Cuma akşamı Maslak’ta bir plazanın yirmi dördüncü katında çantalar toplanmış, montlar fermuarlanmıştı. Dışarıda gri bir sis vardı, Büyükdere Caddesi’nde fren lambaları zincirleme yanıyordu. Herkes mesainin bitmesini bekliyordu.
Saat 17.28’de ekranların sağ alt köşesinde kırmızı ünlemli bir Outlook daveti belirdi. Konu: “Haftalık Kapanış & Stratejik Hizalanma - Acil Sync.” Gönderen: Operasyon Direktörü Ergun Bey. Başlangıç: 17.30. Bitiş: belirsiz.
Açık ofiste eşzamanlı bir inilti yükseldi. Beş dakika sonra “Bosphorus-3” odasındaki cam masanın etrafında on iki kişi oturuyordu.
Sözü hiç uzatmayacağım
Ergun Bey masanın başına kuruldu. Önünde deri defteri ve paslanmaz çelik termosu vardı. Yüzünde bir şefkat tebessümü belirdi.
“Arkadaşlar, biliyorum, cuma akşamı. Herkesin planı var. Sözü hiç uzatmayacağım. İki kelam edip toparlayacağım, on beş dakikada herkesi evine salıyorum.”
Deneyimli plazalılar bu cümleyi iyi tanır. Bir direktör “sözü uzatmayacağım” diyorsa, geçmiş olsun.
Kıdemli uzman Cem yanındaki Mert’e fısıldadı: “Saat kaça kadar buradayız sence?”
“En az 18.30. Kadıköy feribotum yandı.”
Ergun Bey HDMI kablosunu taktı. Perdede ilk slayt belirdi: “2027 Q3 Global Ekosistem Dönüşümü.” Alt köşede küçük, gri rakamlar vardı: “1 / 74.” On iki kişi aynı anda o “74”ü gördü; yüzler kireç gibi oldu.
“High-level geçiyorum arkadaşlar, detaylara boğulmayalım. Bu slayt aslında bizim varoluşsal hikâyemiz. 2018’de Singapur ofisinde bir kahve içiyordum. O kahveyi içerken şunu fark ettim…”
Hikâye başladı, ama ne Singapur kaldı ne 2018. Ergun Bey gençlik hatıralarına, oradan eski genel müdürünün tavsiyelerine geçti. 17.42’de ilk slayt hâlâ perdedeydi. Sonunda “2 / 74” geldi. On iki dakikada bir slayt; matematik korkunç bir tablo çiziyordu. Proje yöneticisi Selin defterine büyük harflerle “İMDAT” yazdı. Yanındaki uzman telefonunu masanın altına indirip konser biletini satışa koymaya çalıştı.
Yanan biletler
17.55’te Ergun Bey üçüncü slayttaydı ve bir organizasyon şemasını çember içine alıyordu.
“Matris yapımızda iletişim kopukluğu var. Sizden proaktif olmanızı bekliyorum. Bana sorunla gelmeyin, çözümle gelin.”
Cem’in akıllı saati titredi. Eşi yazmıştı: “Servise bindin mi? Yemek hazır.” Cem hızlı cevaplardan “Toplantıdayım” seçeneğine bastı. Ardından ikinci bildirim geldi: “Oyununuz 19.30’da Zorlu PSM’de başlayacaktır.” Bilet 1.800 TL’ydi; iade süresi iki saat önce dolmuştu.
Ergun Bey termosundan bir yudum çay aldı. “Boğazım kurudu ama toparlıyorum. Sözümü tutacağım. Yalnız şu altıncı slayta değinmeden geçersem içim rahat etmez.”
Altıncı slaytta sekiz puntoyla yazılmış yüzlerce kutucuk vardı. Kimse hiçbir şey okuyamadı, herkes başını salladı.
“Harika bir kurgu değil mi Selin?”
“Kesinlikle Ergun Bey, çok holistik bir yaklaşım.”
Selin “holistik” kelimesini sadece kurtulmak için söylemişti.
İkinci devre
18.08’de servisler kalkmıştı. Ergun Bey ceketini çıkarıp sandalyesinin arkasına astı. Bu korkunç bir işaretti: ikinci devre başlıyordu.
