 18.0°C.

“Kızlar, termostata bakın! Yine 18’e düşürmüşler.”

“Ben parmaklarımı hissetmiyorum Zeynep. Az önce Enter tuşuna basamadım.”

“Kim elledi yine o kumandayı?”

“Köşe masadaki Cengiz Bey.”

Zeynep’in üstünde kalın yün bir hırka, boynunda iki kat kaşmir şal, ayağında kürklü botlar vardır. Yine de kemiklerine kadar titrer. Bu sıcaklıkta finansal analiz yapılmaz; burası ofis değil, soğuk hava deposudur.

Hırkalar ve Polar Battaniyeler

Açık ofisin orta alanı kutup seferine dönmüştür. Sandalye arkaları paltolarla doludur. Kimi bacaklarına polar battaniye sermiş, kimi parmaksız eldivenle fare tutmaya çalışır. Masa altlarına gizlice konmuş küçük ısıtıcılar şirket kuralıyla yasaktır; İş Sağlığı ve Güvenliği her an “yangın riski” diyerek baskın yapabilir.

“Aslı, mutfaktan sıcak su aldın mı?”

“Aldım ama çelik termos bile soğuyor bu rüzgârda. Klima doğrudan enseme üflüyor.”

“Geçen hafta iki kişi sinüzit oldu.”

“Kurumsal dilde buna taze hava sirkülasyonu diyorlar.”

“Taze hava değil bu, Sibirya!”

“Evden termofor getirdim, kucağımda tutuyorum. Şu efervesan C vitaminini de bardağa atalım.”

“Tablet erimiyor Aslı. Su buz gibi.”

Kâğıt mendil kutuları masadan masaya gezer, boş pastil kutuları birikir. Eczaneden sipariş edilen burun spreyleri kuryeyle lobiye gelir. Ofisin öbür ucunda ise bambaşka bir iklim hüküm sürer.

Sıcak Basan Direktör

Köşe cam tarafında satış direktörü Cengiz Bey oturur. Yüz kiloluk cüssesiyle deri koltuğundadır, gömleğinin üst iki düğmesi açıktır. Öğlen ağır bir kebap yemiştir. Alnında ter boncukları parlar, sunum dosyasını yelpaze gibi sallar. Onun dünyasında hava asla soğuk değildir, ofis her zaman oksijensizdir. Gökdelenin pencereleri açılmaz; tek hava kaynağı merkezi klimadır.

Cengiz Bey güya su sebiline doğru yürür. Asıl hedef termostattır. Kimsenin bakmadığı bir saniyeyi yakalar, mavi tuşa iki kez basar, fan hızını “fırtına”ya alır. Cihaz onaylar: bip. Menfezlerin uğultusu ikiye katlanır.

Zeynep yerinden yay gibi fırlar.

“Cengiz Bey, lütfen yapmayın! Donuyoruz!”

“Sadece nefes almaya çalışıyorum Zeynep Hanım. Beynime kan gitmiyor.”

“O zaman ceketinizi çıkarın, pamuklu giyinin.”

“Ben genel müdür yardımcısı adayıyım, askılıyla mı oturayım?”

“Biz de insanız, montla çalışıyoruz!”

“Gidin sıcak bir adaçayı için, geçer.”

Koli Bandı Siperi

Bürokratik yollar tükenince gerilla taktikleri başlar. Zeynep kırtasiye dolabından şeffaf koli bandı, yazıcı odasından bir deste A4 kapar.

“Ne yapacaksın Zeynep?”

“Menfezi kapatacağım Merve.”

“İdari İşler görürse ihtar yazar.”

“Yazsınlar. Donup ölmekten iyidir. Sandalyeyi iki elinle tut.”

“Cengiz Bey buraya bakıyor!”

“Baksın. Bu meşru müdafaa.”

Zeynep tekerlekli koltuğa çıkar, bandı dişleriyle yırtar. Beş A4’ü yan yana yapıştırıp tavandaki ızgaranın önüne bir rüzgâr kalkanı kurar. Hava akımı yön değiştirir, masadaki fırtına diner. Tavandaki kâğıtlar gemi yelkeni gibi şişer. Zafer ilk kez üşüyenlerin tarafındadır.

Merkezi Sistem İdealdir

Plazada zaferler kısa sürer. Cengiz Bey kâğıt yelkeni görür ve teknik servisi arar. On beş dakika sonra kapıda lacivert tulumlu, elinde lazer termometreli Selim Usta belirir.

“Usta, tavana bakın! Havalandırmayı kundaklamışlar.”

“Selim Usta sakın dokunma, biz donuyoruz!”

“Sakin olun, ölçelim.”

Termometrenin ekranında 21.4 yazar.

“Gördüğünüz gibi 21,4 derece. Gayet ideal.”

“Neresi ideal? Rüzgâr kafamıza iniyor!”

“Merkezi sistem akıllı otomasyonla çalışır hanımefendi. Genel merkez prosedürü 21 derecedir.”

“O zaman bu kumandayı niye 18’e çekiyorlar?”

“Cihaz kendini dengeler. Sistemi ellemeyiniz.”

Selim Usta merdivenini açar, kâğıt siperi çakısıyla tek hamlede keser. Buz gibi hava Zeynep’in saçlarına yeniden çarpar. Menfez intikam alırcasına daha gürültülü üfler.

Termometreli İsyan

Zeynep pes etmez. Çantasının gizli gözünden küçük bir oda termometresi çıkarıp monitörün kenarına yapıştırır. Kırmızı sütun 17’de çakılı kalır. Termometrenin ve titreyen parmaklarının fotoğrafını çeker, İK Direktörüne, İSG Kuruluna ve Genel Müdüre gönderir. Konu satırı büyük harflerle: AÇIK OFİSTE DONMA TEHLİKESİ.

İki dakika sonra otomatik yanıt gelir: “Talebiniz bina yönetimine iletilmiştir. Ortak çalışma konforu şirketimizin ana ilkesidir.”

Cengiz Bey karşıdan zafer dolu bir bakış atar, bardağındaki buzları şıngırdatır. Zeynep şalını burnuna kadar çeker.

Saat altı olunca montlar giyilir, fermuarlar sonuna kadar çekilir. Kule personeli lobiye kaçar; karlı sokak ofisten sıcak gelir. Döner kapının önünde Cengiz Bey durur, kabanını sonuna kadar ilikler, atkısını iki kez dolar ve homurdanır: “Bu şehirde kimse ısıtmayı ayarlamayı bilmiyor.”