Maslak Sun Plaza, on altıncı kat. Pazartesi sabahı, haftanın ilk çalışma günü başlamak üzere. Otomatik cam kapı fısıltıyla açılır ve içeri ilk adımı kıdemli veri mimarı Sinan atar. Atar atmaz da zınk diye durur.
Burnuna tarif edilemez, ekşi, tatlımsı ve çürük bir koku çarpar. Midesi yukarı kalkar. Ağzını atkısıyla kapatıp geri sendeler.
“Bu ne rezalet yahu! Hafta sonu burada kanalizasyon mu patladı?”
İkinci asansörden elinde sıcak kahvesiyle proje müdürü Ece iner. Kata adım attığı an kupayı düşürecek gibi olur, burnunu tıkar.
“Sinan, bu koku ne?”
“İçeride ceset var herhalde.”
Saat 08.40’tır ve açık ofisin havası zehirlenmiştir. Bu felaketin arkasında tek bir fail vardır: monitör arkasında unutulmuş ithal, sarı bir muz.
Cuma: Sağlıklı Yaşam Hevesi
Her şey geçen cuma başladı. Pazarlama uzmanı Berk yeni bir diyete başlamıştı: “Artık rafine şeker yok, doğal besleneceğim.” Sabah plazanın altındaki gurme markete indi, meyve reyonunda uzun uzun inceleme yaptı ve tanesi 45 TL olan, üzerinde tek leke olmayan kusursuz bir muz seçti. Planı netti: saat dörtte çiğ bademle yiyecekti.
Muzu göz önünde durmasın, başkasının canı çekmesin diye yirmi yedi inçlik monitörünün arkasına sakladı. Saat 15.30’da Almanya ofisinden acil revizyon istendi. Berk Excel tablolarına gömüldü, toplantı üstüne toplantı yaptı, muzu tamamen unuttu. 17.58’de servis telaşıyla çantasını kaptı, asansöre depar attı. Muz, monitörün sıcak kasasının arkasında yapayalnız kaldı.
Hafta Sonu: 31 Derecede Simya
Cuma akşamı yedide bina tasarruf moduna geçti, klimalar kapandı. Cumartesi sabahı güneş Maslak’ın camlarına vurdu. Pencereler kilitliydi; ofis fırına döndü. Sıcaklık saat saat tırmandı: 24, 28, nihayet 31 derece.
Sarı kabuk önce kahverengi beneklerle kaplandı, cumartesi gecesi zift karasına döndü. Pazar günü organik yapı çöktü: muzun içi sıvılaştı, kabuk yarıldı ve koyu sarı, yapışkan bir balçık Berk’in kumaş mousepad’ine süzüldü. Mousepad onu sünger gibi emdi. Ağır bir sirke kokusu havayı sardı ve karanlıkta ilk sirke sinekleri koloni kurdu.
Pazar gecesi 22.30’da güvenlik görevlisi Rıza el feneriyle on altıncı katın koridorunda devriye geziyordu. Burnuna garip bir koku geldi, duraksadı.
“Mutfaktaki bulaşıklar koktu herhalde. Yarın temizlikçiler halleder.”
Omuz silkip yangın merdiveninden aşağı indi. Muz bütün geceyi tek başına çalışarak geçirdi.
“Burada Fare mi Öldü?”
Pazartesi 08.55’te açık ofis girişinde yirmi beş kişi birikmişti; kimse masasına doğru tek adım atamıyordu. Muhasebe müdür yardımcısı Şule herkese lavanta kolonyası dağıtıyordu.
“Alın burnunuza sürün çocuklar!”
“KDV beyannamesini bugün vermemiz lazım Şule Hanım, bu havada tek fatura girilmez!”
Suçlu arayışı hemen başladı. “Temizlik ekibi çöpleri boşaltmadı yine!” Finans direktörü Murat Bey ceketini burnuna bastırarak geldi.
“Ne bekliyorsunuz kapıda? Abartmayın, alt tarafı havasız kalmıştır.”
İçeri cesurca bir adım attı. İki saniye sonra gözleri yaşararak geri fırladı.
“Klima borusunda fare ölmüş! Hemen idari işleri arayın!”
İdari işler şefi Selami Bey burnuna mandal takıp el feneriyle içeri girdi. Masaların arasında dedektif gibi ilerledi, koku keskinleştikçe yön buldu ve sonunda pazarlama adasında, Berk’in masasının önünde durdu. Fener monitörün arkasına döndü. Bir zamanlar sarı olan muz kömür parçasına dönmüştü. Mousepad’in üzerinde kahverengi bir bataklık parlıyordu; USB ve HDMI kabloları içine saplanmış, üstünde yüzlerce sinek uçuşuyordu.
“Olay yerini buldum!”
“Fare miymiş Selami Bey?”
“Hayır Murat Bey! Muz!”
Bilgi işlemden Çağlar kablolarını kurtarmak için öne çıktı, monitörün arkasını görünce geri çekildi.
“Ben bu kablolara dokunmam. Type-C portunun içine muz püresi dolmuş. Monitör demirbaş, tutanak tutmam lazım.”
Kapıdaki kalabalık aynı soruyu sordu: “Bu masa kimin?”
Fail
Tam o anda Berk asansörden indi. Sırtında spor çantası, yüzünde pazartesi keyfi.
“Günaydın millet! Ne bu kalabalık?”
Yirmi beş çift göz aynı anda ona döndü. Ece parmağını uzattı.
“Berk, sen cuma günü masanda ne unuttun?”
“Hiçbir şey. Ceketimi aldım çıktım.”
Selami Bey plastik cetvelle monitörün arkasını işaret etti. “Şu kara leke sizin muzunuz Berk Bey.”
Berk baktı. Rengi bembeyaz oldu.
“Aaa… Şey… Ben onu yiyecektim aslında.”
“Yiyecek miydin? Muz orada kendi cumhuriyetini ilan etmiş!” dedi Murat Bey. “Müşteri toplantım var, insanları buraya nasıl sokacağım?”
Temizlik ve Hüküm
Selami Bey sarı eldivenlerini taktı, çift kat çöp poşeti açtı ve plastik bir spatulayla siyah pelteyi kazıdı. Kazındıkça koku arttı; iki stajyer lavaboya koştu. Yedi yüz liralık mousepad poşete gitti, kablolar ıslak mendille silindi, masa üç kez çamaşır suyuyla yıkandı. Selami Bey masanın kenarına elma sirkesi ve deterjan dolu bir karton bardak koydu, ağzını streç filmle kapatıp kürdanla delikler açtı. Sinekler saatler içinde dibe çöktü. Koku gitmedi; tavan döşemelerine işlemişti. Ekip gün boyu kabanlarıyla oturdu.
Öğleden sonra İK Berk’i cam bölmeli toplantı odasına çağırdı ve ona “Ekip Sağlığını Tehlikeye Atma” konulu bir uyarı yazısı imzalattı. Slack’te herkes ona muz emojisiyle cevap vermeye başladı; gizli gruplardaki adı “Muzlu Katil” oldu. İki saat sonra İK’dan yeni bir e-posta düştü: “Açık Ofiste Taze Meyve Bulundurma Yasağı.”
Berk’in masasında artık yalnızca kapalı bir su şişesi duruyor. Ertesi cuma, gurme marketin önünden geçerken meyve reyonuna bakmadı bile. Bir paket gofret aldı. Rafine şekerdi ama en azından hafta sonu kimseyi öldürmezdi.



