Pazartesi sabahı, Maslak’taki bir teknokentin açık ofisinde yüz elli yazılımcı dip dibe kod yazıyor. Hava bayat filtre kahve, ter ve enerji içeceği kokuyor; mekanik klavyeler tavanı dövüyor.
Kıdemli Backend Mühendisi Emre yirmi dokuz yaşında. Go, Kubernetes ve yüksek trafikli mikroservis mimarisinin tek sahibi. Son sekiz aydır cumartesi pazar demeden haftada yetmiş saat çalışmış.
İK portalını açar, tarihleri seçer: 14–19 Temmuz. Toplam beş iş günü. Nişanlısı Zeynep’le altı aydır bu Kaş tatilini planlıyorlar; butik otelin parası ödenmiş, biletler alınmış. İzin bakiyesi: otuz sekiz iş günü. Emre “Talebi Onaya Gönder”e basar ve kahve almaya gider.
İçindeki huzur on iki dakika sürer.
Kırmızı Çarpı
Ekranın köşesinde kırmızı bir bildirim yanar: “Yıllık izin talebiniz yöneticiniz tarafından REDDEDİLMİŞTİR. Gerekçe: Q3 sprint takvimi ve operasyonel iş gereklilikleri.”
Yan masadaki Scrum Master Pelin Hanım dev seramik kupasıyla döner.
“Emre, izin girdiğini gördüm. Ama canım, Sprint 48’in ortasına denk geliyor.”
“Alt tarafı beş gün Pelin!”
“Beş gün diyorsun ama velocity grafiğimiz yüzde kırk düşer.”
“Grafiğin batsın Pelin! Nişanlımla tatile gideceğim diyorum!”
“Sprint commitment’lar bizim için kutsaldır Emre.”
Emre İK’dan Begüm Hanım’ı arar.
“Benim içeride otuz sekiz gün iznim var! İki yıldır tek gün kullanmadım, biletlerim yanacak!”
“Şirket içi yönetmeliğimizin 12. maddesi açık Emre Bey: şirket menfaati esastır. Ama merak etmeyin, izin hakkınız yanmıyor. Şirketten ayrılırsanız parasını alırsınız.”
Begüm Hanım bunu teselli olsun diye söylemiştir. Emre ise not alır.
Velocity Düşer Emre
Haftalık sprint planlaması cam bölmeli akvaryum odada başlar. Duvarda Jira burndown grafiği parlar. Mühendislik Direktörü Alper Bey, lacivert polo tişört ve şirket kordonuyla masanın başına geçer.
“Emre, izin talebini gördüm ve reddettim. Şirket çok kritik bir fazdan geçiyor.”
“Alper Bey, iki yıldır buradayım. Şirket hiç kritik olmayan bir fazdan geçti mi?”
“Bu çeyrek farklı. Ödeme altyapısını yeniliyoruz.”
“O altyapıyı ben yazdım. Testleri de bitti.”
“Ya canlıda patlarsa? Kim bakacak loglara?”
“Ekipte yedi mühendis var!”
“Ama story point’lerin çoğunu sen taşıyorsun,” der Pelin Hanım. “Sen yoksan sprint başarısız olur.”
“O zaman sprinte daha az iş alın!”
“Eylül sonunda bakarız dostum,” der Alper Bey. “Söz, o zaman iki hafta çıkarsın.”
Emre aynı sözü geçen yıl ekimde de duymuştur. Şubatta da.
Şalter
Masasına döndüğünde Zeynep’ten mesaj gelir: “Aşkım otel transferini ayarladım, bavulları bu akşam toplarız değil mi?”
Emre iki yılı düşünür: hafta sonu açılan acil toplantılar, gece üçte çalan alarmlar, dökülen saçlar. Karşılığında masadaki bedava krakerler, “Biz bir aileyiz” e-postaları ve altı ay önceden planlanmış izne vurulan kırmızı bir damga.
O an beyninde bir şalter atar. Çekmeceden beyaz bir A4 çıkarır ve tek cümle yazar:
“Gördüğüm lüzum üzerine şirketinizdeki görevimden istifa ediyorum.”
Kendi parasıyla aldığı mekanik klavyeyi kablosundan çeker, dikey faresini çantaya koyar. Şirketin MacBook’unu kapatır, adaptörünü kordonuna sarar ve dilekçeyle birlikte Alper Bey’in boş masasının tam ortasına bırakır. Bütün açık ofiste klavye sesleri bıçak gibi kesilir.
“Emre Abi, gerçekten gidiyor musun?” diye fısıldar junior Mert. “Prod patlarsa ne yapacağız?”
“Alper Bey’le Pelin Hanım burndown grafiğini çizsin, düzelir.”
Slack’teki mühendislik kanalına son satırı yazar: “Arkadaşlar her şey için teşekkürler. Ben Kaş’a gidiyorum.” Kartını turnikenin üstüne bırakır ve temmuz güneşine çıkar.
Pazar Gecesi
Altı gün sonra, pazar gecesi bir buçukta büyük kampanya başlar. Trafik on katına çıkar, junior’lar yanlış bir deployment yapar, veritabanı bağlantı havuzu kilitlenir. Pod’lar peş peşe düşer: CrashLoopBackOff. Ödeme geçidi durur.
“Hocam git revert yapıyorum!”
“Merge olmuyor! Emre Abi branch protection koymuş, iki kıdemli onayı olmadan geçmiyor!”
“Kimin yetkisi var başka?”
“Sadece Emre Abi’nin vardı Alper Bey!”
Pelin Hanım WhatsApp grubunu ayağa kaldırır: “Dokümantasyon yarım, prod şifreleri Emre’nin kasasındaydı!” Alper Bey titreyen elleriyle Emre’yi arar.
Kaş
Çukurbağ Yarımadası’nda cırcır böcekleri ötüyor, ay ışığı suya vuruyor. Emre ahşap iskelede Zeynep’le soğuk limonata içiyor. Telefon titrer: Alper Direktör.
“Emre! Tanrıya şükür açtın! Prod çöktü, pod’lar ayağa kalkmıyor! Hemen laptopunu aç, ne istersen vereceğim!”
“Laptop yanımda değil Alper Bey. Masanıza bırakmıştım.”
“Şirketin saatlik zararı üç yüz bin lira, yalvarırım!”
“Biliyorsunuz, sprint commitment’lar kutsaldır. Siz Jira’da bir ticket açın, story point verin. Pelin Hanım baksın, velocity düşmesin.”
“Dalga mı geçiyorsun?”
“Eylül sonunda bakarız Alper Bey. Söz.”
Emre telefonu kapatır. Zeynep sorar:
“Kimdi?”
“Eski şirketin direktörü.”
“Ne istiyormuş?”
“İzin istiyormuş. Reddettim.”



