Perşembe öğleden sonra, Büyükdere Caddesi’ndeki cam bir kulenin on sekizinci katı. Toplantı odasında buz gibi bir klima esintisi dolaşıyor, yekpare İtalyan mermeri parlıyor, gümüş bir Nespresso makinesi vızıldıyor.
Startup kurucusu Arda otuz bir yaşında, ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği’ni dereceyle bitirmiş; üstünde şirket logolu, yıpranmış siyah bir kapüşonlu, gözleri dört yılın uykusuzluğundan kan çanağı. Karşısında risk sermayesi fonunun yönetici ortağı Tayfun Bey: lacivert kaşmir blazer, bilekte çelik bir Rolex. Saat 14.30’da Tayfun Bey kalın dolma kalemini masaya bırakır.
“Tebrikler Arda. İki milyon dolarlık Seri A turunu resmen kapattık. Şirketinizin değerlemesi tam sekiz milyon dolar.”
“Rüya gibi bir rakam bu bizim için Tayfun Bey.”
“Şimdi avukatlarımız nihai pay defterini, yani cap table’ı onaylayacak.”
Arda gülümsediğini sanır.
İki milyon dolarlık zafer
Arda hemen şirketin Slack kanalına büyük harflerle yazar: “SERİ A KAPANDI! İKİ MİLYON DOLAR HESAPTA! BİZİ KİMSE TUTAMAZ!” Kanalda roket ve şampanya emojileri patlar. Kurucu ortak ve teknik lider Caner hemen yanıt yazar: “Akşam Zorlu Center’da kutluyoruz değil mi?” Arda “En pahalı suşileri söylüyoruz!” diye cevaplar, sonra taslakta bekleyen LinkedIn metnini yayına alır: “Sıfırdan başladığımız bu zorlu yolculukta bugün tarihi bir eşiği geçtik…” On dakikada altı yüz beğeni gelir.
Annesi WhatsApp’tan yazar: “Oğlum holding kurmuşsun, televizyonda alt yazı geçiyor!” Babası arar.
“Arda, artık zengin misin? Memleketteki arsayı satmayalım o zaman.”
“Baba dur, o şirket parası, kişisel para değil.”
“Olsun oğlum, iki milyon dolar televizyonda koca koca yazıyor.”
Herkes Arda’yı bir gecede dolar milyoneri sanır. Arda deri koltuğa yaslanır. Fon avukatının açtığı Excel tablosunu henüz görmemiştir.
Küçük yazılar
İçeri fonun kıdemli hukuk müşaviri Selin Hanım girer, gözlüğünü burnuna indirip MacBook’unu Arda’ya çevirir.
“Arda Bey, term sheet’in 4.2 maddesi gereği yüzde on beşlik yeni bir çalışan hisse opsiyon havuzu, ESOP oluşturuyoruz.”
“Harika, çalışanlara pay dağıtacağız.”
“Ama bu havuz yatırım öncesinde oluşturulur. Yani pre-money.”
“Nasıl yani? Siz bu havuza ortak olmuyor musunuz?”
Tayfun Bey espressosundan bir yudum alır. “Piyasa standardı böyledir Arda. Yatırımcı sulandırılmaz. Yeni personeli siz çekeceksiniz, biz sadece sermayeyiz.”
“Ayrıca kurucu hisseleriniz için hak ediş süresi sıfırlanıyor,” diye ekler Selin Hanım. “Dört yıllık yeni bir takvim, bir yıllık cliff.”
“Ben dört yıldır gece gündüz buradayım! Yarın ayrılsam hissemi alamıyor muyum?”
“Hiçbir şey alamazsınız, evet.”
Excel’de otopsi
Ardından iki yıl önceki köprü turu gelir: melek yatırımcıların beş yüz bin dolarlık SAFE’leri, yüzde yirmi indirim ve dört milyon dolarlık değerleme tavanıyla. Selin Hanım makroyu çalıştırır. Tavan tetiklenince meleklerin payı katlanır; tohum turu, SAFE dönüşümü ve ESOP havuzu sütun sütun düşülür, en sonda fon iki milyon dolara şirketin yüzde yirmisini alır. Arda en alttaki satıra bakar.
Kurucu Arda: %8,2. Teknik ortak Caner: %5,4.
“Tayfun Bey, bu tabloda bir matematik hatası olmalı. Ben bu fikrin sahibiyim!”
“Pasta büyüdü Arda. Küçük pastanın tamamı yerine koca pastanın dilimine sahipsin.”
“Ama şirket benim değil artık!”
“Şirket bir tüzel kişiliktir dostum. Fazla duygusalsın.”
Masadaki yabancılar
Selin Hanım hissedarlar sözleşmesini açar. Yönetim kurulu beş sandalye olacaktır: ikisi Seri A fonuna, biri tohum turunun lider fonuna, biri fonun önereceği bağımsız üyeye, biri Arda’ya.
“Yani beşte bir azınlıktayım. Siz dördünüz birleşip beni görevden alabilirsiniz!”
“Çeyreklik hedefleri tutturursan neden alalım?” der Tayfun Bey. “Büyüme yavaşlarsa şirketin menfaati için Amerika’dan profesyonel bir CEO getiririz.”
“Ayrıca aylık beş bin doları aşan her harcama fon onayına tabidir,” der Selin Hanım.
“Kendi maaşımı bile artıramaz mıyım?”
“Yönetim kurulu onayı olmadan hayır.”
Sonra on dördüncü sayfa gelir: 2x Senior Participating Liquidation Preference.
“Yani iki milyon dolar koydunuz, satışta ilk dört milyon sizin mi?”
“Aynen öyle. Şirket altı milyona satılırsa ilk dördünü fon alır, kalan iki milyon ortaklar arasında paylaşılır.”
“Bana yüzde sekizle yüz altmış bin dolar mı düşer? Ya dört milyona satılırsa?”
“O zaman tüm parayı fon alır. Kurucular sıfır alır.”
Tayfun Bey saatine bakar. “İmzalıyor muyuz dostum? Saat üçte başka bir girişimciyle randevum var.”
“İmzalamazsam ne olur?”
“Kasadaki nakdiniz cuma bitiyor Arda. Pazartesi şirketi iflasa verirsin.”
Bu bir pazarlık değildir. Sayfalar paraflanır, ıslak imzalar atılır. Tayfun Bey Arda’nın omzuna dostça dokunur: “Müthiş bir iş çıkardın. Git ekibinle kutla.”
Kendi şirketinde memur
Arda döner kapıdan Büyükdere Caddesi’ne çıkar. Telefonuna LinkedIn bildirimi düşer: “Tebrikler Arda! Paylaşımın 3.000 görüntülenmeye ulaştı!” Yorumlarda “Tebrikler yeni milyoner!” yazar. Arda kaldırımdaki taş mantarlardan birine oturur. Kendi kurduğu şirkette artık prim veremeyen, maaşını artıramayan, beşte bir oyu olan bir çalışandır.
Zorlu Center’da restoranın terasında bütün ekip toplanmıştır. Caner koşarak gelir.
“Arda geldin sonunda! Kadehini al, zafer gecemiz bu! İki milyon dolar aldık, artık rahatız!”
Arda ona sıfırlanan hak edişleri, kendi payının yüzde beşe indiğini anlatamaz. Kadehi alır, telefonunu açıp öğlen Slack’e yazdığı mesaja bakar: “BİZİ KİMSE TUTAMAZ!” Altına küçük harflerle bir satır ekler: “yönetim kurulu onayına tabidir.”



