Cuma akşamı, Gebze Organize Sanayi Bölgesi. Dışarıda sert bir poyraz sac çatıları döverken ağır sanayi tesisinin bilgi işlem katında floresanlar cızırdar, hava bayat poğaça ve soğuk filtre kahve kokar. Duvardaki dijital sayaçta kırmızı rakamlar geriye akar: SAP GO-LIVE: T-MINUS 54 SAAT.

Saat 19.45. IT Direktörü Selim Bey odanın ortasında volta atıyor; kravatını çoktan cebine tıkmış, göz altları mor. Karşısında Big 4 danışmanlık firmasının kıdemli proje müdürü Burak oturuyor: yirmi yedi yaşında, iki renkli deri ayakkabıları pırıl pırıl.

“Burak, eski sistemi kapattık mı?”

“Kapattık Selim Bey. AS400 yeşil ekranları artık yok.”

“Geri dönüş şansımız kaldı mı?”

“Roll-back opsiyonunu öğleden sonra masadan kaldırmıştık. Yönetim kurulu sunumunda ‘Yolumuz tek, hedef canlı’ demiştiniz.”

“Ben onu lafın gelişi söyledim Burak!”

“Kurumsal cesaret bunu gerektirir Selim Bey.”

“Bana bak çocuk, fabrikayı yakarsan seni holdingin bahçesine gömerim.”

Cuma gecesi rehaveti

Ekipte on sekiz kişi var, dokuzu holdingden, dokuzu saati 180 euro fatura kesen dış danışman. Köşede kıdemli ABAP geliştiricisi Orhan Usta sessizce çay yudumluyor: elli sekiz yaşında, otuz yıldır fabrikada, bıyıkları sigara sarısı. Ekranda milyonlarca satırlık stok kartı eski sistemden yeni tablolara akıyor.

“Yüzde kırk aktarıldı!” diye bağırır genç bir danışman.

“Gördünüz mü? Korkacak hiçbir şey yokmuş,” der Selim Bey.

Orhan Usta bardağı tabağa sertçe bırakır. “Erken sevinmeyin. Z’li tabloları daha bağlamadınız, bizim kantar o BAPI’leri tanımaz.”

“Merak etmeyin Orhan Bey, global best-practice uyguluyoruz,” der Burak.

“Burak Bey, kantarın üstündeki kütük demir global best-practice dinlemez.”

“Walldorf standartlarını baz aldık efendim.”

“Walldorf’ta çamurlu kamyon şoförü yok Burak.”

Orhan Usta sigara içmek için yangın merdivenine çıkar. İçeride gençler alkışlar; ilk parti malzeme verisi aktarılmıştır. Ambar kodlarının içinde neler yazdığına bakan olmamıştır.

Cumartesi 03.40

Camlar terlemiş, karton bardaklar yerlerde yuvarlanıyor. Birden izleme ekranı kızıla boyanır: DBIF_RSQL_TABLE_UNKNOWN.

“Hocam sistem kilitlendi!” diye dikleşir Basis uzmanı Tolga. “Dump alıyoruz, ST22 ekranı alev aldı! Bellek yüzde 99,8, buffer taştı!”

Orhan Usta yangın merdiveninden içeri girer. “Ne oldu, patladı mı bizim Alman mucizesi? Ben size kırk yıllık mamul kodlarını silmeyin demiştim. 1986’dan kalma galvaniz sac kodunu bu sistem tanımaz.”

Eski sistemin metin alanlarında otuz yılın notları duruyordu: “Hasan Çavuş’un onayladığı parti”, “Boyası hafif çatlak sac”. Bu notlar yeni alan formatını patlatmıştı. Veritabanı dondurulur.

“Pazartesi sabah sekizde sevkiyat var. Beni asarlar çocuklar,” der Selim Bey.

“Almanya merkezli acil destek bileti açtık efendim. SLA süremiz dört saat.”

“Dört saat sonra fabrikanın önünde elli tane tır olacak Burak!”

Herkes birbirine bakar, kimse sorumluluk almaz. Burak masanın altındaki çantasından yeni bir gömlek çıkarır.

Fabrika kapısında 312 kamyon

Pazar öğlen tır kuyruğu D-100’e kadar uzamıştır. Şoförler kontak kapatıp yola inmiş, nizamiyeye dayanmıştır. Telsiz cızırdar: “Selim Bey, şoförler irsaliye istiyor!”

