Levent, Kristal Kule, 22. kat. Dışarıda hafif bir yağmur çiseliyor. Çift monitörlü masasında ürün uzmanı Bora oturuyor: sol ekranda karmaşık bir SQL sorgusu, sağ ekranda Slack. Kanal: Direct Message / Haluk Bey (Genel Müdür Yardımcısı).
Bora iki dakika önce, saat 14.12’de, riskli bir mesaj attı: “Haluk Bey, üçüncü çeyrek bütçe tahmininde yüzde 14 sapma öngörüyoruz.”
Ve beklenen an geldi. Ekranın sol alt köşesinde o meşum animasyon belirdi: “Haluk Bey yazıyor…” Yan yana üç gri nokta dalgalanmaya başladı. Bora’nın faredeki eli dondu; floresan ışıkların altında soğuk bir ter başladı.
Üç Gri Nokta
Normal bir dünyada yazmak birkaç saniye sürer. Plazada ise hiyerarşi araya girince kelimeler ağırlaşır. Üç nokta bir saniye beliriyor, sonra kayboluyor. Bora burnunu monitöre dayar. Vazgeçti mi? İki saniye sonra noktalar yeniden belirir, bu kez daha hızlı.
Bora su bardağına uzanır, eli titrediği için cam masaya çarpar: Çın! Yan masadaki kıdemli analist Melis kulaklığının tekini çıkarır.
“Bora iyi misin? Rengin kireç gibi.”
“Haluk Bey yazıyor Melis. Tam iki dakikadır.”
“Eyvah. Ne sordun adama?”
“Bütçe sapmasını söyledim.”
Melis sandalyesini hafifçe geri çeker.
“Sen delirdin mi? O rakamı cuma günü yumuşatarak söyleyecektik. Şimdi adam destan yazıyor işte.”
“Beni kovacak mı Melis?”
“Kovmakla kalsa iyi. Siciline işler. Hemen LinkedIn profilini gizliye al.”
Zihinsel Kıyamet
Saat 14.15. Yazıyor, duruyor, siliyor, yeniden yazıyor. Bora’nın beyninde simülasyonlar çalışmaya başlar. Birinci senaryo: tazminatsız çıkış, Kod 29. İkinci senaryo: bütün şirketin dahil olduğu bir e-postayla ifşa. Üçüncü senaryo: performans notunda düşüş, sıfır prim, sıfır zam.
Zihninde devasa bir Excel açar. “İki buçuk yıldır buradayım, kıdem ne eder?” Sonra konut kredisinin taksitini hatırlar: 48.500 TL. Kredi kartı asgarisi: 22.000 TL. Bebek bezinin kolisi: 850 TL.
“Melis, yazıyor ibaresi yine gitti!”
“Rahat ol, belki telefonu çalmıştır.”
“Hayır, bak yine geldi!”
Bu defa animasyon daha hırslı görünür; sanki Haluk Bey klavyeyi yumruklamaktadır. Klavyelerin tıkırtısı Bora’nın kulağında balyoz sesine dönüşür.
Silinen Taslaklar
Köşe ofiste ne olduğunu Bora saniye saniye hayal eder. Haluk Bey önce sert bir cümle yazdı: “Bora sen ne hakla bu projeyi riske atarsın?” Sonra düşündü: “Yok, bu hukuki risk taşır, İK uyarır.” Backspace, backspace, backspace.
Ardından daha zehirli bir dil denedi: “Bora Bey, profesyonellik standartlarımızın altında kalan bu yaklaşımınızı esefle izliyorum.” Onu da sildi; fazla arabesk olmuştu. Sonra 2027 strateji hedeflerini alt alta sıralamaya başladı.
“Melis, adam şu an en az sekiz paragraf yazdı.”
“Belki savunmanı istiyordur. Hemen bir Word taslağı hazırla.”
“Gerekçeye ne yazayım?”
“‘Piyasa koşulları ve veri tabanı hatası’ de.”
“İnanırlar mı?”
“İnanmazlar ama zaman kazandırır.”
138 Nabız
Saat 14.19. Bora’nın bileğindeki akıllı saat titreşir; ekranda kırmızı bir kalp: “Dinlenme halindeyken yüksek nabız algılandı: 138 bpm.”
“Nefes egzersizi yap Bora. Dört saniye al, dört saniye tut.”
Bora nefes çeker ama hava ciğerlerine ulaşmaz. Haluk Bey’in profil fotoğrafının yanında yeşil nokta yanmaktadır, altında o cümle: “Haluk Bey is typing…” Çekmecesinden mide şurubunu çıkarır; şişe boştur.
“Slack’i kapat o zaman.”
“Kapatamam! Kapatırsam görmem, meraktan aklımı oynatırım!”
Kötü haber almak, idamı beklemekten çok daha hafiftir.
Ekrana Düşen
Saat 14.22. Onuncu dakika dolar. Üç nokta donar, sonra silinir. Hoparlörden bildirim sesi gelir. Sohbet penceresinin en altına yeni bir satır düşer.
Ne bir paragraf vardır, ne bir ihtarname, ne bir savunma talebi, ne de bütçe revizyonu talimatı. Ekranda sadece iki harf ve küçük bir nokta durmaktadır:
“Ok.”
Bora gözlüklerini çıkarır, camlarını gömleğine siler, yeniden takar. Mesaj hâlâ oradadır. Büyük harf “O”, küçük harf “k” ve sonda minik, siyah bir nokta.
“Ne yazdı Bora? Çabuk söyle, çatlayacağım!”
“Sadece ‘Ok.’ yazdı.”
“On dakika boyunca iki harf mi yazdı?”
“Evet Melis. Dakika başına 0,2 harf düşüyor.”
Noktanın Anlamı
Melis kahkahayı basar. “Gördün mü, adam onaylamış işte.”
Bora sevinemez. Plazada noktalı “Ok.” en sinsi cevaptır. “Seni duydum ama senden tiksindim” demektir. “Bu hatanı kara kaplı defterime yazdım” demektir.
“Keşke küfür etseydi Melis. Sonuna nokta koymuş. Nokta demek aramızdaki tüm köprüler yandı demek. Şimdi ben ne cevap vereceğim? Thumbs up koysam laubali mi olurum? Kalp atsam taciz mi sayılır? ‘Teşekkürler Haluk Bey’ yazsam alay mı anlaşılır?”
“Hiçbir şey yazma Bora, bırak öyle kalsın.”
“Bırakamam! Görüp cevap vermedi derler.”
Arka sıradan kıdemli geliştirici Serkan başını uzatır:
“Sakın el sallama emojisi koyma, ‘güle güle’ gibi algılanıyor. Ben geçen yıl benzerini yaşadım. Genel müdür yirmi iki dakika yazıyor göründü. Korkudan masamı topladım, eşyaları koliye bastım. Sonra ne geldi biliyor musun? Kahve fincanı tutan kedi emojisi. Adam klavyeye kahve dökmüş, tuşlar takılı kalmış.”
Bora’nın yüzünde tek kas oynamaz.
“Haluk Bey kedi emojisi atacak biri değil Serkan. O Excel tablosundan doğmuş bir insan.”
Saat henüz 14.35’tir. Bora Slack penceresini küçültmek üzereyken ekranın köşesinde yeniden üç nokta belirir: “Haluk Bey yazıyor…” Bora bu kez gözlerini kapatır ve dört saniye nefes alır.



