Çarşamba öğleden sonra, Maslak’taki bir kulenin on dördüncü katında hava donma noktasına yaklaşır. Yüz yirmi kişinin tek bir ara bölme olmadan yan yana dizildiği salonda yalnızca tavan menfezlerinin uğultusu duyulur. Galvaniz borulardan üflenen kutup rüzgârı akustik panelleri yalar ve doğrudan tasarım ekibinin çıplak ayak bileklerine çarpar.

Saat 14.30. Salonun ortasında Finans Direktörü Vedat Bey durmaktadır. Lacivert yelekli takımının düğmeleri iliklidir, alnındaki teri mendiliyle siler. Elinde siyah plastik klima kumandası vardır. Duvardaki termostata bir garnizon komutanı edasıyla bakar.

Yirmi metre ötede Kıdemli UI/UX Tasarımcısı Ceren iki büklüm oturmaktadır: parmaksız örgü eldivenler, boynunda üç tur kaşmir şal, dizlerinde polar battaniye. Dev kulaklığının bir tarafını aralar:

“Ayak parmaklarımı hissetmiyorum. O kumandayı bir derece daha düşürürse şirketin bütün tasarım sistemini Comic Sans yapıp istifa edeceğim.”

Yan masadaki art direktör Selim fısıldar:

“İstifa etme Ceren, montunu giy. Birazdan dördüncü kademe fanı açacak.”

21 Derece İnadı

Plazada klima kumandası bir iklimlendirme aracı değil, egemenlik sembolüdür. Altı yüz elli metrekarelik zeminde sıcaklık asla eşit dağılmaz: cam kenarındaki yöneticilerin masası güneşten 27 dereceyi bulur, menfez altındaki yazılım masaları buzul çağındadır.

Vedat Bey yeleğini temmuzda bile çıkarmaz. Onun biyolojisine göre ortam 21,5 dereceyi geçtiği an felaket başlar: “Beyne giden kan yavaşlar, rehavet çöker, fatura kesimi aksar.” Bu yüzden kumanda, masasının sağ üst çekmecesinde, şirket kaşesi ve otopark kartıyla birlikte kilit altındadır.

İK uzman yardımcısı çekinerek yaklaşır:

“Vedat Bey, arka blokta insanlar kabanla oturuyor. 23 dereceye çekebilir miyiz?”

“Kuzucuğum, içerisi ısınırsa kimse mutabakat yapamaz. Üşüyen hırka alsın.”

“Ama muhasebedeki stajyerin dudakları morardı.”

“Ihlamur içsin kuzucuğum, bünyesi kuvvetlenir.”

Geçen kış yazılımcılardan biri Karaköy’den evrensel kızılötesi kumanda almıştı. Vedat Bey kahveye çıktığında derece 24’e fırlıyor, döndüğünde hışımla 21’e iniyordu. Üç hafta süren kızılötesi savaşı, bina yönetiminin ana panoyu şifrelemesiyle bitti. Açık ofis kalıcı kışa mahkûm edildi.

Desibel Cehennemi

Asıl yıkım akustik cephededir. Satış Müdürü Tolga tekli Bluetooth kulaklığıyla koridorda volta atar; sesi fırtınalı bir tersanedeymiş gibi gürdür:

“Hakan Bey harika bir çeyrek kapattık! Bu kontratı bu akşam close ederiz!”

Arkasında bıraktığı masalarda kırk yazılımcı dişlerini sıkar.

“Tolga Bey, içeride müşteri toplantısı yapıyoruz, sesiniz mikrofona giriyor!”

“Tamamdır Selin’cim, volümü kısıyorum, closed deal kutluyoruz burada!”

İki dakika sonra ses yeniden megafon seviyesindedir: “Target’ı ikiye katlıyoruz!”

Ama Tolga’dan daha sinsi bir tehdit vardır. Saat 15.00’te alkali beslenme akımına kapılmış Kıdemli CRM Analisti Mert çantasından sert bir Amasya elması çıkarır. İlk ısırık: KIRRRÇ! O ses Ceren’in beyninde bir sinir ucunu koparır. Elma biter, kabus bitmez; Mert bu kez çiğ fındık poşetini on dakika boyunca hışırdatır.