“Sistemde küçük bir optimizasyon var deyin.”

O anda kapı tekmeyle açılır ve Fabrika Müdürü Necati Bey dalar; baretinin altından ter boşanıyor, tulumu makine yağı içinde. Doğrudan Burak’ın yakasına yapışır.

“Sen misin o danışman? Fırınlar 1.200 derecede bekliyor! Mal girmiyor, kantar tartmıyor!”

“Necati Bey, MM modülü konfigürasyonu sürüyor…”

“Kantarın üstünde kırk ton kütük var, bilgisayar ‘Ağırlık tanımsız’ diyor! Açın o eski yeşil ekranı!”

“Eski ekranın fişini cuma gecesi çektik Necati Bey,” der Selim Bey.

Necati Bey donakalır. “Fişi mi çektiniz? Fabrika durursa saatlik zarar elli bin dolar!”

“Fiori arayüzünde ufak bir yetki sorunu var…” diye siner Burak.

“Yetkine başlatma şimdi! Demir soğursa fırınlar patlar!”

Umutsuzluk Vadisi

Pazar gecesi, yetmiş saattir kimse banyo yapmamış. Tolga klavyenin üstünde bayılmış. Danışmanlık firmasının kıdemli direktörü Faruk Bey nihayet Maslak’tan gelir: özel dikim lacivert ceket, elde iPad, yüzde huzurlu bir tebessüm.

“Selimciğim, krizleri birer dönüşüm fırsatı olarak görmeliyiz. Bakın, change management eğrisinde tam ‘Umutsuzluk Vadisi’ndeyiz. Bu çok sağlıklı bir sancı.”

“Dışarıda üç yüz şoför seni arıyor Faruk. Git onlara anlat vadini.”

“Sözleşmemizin 14. maddesi açıktır: veri kalitesinden müşteri sorumludur. Bu ek entegrasyonlar için de CR yazmamız gerekecek. Yaklaşık dört yüz adam/gün.”

“Sistem çalışmıyor diyorum, sen bana fatura çıkarıyorsun!”

Orhan Usta köşeden kahkahayı basar. “Faruk Bey, o metodolojiyi kantarın altına koy da kamyonlar geçsin.”

Kutsal A4 kâğıdı

Pazartesi sabahı sistem teknik olarak açıktır, ekranda masmavi logolar parlar, ama hiçbir irsaliye onaylanmaz: ERROR: BUKRS 1000 NOT FOUND. Necati Bey nizamiyeye iki ahşap masa koydurur, üstüne sarı teksir kâğıtları ve mavi tükenmezler yığılır. Orhan Usta elinde tahta cetvelle oturur.

“Plakan ne kaptan?”

“34 YK 412 Orhan Usta. Otuz iki ton inşaat demiri.”

Orhan Usta sarı kâğıda yazar, altına kırmızı kaşeyi basar. “Bas gaza geç. Tartıyı sonra defterden düşeriz.”

Tırlar birer birer hareket eder, baca yeniden tüter. 2,4 milyon euroluk yazılım içeride kilitli beklerken fabrikayı kırtasiyeden alınmış elli liralık bir mühür kurtarır. Öğleden sonra holdinge ortak bir e-posta düşer: “SAP S/4HANA projemiz başarıyla canlıya alınmıştır. Tüm paydaşlarımıza teşekkür ederiz.” Selim Bey e-postayı okur, başını klavyeye koyar ve on dört saat uyur.

Salı sabahı Maslak’taki genel müdürlüğün fuayesinde dev ekranda “SAP DİJİTAL DÖNÜŞÜM ZAFERİ” yazar. Yönetim kurulu başkanı, yanında Faruk Bey, mikrofona “Artık tüm verilerimiz bulutta” der; alkış kopar. Aynı dakikalarda Gebze’de stajyerler iki yüz elli sayfalık el yazısı sevkiyat listesini Excel’e girmeye çalışır. Selim Bey kokteyle çağrılmamıştır.

Gebze’deki odasında uyandığında telefonunda Faruk Bey’den yeni bir teklif yanıp söner: “SAP Stabilizasyon ve Hata Giderme Desteği: Ayda 95.000 Euro.” Selim Bey teklifi okur ve başını yeniden klavyeye koyar. Yanağındaki tuş izleri tam yerine oturur.