Levent’te, Büyükdere Caddesi’nin arka sokağındaki tuğla duvarlı bir loft ofis. Tavandan sarkan çıplak ampuller sarı bir ışık yayıyor; hava ter, patlamış mısır ve bayat pizza kokuyor. Duvarda pembe bir neon tabela: “WORK HARD, PLAY HARDER.” Tam altında yeşil bir masa tenisi masası. Tak! Tok! Tak! Tok!

Saat 20.45. Masanın bir başında yirmi üç yaşındaki frontend geliştiricisi Burak ter döküyor. Yıldız Teknik Bilgisayar Mühendisliği mezunu, üzerinde şirketin gri promosyon tişörtü. Karşısında Patagonia yelekli, kulağında tek AirPod’lu kurucu ortak Kaan sert bir smaç basıyor.

“On bir, dokuz! Set benim Burak! Kafan dağıldı mı dostum?”

“Dağıldı valla abi, sabahtan beri ekrana bakıyordum.”

Kaan raketi bırakıp Burak’ın omzuna sarılıyor.

“İşte bizim kültürümüz bu. Biz burada köle gibi çalışmayız. Şimdi git yüzünü yıka, şu mobil sepet bug’larını gece ikiye kadar bitirelim.”

Bedava Granola

Burak lavaboda yüzüne soğuk su çarpar. Bu ofise başlayalı dokuz ay olmuştur. İş görüşmesinde Kaan ona kırk beş dakika boyunca imkânları anlatmıştı:

“Biz holdinglere benzemeyiz Burak. Takım elbise yok, hiyerarşi yok. Tek kural ownership. Mesai lafını lügatten çıkar; biz saat beşte kalem bırakan memur zihniyetine düşmanız. Mutfakta sınırsız kahve, granola, badem sütü var. Arka odada PlayStation 5 ve VR gözlükler duruyor.”

Kimse ona mesai saatlerinden bahsetmemişti, çünkü burada öyle bir kavram yoktu. Sabah onda başlanır, bitiş kurucunun insafına kalır. Ofis menajeri Melis Hanım haftada bir mutfağa organik elmalar koyup Instagram’a hikâye atar: “Ofisimizde sağlık ve eğlence dolu bir mola! #StartupLife #BestTeam” Elmalar iki yüz liradır. Karşılığında alınan mesai yüzlerce saattir.

Saat 21.00 Turnuvası

Saat sekizde Büyükdere’deki plazaların ışıkları söner, insanlar servislere biner. Loft ofiste ise hayat yeni başlar. Kaan ellerini birbirine vurur:

“Gençler, beyinler yandı mı? Pinpon turnuvası yapıyoruz!”

On altı kişilik eleme turnuvası başlar. Tezahüratlar yükselir. Kaan hakemlik yapar: “Masa tenisinde faul yapan kodda da hata yapar!” Burak kendini kampüste sanır.

Turnuva biter, şampiyona bir kutu enerji içeceği verilir, raketler dolaba kaldırılır. Kaan’ın sesi ciddileşir:

“Harika eğlendik millet. Kanımız ısındı değil mi? Şimdi herkes laptop başına! Gece yarısı sprint kapanışı var!”

Kimse “Benim mesaim bitti” diyemez. Az önce patronla pinpon oynamışlardır; arkadaş gibi davranan birine mesai hesabı sorulmaz. O masa bir spor aleti değil, fazla mesai ücretini kimsenin sormamasını sağlayan bir tuzaktır.

Ama Kültürümüz Harika

Burak’ın bordrosundaki net rakam asgari ücrettir; yanında aylık 3.200 TL yemek kartı. Kadıköy’de üç arkadaşıyla paylaştığı evin kirası 40.000 TL’dir. Ay sonunda Ankara’daki emekli babasını arar:

“Baba, bu ay metrobüs param çıkışmadı, üç bin lira atabilir misin?”

“Oğlum, hani sen İstanbul’da büyük yazılımcıydın?”

“Büyüğüm baba, ama şirketimiz erken aşamada.”

“Aç karnına erken aşama mı olur evlat?”

Bir gün cesaretini toplayıp Kaan’a gider.

“Kaan Abi, maaşım İstanbul şartlarında yetmiyor. Holdingdeki arkadaşlarım iki katını alıyor.”

“Burakçığım, olaya çok parasal bakıyorsun. Holdingde ne öğreniyorlar? Burada sen uçtan uca mimari öğreniyorsun. Hem Seri A’ya çıkınca sana hisse opsiyonu vereceğiz.”

Burak ikna olur. O akşam Kaan, Bebek’te bir restoranda şirket kartıyla deniz mahsulleri yer.

Armut Koltuk

Gece 01.15. Arka taraftaki dinlenme alanında dört genç mühendis renkli armut koltuklara kıvrılmış, şirketin polar battaniyeleri altında uyumaktadır. Metro kapanmıştır; Levent’ten Kadıköy’e taksi beş yüz lira yazar.

“Burak, hiç kasma. Puf koltuk var, uyu burada. Sabah trafik derdin olmaz, duşu da ofiste alırsın.”

Sabah yedide tek banyonun önünde kuyruk olur. Üç genç yazılımcı ellerinde logolu havlularla sıra bekler; şampuan ortak, saç kurutma makinesi yanık kokar. Mikrodalgada dünkü pizzalar ısıtılır. Burak’ın evi ofis, yatağı armut koltuk olmuştur.

All-Hands

Perşembe akşamları Kaan elinde mikrofonla sahneye çıkar, arkasındaki ekranda Steve Jobs ve Elon Musk fotoğrafları döner.

“Arkadaşlar, biz dünyayı değiştirmek için buradayız! Günde sekiz saat çalışanlar memur olur! Unicorn olacağız ve o gün bu ofisteki herkes zengin olacak!”

Burak da alkışlar. Oysa yazdığı kod bir e-ticaret sitesinin sepet butonudur; dünyayı değiştirdiği yoktur, insanların plastik terliği daha hızlı almasını sağlamaktadır.

Soru-cevapta yeni başlayan tasarımcı Ezgi çekinerek el kaldırır:

“Kaan Bey, mesai ücretleri ne zaman yatacak? Haftada seksen saat oldu.”

Kaan’ın gülümsemesi donar.

“Biz bu yolculuğu saat ücretiyle ölçmüyoruz Ezgi. Saat hesabı yapacaksan Maslak’taki holdinglere başvurabilirsin.”

Salon susar. Kimse vizyonsuz görünmek istemez.

İki Yıl Sonra

Burak yirmi beş yaşındadır ama kendini kırk beş yaşında hisseder. Doktor MR’a bakar:

“Evlat, iki tane ileri derece bel fıtığın var. Günde kaç saat oturuyorsun?”

“On dört, bazen on altı.”

Ofiste Kaan onu odasına çağırır.

“Burakçığım, son iki aydır performansında düşüş görüyoruz. Yollarımızı ayırmamız gerekiyor.”

“Peki hisseler abi? ESOP?”

“Cliff süresini tamamlayamadın. Hisseler havuza döndü.”

Burak eşyalarını küçük bir koliye toplar. Çıkarken masa tenisi masasına bakar: iki yeni mezun heyecanla raket sallamaktadır. Kaan arkalarında alkış tutar: “Harikasınız çocuklar! Burası bir aile!”

Burak metronun yürüyen merdiveninden inerken camdaki yansımasına bakıp kendi kendine fısıldar:

“Masa tenisinde iyiydim ama.”