Cuma akşamı, Maslak’ta bir plazanın yedinci katındaki loft ofis. Tavanlar açık, havalandırma boruları mat siyaha boyanmış. Duvarda neon sarı harflerle bir slogan parlıyor: “Work hard, play harder.”

Girişteki ahşap mutfak adasında iki musluklu çelik bir bira fıçısı duruyor; biri yerli IPA, öbürü Alman buğday birası akıtıyor. Mermer tezgâhta kavanoz kavanoz organik kaju ve kuru incir. Hoparlörlerden lo-fi hip-hop yayılıyor, kurucunun Fransız buldoğu halıda koşturuyor. Köşede bir masaj masası kurulu; haftalık gelen fizyoterapist beyaz önlüğüyle bekliyor.

Ama bu karnavalın içinde kimse gülmüyor. Yirmi altı yaşındaki frontend geliştiricisi Kaan masasında heykel gibi oturuyor. Göz altları mor, boyun kasları düğüm. Bu hafta seksen iki saat çalışmış ve bu gece eve dönme ihtimali sıfır.

Masaj Randevusu

“Kaan Bey, 17.30 randevunuz geldi. On beş dakika sırt ve boyun gevşetelim.”

Kaan başını çift monitörün arasından güçlükle kaldırır.

“Gelemiyorum hocam. Bu akşam canlıya çıkışımız var.”

“Ama omurganız tamamen kilitlenmiş.”

“Omurgam kilitlensin mühim değil hocam. Yeter ki ödeme sistemi kilitlenmesin.”

Tam o anda kurucu ortak Caner Bey belirir: otuz bir yaşında, Patagonia polar yelek, gri Allbirds, elinde taze sıkılmış kereviz suyu.

“Kaan kardeşim, masajını alsaydın ya. Biz çalışan esenliğine acayip önem veriyoruz.”

“Caner Bey, Almanya banka entegrasyonunda sürekli hata alıyoruz. API yanıt vermiyor.”

Caner Bey’in babacan tebessümü donar.

“Bunu bu gece canlıya almamız şart. Pazartesi Berlin ekibi demoyu izleyecek.”

“Sabaha kadar buradayım zaten.”

“Harikasın! İşte bu ownership ruhuna bayılıyorum. Bira musluğu arkada, istediğin kadar doldur.”

On beş dakikalık masaj hakkı sessizce buharlaşır. O masa çalışanın sağlığı için değil, çalışan eve gitmesin diye kurulmuştur.

Musluğun Yazılı Olmayan Kuralı

Saat 20.30. İki hafta önce işe başlayan yirmi üç yaşındaki junior ürün uzmanı Ece mutfağa yanaşır. Mülakatta İK ona “Bizde hiyerarşi yok, cuma akşamları bira içer eğleniriz” demiştir. Bardağa yarım parmak buğday birası doldururken üç yıldır burada ter döken kıdemli veri analisti Burak yanına gelir.

“Bence o bardağı masana götürme.”

“Neden? Resmi yan hak değil mi bu?”

“Yan hak. Ama musluktan bardak doldurursan herkes senin işin bitti sanır. İşi biten insana da hemen yeni sprint’ten acil iş kilitlerler. Ben geçen ay bir bardak içtim, sabah dörde kadar SQL yazdım.”

Ece bardağı lavaboya boşaltır, yerine acı filtre kahve doldurur.

Musluk aslında mülakatlarda yeni mezun avlamak ve kariyer hesabında paylaşmak için oradadır. Tavandan sarkan jüt halatlar ve mor puflar gibi o da bir vitrin süsüdür.

Tozlu Konsol

Saat 22.15. Dinlenme alanındaki dev televizyonun altında beyaz bir PlayStation 5 durur; kasasında iki parmak toz, kollarının şarjı aylar önce bitmiş. Yanında turnuva standartlarında bir İtalyan langırt masası.

Herkes görünmez kuralı bilir. Eski iOS yazılımcısı Onur bir çarşamba saat dörtte konsolu açmış, bir maç atmış, bir de gol sevinci yapmıştı. Ertesi sabah İK’ya çağrıldı: “Onur, şirketimizin yüksek tempolu ve odaklı kültürüne tam uyum sağlayamadığını üzülerek gözlemliyoruz.” İki hafta içinde gönderildi.

O günden beri konsola kimse dokunmaz. Langırt masası gelen kargo kutularını yığmaya yarar.

Gece 02.15

Kulede yalnızca birkaç ofiste ışık yanmaktadır. Kaan’ın yanında Android yazılımcısı Cem üçüncü enerji içeceğini bitirmiş, uyanık kalmak için alnına soğuk su serpmektedir. Kaan’ın kulaklığında o tanıdık tahta vuruş sesi patlar. Caner Bey, Yeniköy’deki Boğaz manzaralı dairesinde kuş tüyü yastıklarının arasından yazmıştır:

“@kaan canlıda sepet tutarı yüzde 10 eksik hesaplanıyor. Ciddi churn riski var. Acil hotfix geçer misin?”

“Caner Bey iyi geceler, backend ekibinden birine yönlendirebilir miyiz?”

Kırk saniye sonra cevap gelir:

“Kaan, biz burada departman sınırlarına inanmıyoruz. Biz tek bir organizmayız. Çözümü üreten şampiyon olur.”

Kaan hiç bilmediği backend satırlarını açar. Harfler ekranda dans eder. Saat 04.10’da hatayı geçici bir yamayla düzeltir: “Hotfix canlıya alındı Caner Bey. Sistem stabil.” Cevap gelmez. Caner Bey çoktan uyumuştur.

Biz Bir Aileyiz

Cumartesi öğlen Kaan üstünden tır geçmiş gibi uyanır. “Rockstar Team 🚀” WhatsApp grubunda Caner Bey’in sabah 08.45’te bıraktığı mesaj durmaktadır:

“Günaydın canlar! Pazartesiki yatırımcı demosu öncesi pürüzleri sıfırlamak için yarın 13.00’te ofiste mini bir hizalanma yapalım. Napoli pizzaları ve soğuk biralar şirketten! Unutmayın, biz sıradan bir şirket değiliz, biz bir aileyiz.”

Kaan pazar günü iki aydır görmediği annesine gidecekti. Ona yazar: “Anneciğim çok affet, şirkette yine acil durum çıktı.” Altı dakika sonra kırgın bir ses kaydı gelir:

“Oğlum yüzünü unuttuk. Gece gündüz oradasın, canını mı alacaklar?”

Şirket aileniz olunca gerçek aileniz bekleme listesine düşer.

Doksan Dört Saat

Pazar gecesi “mini hizalanma” on saati doldurmuştur. Toplantı odasında pizza kutuları ve yağlı peçeteler birikmiş, herkes birer birer kaçmıştır. Kaan’ın haftalık çalışma saati doksan dörde ulaşmıştır.

Birden göğsünün sol tarafında keskin bir sızı hisseder. Nefesi tıkanır, parmakları uyuşur. Dizlerinin üstüne çöker, alnını soğuk cama yaslar. Yirmi altı yaşında ilk panik atağını yaşamaktadır. Karanlık mutfaktan musluğun damlama sesi gelir: tık, tık, tık.

Biraz sonra kalkar. Personel kartını masanın ortasına bırakır, montunu giyer. Asansöre giderken mutfağa uğrar, kendine kocaman bir bardak buğday birası doldurur ve ayakta, yudum yudum bitirir.

Burak haklıydı. Musluktan bira dolduran herkesin işi bitmiş sayılıyordu.