Maslak’taki bir plazanın eksi ikinci otopark katında beton sütunların arasına yirmi iki beyaz servis minibüsü dizilmiş, motorlar rölantide homurdanıyor. En dip perondaki yirmi yedi kişilik Isuzu’nun ön camındaki tabelada “BEYLİKDÜZÜ — E-5 EKSPRES” yazıyor.

Saat 18.05. Bu saatte asansör beklenmez; yangın merdivenleri yüzlerce adımın altında titrer, ağır kapılar gürültüyle açılır ve onlarca çalışan aynı saniyede otoparka fırlar. Bir dakika geciken ayakta kalır, ayakta kalan da E-5’te iki buçuk saat sallanır. En önde, kabanı açık, elinde siyah deri evrak çantasıyla kıdemli operasyon sorumlusu Vedat Bey koşar. Arkasından operasyon şefi Nermin Hanım yetişir.

“Vedat koş, yeni analistler servise doğru koşuyor!”

“Merak etme Nermin, arka dörtlüyü kimseye kaptırmayız. Cemil çoktan bindi, çantaları koyuyor.”

“Koşuyorum, topuklarım kırılacak!”

“Topuk önemli değil Nermin, koltuk elden gidiyor!”

Tapulu sıra

Minibüsün en arka sırası dört kişilik yekpare bir koltuktur ve sekiz yıldır operasyon departmanının dört kıdemlisine aittir: Vedat, Nermin, Cemil ve muhasebeci Şükrü. Sol cam kenarına Vedat’ın çantası, yanına Nermin’in kalın örgü atkısı, ortaya Cemil’in boş termos kupası, sağ köşeye Şükrü’nün hırkası bırakılmıştır. Döşemenin arasında ayçekirdeği, maden suyu ve ıslak mendil zulası vardır. Bu dört eşya bir sınır tahkimatıdır ve mesaj açıktır: buraya yaklaşan yanar.

“Atkıyı biraz daha sağa yay Nermin.”

“Yaydım, kimse oturamaz araya.”

“Geçen gün bir analist oturmaya kalktı buraya.”

“Ağzının payını aldı ama, değil mi?”

“Aldı tabii, Avcılar’a kadar ayakta gitti.”

Atkının sahibi

Saat 18.08’de basamaklardan bu hafta işe başlayan pazarlama stajyeri Emre çıkar. Yirmi iki yaşındadır ve plazanın orman kanunlarını henüz bilmez. Ön koltuklar doludur. Gözü arkadaki geniş boşluğa takılır, yüzünde saf bir rahatlama belirir ve atkının durduğu koltuğa doğru hamle yapar.

“Hop delikanlı! Nereye öyle?”

“Boş yer arıyordum efendim, oturabilir miyim?”

“Orası dolu. Görmüyor musun koca atkıyı?”

“Sadece bir atkı var ama.”

“O atkının bir sahibi var delikanlı!”

“Ben stajyerim, bütün gün ayaktaydım.”

“Biz de sekiz yıldır ayaktayız. Bas git öne.”

Emre’nin yanakları kızarır. Diğer yolcular başlarını cama çevirir; öndeki İK uzmanı bile gözünü telefonuna diker. Kimse şirketin dedikodu bültenini elinde tutan bu çeteye bulaşmak istemez. Arka dörtlü ilk kurbanını vermiştir. Emre sarı demire iki eliyle tutunur.

Rıza Kaptan

Dörtlünün asıl dokunulmazlığı, hattı on iki yıldır süren şoför Rıza Kaptan’dan gelir. Yılbaşında Vedat Bey ona şirketin promosyon kışlık montunu el altından vermiş, Kurban Bayramı’nda Nermin Hanım ev yapımı cevizli baklava getirmiş, Cemil de yeğenine çağrı merkezinde iş ayarlamıştır. Rıza Kaptan dikiz aynasını düzeltir.

“Vedat Beyim, kadro tamam mı arkada?”

“Tamamdır, Şükrü de bindi.”

“Pazarlamadan bir kız koşuyor ama.”

“Boş ver Rıza Kaptan, sonraki servise binsin.”

Kapı tıslayarak kapanır, minibüs rampadan fırlar; koşan kızın sallanan eli otoparkta kalır. Rıza Kaptan, Vedat Bey’i Bizimkent’te sitenin kapısında, Nermin Hanım’ı pazar yerine en yakın ışıklarda indirir. Diğer yolcular ana caddenin üst geçitlerinde iner.

Radyo hegemonyası

Büyükdere’nin akşam trafiğinde arka dörtlüde günlük bülten başlar.

“Duydunuz mu? İK direktörü istifa etmiş.”

“Yapma Nermin, daha geçen ay terfi aldı!”

“Bütçeyi tutturamamış. Finanstaki Selim de gidiciymiş.”

“Gitsin, geçen ay bize zam yaptırmayan oydu. Rıza Kaptan, Kral FM aç, arkaya ses gelsin!”

“Ön taraftaki arkadaşlar rahatsız olmasın?”

“Rahatsız olan taksiye binsin!”

Hoparlörlerden cızırtılı bir arabesk yükselir. Öndeki genç danışmanlar sessizce kulaklık takar; şikâyet eden, ertesi gün durağında görmezden gelinir. Vedat çekirdek çitler, kabukları küçük bir poşete tükürür.

E-5’te horultu

Saat 19.30’da minibüs Haliç Köprüsü’nü güçlükle geçer, yağmur camları döver, E-5 kırmızı fren lambalarıyla kilitlenir. Camlar buğulanır. Bir buçuk saattir demire asılı Emre’nin dizleri titrer, beline kramp girer. Arkaya bakar: Vedat Bey kafasını cama dayamış, ağzı açık horlamaktadır. Nermin Hanım ayaklarını Cemil’in dizlerinin üstüne uzatmış, kucağında yarım kalmış örgüsü. Cemil kapüşonu çekmiş uyuyor, Şükrü kulaklıksız maç özeti izliyor. Saltanatın uykuda bile nöbetçisi vardır: koltuğun kenarındaki atkı.

Bir sarsıntıda Vedat’ın çantası yere kayar. Emre eğilip almak ister. Vedat tek gözünü açar.

“Dokunma çantaya delikanlı.”

“Düşüyordu efendim, yardım etmek istedim.”

“Biz düşürmeyiz. Sen önüne bak.”

Yenibosna, Cennet Mahallesi, Avcılar geçer; her durakta minibüs biraz boşalır, ön sıralarda koltuklar açılır. Arka dörtlü son durağa kadar bölünmez.

Ertesi akşam saat 18.05’te yangın merdiveninden otoparka ilk inen Emre olur. Ön sıranın cam kenarına bir atkı bırakır. Kendi atkısı bile değildir; sabah annesinden almıştır.