“Mert afiyet olsun, mutfakta mı atıştırsan acaba?”

“Yok, iki dakikada hallediyorum, kan şekerim düştü de.”

“Poşet çok ses çıkarıyor ama Mert’çim.”

“Kaju da var Selin, ister misin?”

Buna bir de mavi switch’li mekanik klavyeler eklenir. Kullanan için yazma hazzı, yanındaki için kafatasına çivi çakılmasıdır.

Kabin Kapmaca

Yüz yirmi kişiye dört adet tek kişilik telefon kabini düşer. Müşteri Deneyimi Uzmanı Burak bilgisayarıyla kabinin camına yaklaşır; içerideki İK danışmanı tam kırk iki dakikadır oradadır. Tık, tık. Kadın beş parmağını kaldırır: beş dakika daha.

“Kırk dakikadır içeridesiniz, müşteri bekliyor!”

“Performans mülakatı yapıyorum, başka kata bakın!”

Açık ofiste mahremiyet yoktur. Sevgilisiyle tartışmak, bankayla kredi yapılandırmak ya da iş görüşmesi yapmak isteyen yangın merdivenine kaçar. Şeffaflık adı altında herkes herkesin hayatını dinler.

Sony ve Bose Barikatı

Bu cehennemde tek savunma hattı aktif gürültü engellemedir. Sony WH-1000XM5 ve Bose QuietComfort kafa üstü kulaklıklar müzik cihazı değil, barikattır. Düğmeye basılır: “Noise Cancelling.” Tolga’nın naraları su altı uğultusuna, Mert’in elması sessizliğe karışır.

Kulaklığın asıl gücü sosyolojiktir: “Bana yaklaşma, soru sorma, göz teması kurma.” Şeffaflık Modu ise ofis içi casusluğun en rafine silahıdır. Çalışan pürdikkat kod yazıyor görünürken iki masa arkadaki terfi kavgasını kelimesi kelimesine dinler.

Proje yöneticisi Ceren’in omzuna dokunur. Ceren kulaklığın tek tarafını bilerek, çok yavaş kaldırır:

“Pardon, hiç duymamışım. Deep focus modundaydım.”

“Şu raporun revizyonuna bakacaktık.”

“Takvime toplantı koyun, öyle bakalım.”

Donan Ayakların İsyanı

Temmuzda bile sandalyelerin arkasında polarlar asılıdır. Çekmecelerden termal çoraplar çıkar. Temizlik personeli masa altındaki teçhizata artık şaşırmaz: koliden rüzgâr barikatları, menfezlere bantlanmış mukavvalar, ayak desteklerine sarılmış sıcak su torbaları.

Geçen ay iki operasyon uzmanı dışarıdan gizlice 1.200 wattlık bir infrared soba sokmuştu. Saat 16.00’da fişi prize taktılar. Çaaat. Bütün katın sigortaları attı, şirket kırk beş dakika tek bir e-posta gönderemedi. Ertesi sabah İK’dan kırmızı puntolu duyuru geldi: “Harici Isıtıcı Cihazların Kesin Yasaklanması Hakkında.”

“Menfezleri A4 kâğıdıyla kapattık dün gece.”

“Tesis güvenliği sabah beş buçukta sökmüş.”

“Ticket açalım bari.”

“Açtık Burak. ‘Merkezi otomasyonun dinamik dengesi bozulur’ deyip reddettiler.”

İnsanlar tir tir titrer, duvardaki ekran ise yeşil yanar: “21,5 °C Ideal Working Environment.”

Saat 17.30’da yüz yirmi kişi turnikeye doğru sürüklenir. Hepsinin tek bir hayali vardır: kapısı kilitlenen, penceresi açılan, kumandası kendi elinde olan küçük bir oda.

Vedat Bey en son çıkar. Çekmecesini kilitler, anahtarı yeleğinin cebine koyar. Kumanda gece boyunca içeride, 21 derecede nöbet tutacaktır.