Masanın altında “Cuma Kurtuluş Cephesi” adlı WhatsApp grubu alev aldı.
Cem: “Ceketi çıkardı. Bittik.”
Selin: “Gömlek kollarını kıvırırsa masanın altına saklanın.”
Tuğçe: “Çocuğu kreşten almam lazım, geç kalana ceza yazıyorlar.”
“Bir de şu boyuttan bakalım,” dedi Ergun Bey. “Fed faiz kararları bizim lojistik bütçemizi nasıl etkiler?”
Cem boğazını temizledi. “Ergun Bey, çok haklısınız. Ama bu konuyu pazartesi detaylandırsak mı? Ekip olarak odağımız biraz dağıldı gibi.”
Ergun Bey gözlüklerinin üstünden baktı. “Cemcim, vizyon mesai tanımaz. Biz burada geleceği inşa ediyoruz. İki dakika daha sabredin.”
O iki dakika hiçbir zaman altmış saniye sürmedi. Ergun Bey on dördüncü slayta atladı, “buraları hızlı geçiyorum” dedi ve on sekizinci slayttaki müşteri yolculuğu haritasında her temas noktasını tek tek irdeledi. “Şu huniye dikkat edin arkadaşlar. Müşteri burada funnel’dan düşüyor mu? Düşmemesi için ne yapmalıyız? Proaktif refleks geliştirmeliyiz.”
Biri çenesini eline dayadı, öbürü tırnaklarını inceledi. Havalandırmadan gelen soğuk hava herkesin boynunu tutmuştu.
Offline kalalım mı?
18.22’de dışarısı zifiri karanlıktı. Ergun Bey yirmi dokuzuncu slayttaydı ve sesinde en ufak bir yorgunluk yoktu; konuştukça açılıyor, kendi sesine âşık oluyordu.
“Dolayısıyla sinerji yaratırken çevik kalmalıyız. Agile kültürü şirketimizin DNA’sına kazımalıyız. Bu slayttaki çemberler…”
Selin’in telefonu annesinin aramasıyla titredi. Selin elini kaldırdı ve plaza jargonunun en güçlü kalkanını kuşandı:
“Ergun Bey, affınıza sığınarak bölüyorum. Konu inanılmaz zihin açıcı, çok değerli insight’lar paylaştınız. Ama bu derinliği hakkıyla sindirebilmemiz için kalan 45 slaytta pazartesi offline mı kalsak?”
Odadaki herkes nefesini tuttu. Ergun Bey lazer işaretçisini kapattı, düşünceli bir tavır takındı. On iki baş aynı anda öne doğru sallandı.
“Peki, sizi kırmayayım,” dedi Ergun Bey, zafer kazanmış bir komutan edasıyla gerinerek. “Görüyorsunuz, söz verdiğim gibi kısa kestim. Normalde bu sunum iki saat sürerdi. Kırk beş dakikada hap gibi verdim.”
Sandalyeler aynı anda geriye itildi.
18.31’de asansör lobisinde Cem ile Selin yan yana geldi.
“Bin sekiz yüz liram uçtu Selin.”
“Benim Yenikapı’dan Bursa feribotum yandı. Şimdi üç saat yol çekeceğim.”
Zemin kata indiklerinde Büyükdere tamamen kilitlenmişti, yağmur çiselemeye başlamıştı.
“Sözü hiç uzatmayacaktı, değil mi?”
“Aynen. İki kelam edecekti. Sadece yetmiş dört slaytçık.”
Metro merdivenlerinde Cem planını açıkladı: “Bir dahaki cuma 17.15’te yangın merdiveninden kaçacağım. Laptopu masada bırakıp ceketimi sandalyeye asacağım.”
“Tuvalete gitmiş gibi yapacağım.”
“Çok mantıklı plan Cem. Beni de bekle, beraber kaçalım.”
O sırada ikisinin de telefonu titredi. Pazartesi 09.00 için yeni bir davet gelmişti: “Kalan 45 Slayt - Çok kısa iki kelam edeceğiz.”



