Maslak 42’nin on birinci katındaki cam mutfakta kuyruk var. Floresanların altında İsviçre yapımı devasa bir Franke kahve makinesi parlıyor, haznede kavrulmuş Etiyopya çekirdekleri dönüyor.

Kıdemli kullanıcı deneyimi araştırmacısı Defne makinenin önünde. Elinde Berlin’den özel seçip aldığı pastel pembe bir kupa, üzerinde “Mindful Living” yazıyor. Saat 09.15’te parmağıyla “Oat Flat White” butonuna dokunuyor.

Bip, bip. Ekranda kırmızı bir pencere patlar: “Yulaf Sütü Haznesi Boş. Lütfen İkmal Yapınız.”

Defne’nin parmağı havada kalır, yüzündeki kan çekilir.

“İnanamıyorum, yulaf sütü bitmiş!”

“Nasıl biter Defne? Daha dokuz çeyrek!”

“Badem sütüne bas bir de.”

“Bastım Pelin, o da kırmızı!”

“Fındık sütü?”

“Fındık sütü bu şirkete hiç girmedi ki. Ben bu kafayla toplantıya nasıl gireceğim?”

Defne iki elini başına koyar. Bu bir içecek eksikliği değil, bir hayat tarzı çöküşüdür.

Son Damla Savaşı

Buzdolabının kapağını iki eliyle açar. Orta rafta gri karton bir kutu yan yatmış: OATLY BARISTA. Kulağına götürüp sallar. Dipte taş çatlasa yirmi mililitre.

Tam o anda arkasında elinde çelik termosla marka yöneticisi Berk belirir.

“Pardon Defne, o kutuyu ben alabilir miyim? Dokuz buçukta Dublin’le toplantım var.”

“Kutuyu ilk ben buldum Berk! Öğlene kadar migrenden bayılırım ben!”

“Bölüşelim o zaman, birer damla damlatırız espressonun üstüne. En azından rengi kırılır.”

“Ben renk için değil, mikrobiyota dengesi için içiyorum!”

Karton kutunun köşesi ezilir, nezaket buharlaşır. Defne kutuyu sert bir hamleyle çekip bardağına eğer. Pıt, pıt, pıt. Köpük oluşmaz, kahvenin yüzünde açık renkli küçük bir halka belirir. Berk arkadan güler.

İnek Sütüyle Yüzleşme

Dolabın alt rafında sıra sıra mavi kutular durur: Tam Yağlı Pastörize İnek Sütü. Arkada bekleyen kıdemli satış uzmanı Murat sabırsızlanır.

“Defne Hanım, dolap inek sütü dolu, koysanıza birini.”

“Benim bağırsak mikrobiyotam hayvansal laktozu kabul etmiyor Murat Bey. Almanya’ya test gönderdim, intoleransım yüzde 90 çıktı.”

“Biz kırk yıldır içiyoruz, bir şey olmuyor.”

“Sizin floranız kalınlaşmış Murat Bey, benimki çok hassas.”

“Test kaç para tuttu?”

“12.000 TL. Sağlığın bedeli olmaz.”

“Bütün ofis inek sütü içiyor ama.”

“Bütün ofis karbon ayak izine ortak oluyor o zaman!”

İnek sütü içenler ellerindeki bardaklara suçlu gibi bakar. Defne mavi kutuyu işaret parmağının ucuyla, radyoaktif bir şeymiş gibi iter.

Laktozsuz İçiver Canım

Mutfağa elinde koli bıçağıyla İdari İşler şefi Nalan Hanım girer. Plazanın bütün tedarik bütçesi ondadır.

“Ne bu tantana sabah sabah?”

“Nalan Hanım, yulaf sütü bitmiş!”

“Bitti tabii, haftalık stoğu iki günde tükettiniz. Bütçe kısıtlaması geldi, ay sonuna kadar yok. Litresi 110 TL oldu, haberiniz var mı?”

“Biz bu şirkete milyon dolarlık ciro üretiyoruz!”

Nalan Hanım dolaptan yeşil kapaklı bir kutu çıkarıp masaya koyar: tak.

“Alın, laktozsuz süt. Gaz yapmaz, için gitsin.”

“Nalan Hanım, laktozsuz süt de inekten çıkıyor!”

“Çıkıyor ama enzimi parçalanmış işte.”

“Ben endüstriyel çiftliklere karşıyım diyorum!”

“O zaman kahvenizi sade için Defne Hanım, sırayı tıkamayın.”

Defne dudaklarını ısırır. Bu şirkette inovasyon sadece afişlerdedir.

180 TL’lik Kurtarma Operasyonu

Defne teslim bayrağını çekmez. Pembe kupasını masasında bırakır, kaşmir kabanını kapıp asansöre koşar. Hedef, kulenin alt katlarındaki üçüncü dalga kahvecidir. Döner kapıdan çıkınca Maslak rüzgârı yüzüne çarpar.

“Bana acil bir double shot flat white lütfen. Yulaf sütüyle.”

“Yulaf sütü artı 45 TL efendim.”

“Farkı neyse ekleyin, yeter ki gerçek yulaf sütü olsun. Köpük yoğun olsun.”

“Toplam 180 TL.”

Telefonunu terminale dokundurur: bip. Bir bardak kahve için fahiş bir para. Ama Defne pişman değildir; o para kahveye değil, saygınlığa ve bağırsak huzuruna ödenmiştir. Barista sütü köpürtür, üstüne zarif bir lale çizer.

Karton Bardaktaki Zafer

Defne mat karton bardağı göğüs hizasında, kahvecinin logosu herkese görünecek şekilde tutarak yukarı çıkar. Koridorda moda haftasında yürür gibi salınır. Mutfağın cam bölmesinin önünden geçerken inek sütüyle kahve yapmaya çalışanları merhametle süzer.

“Aşağı mı indin sen?” diye sorar Pelin.

“Evet, o endüstriyel süte mahkûm olamazdım. Lale bile çizdiler.”

“Çok pahalı değil miydi?”

“Bağırsaklarıma saygım paradan değerlidir Pelin.”

Bardağı logosu koridora bakacak şekilde klavyenin sağına koyar, laptopla birlikte fotoğrafını çekip Instagram hikâyesine yükler: yeşil bir yaprak emojisiyle “Sabah yakıtım”. Alevli beğeniler yağar.

Tam o sırada Nalan Hanım koridordan geçer, bardağa bakar.

“Afiyet olsun Defne Hanım. Litresi 110 TL’ydi, bilmem kaç bardak ederdi.”

Defne hesap yapmaz. Yapsa, iki günlük kahve parasıyla dolaba kendi Oatly kolisini koyabileceğini görürdü. Ama kolinin üstünde kahvecinin logosu yok.