Gece yarısını iki saat geçmiş. Levent Büyükdere Caddesi’nin arka sokaklarında eski bir apartmanın rutubetli eksi birinci katı. Dışarıda çisenti, içeride altı monitörün soluk mavi ışığı. Oda buram buram çiğ köfte, isot, ezilmiş limon ve acılı şalgam kokuyor; masada yağlı kâğıtlar ve buruşmuş folyolar.
Kıdemli Mobil Geliştirici Serkan otuz yaşında. Sol elinde yarısı yenmiş mega lavaş dürüm, sağ eli mekanik klavyede. Bir damla nar ekşisi boşluk tuşuna düşer. Pıt.
“Kahretsin, space tuşu yapış yapış oldu!”
Karşısında kurucu ve CEO Batu duruyor: yirmi dokuz yaşında, siyah kapüşonlu sweat, gözlerinde uykusuzluğun çılgınlığı.
“Boş ver space tuşunu Serkan! Yarın Londra’daki fona sunumumuz var!”
“Batu, gözlerim kan çanağı oldu. Üç gündür uyumadık.”
“Büyük düşüneceksin dostum! Biz bu ülkenin ilk decacorn’u olacağız!”
Serkan dürümden koca bir ısırık daha alır. Midesi alev alev yanar.
Mega Dürüm Ekonomisi
Altı ay önce Batu San Francisco’dan parlak bir sunumla dönmüştü: “Yapay zekâ tabanlı mikro teslimat platformu kuruyoruz!” Mahalle bakkallarından sipariş alan otonom bir rota algoritması. Yirmi melek yatırımcı “traction görmek istiyoruz” diyerek kapıyı göstermişti. Batu pes etmemişti: “Kendi yağımızda kavrulacağız, bootstrap büyüyeceğiz!”
Dördüncü ayda kasa suyunu çeker. Üçüncü nesil kahve biter, yemek bütçesi sıfırlanır. Gece siparişi Junior Test Uzmanı Derya’ya kalır. Sepette en ucuz menü: Öğrenci Dostu Mega Çiğ Köfte Dürüm + Ayran, 120 TL.
“Batu Abi, yine Sait Usta’dan mı söylüyorum?”
“Söyle Deryacığım. Bol acılı olsun, uykumuz kaçsın. Limon da iste, C vitamini direnç verir.”
Yarım saat sonra ıslak yağmurluklu kurye beyaz naylon poşetle girer. Silikon Vadisi hayalleri çiğ köfte lavaşına sarılır.
Nar Ekşili Trackpad
Saat üçü geçerken Serkan parmaklarını peçeteye siler ama isot kokusu gitmez. Trackpad’deki yağlı iz yüzünden imleç kaymaz.
“Batu, test ortamındaki veritabanı yanıt vermiyor! Sunucunun RAM’i taştı, en ucuz paketteyiz!”
“Paketi yükseltemez miyiz?”
“Şirket kartında bakiye yok!”
Derya köşeden seslenir:
“Benim kredi kartımdan çekelim mi abi?”
“Harikasın Derya! İşte gerçek startup ruhu bu!”
“Gelecek ay maaşla ödersiniz değil mi?”
“Ödemez miyiz hiç? Yatırım gelsin, limitini ikiye katlarız.”
Sunucu derin bir nefes alır. O paranın Derya’ya geri dönmeyeceğini Derya hariç herkes bilir.
Göreceli Gerçeklik
Dörde doğru Batu sunum slaytlarının başına geçer. Ekranda dik açıyla tırmanan bir grafik: User Growth 2026.
“Batu, bu kullanıcı sayısı gerçek mi?”
“Göreceli bir gerçeklik diyelim. Her tekil oturumu beş aktif kullanıcı saydım.”
“Neden beş?”
“Çünkü o kullanıcılar uygulamayı arkadaşlarına tavsiye edecek potansiyele sahip.”
“Batu sen delirdin mi?”
“Delirmek deme Serkan, ‘Future Value Projection’ de. Yatırımcı rakama bakmaz, hikâyeye bakar.”
Dosya kaydedilir: PITCH_DECK_FINAL_V22.PDF.
Derya soğuk çayını karıştırır.
“Serkan Abi, sen eskiden bir holdingin yazılım şirketindeydin değil mi? Neden ayrıldın?”
“Özgürlük istedim kızım. Kendi kaderimi tayin edecektim.”
“Değdi mi?”
“Gördüğün gibi. Şimdi gece üçte çiğ köfteciye borç takıyoruz.”
“Ben hiç kurumsal görmedim. Orada maaşlar gününde yatıyor mu gerçekten?”
Serkan başını sallar. Başka çaresi yoktur.
Sait Usta
Beşe çeyrek kala Batu beyaz tahtaya şema çizer: “Pipeline’ı tokenize edeceğiz, kullanıcı verisini web3’e bağlayacağız, sonra Londra’da bir SPAC’le birleşeceğiz.”
Kapı tıklatılır. İçeri beyaz önlüklü, bıyıklı bir adam girer: köşedeki çiğ köfteci Sait Usta, elinde bir hesap fişi.
“Gençler kolay gelsin. Son dört günün dürüm parası birikti Batu Bey. Bin iki yüz lira.”
“Yarın hallederiz Sait Usta, turu kapatıyoruz. Biz küresel bir fintech altyapısı kuruyoruz.”
“Fintech’ini bilmem evlat, lavaşın parası nakit ödenir.”
Ceplerden bozuk paralar çıkar: altı yüz kırk lira.
“Ben bu işe doksan ikide başladım. Kâğıthane’de iki dairem var, dükkân da kendi mülküm. Tek kuruş borcum yok. Siz okumuş çocuklarsınız, gece ikide aç geziyorsunuz.”
“Bizimki sermaye yatırımı Sait Usta. Yakında çok zengin olacağız.”
“Zengin adamın dürüm borcu olmaz evlat.”
Holding Servisi
Sabaha doğru demir parmaklıklardan gri bir ışık sızar. Serkan pencereye yaklaşır. Büyükdere’nin köşesinde beyaz bir holding servisi durur; ütülü gömlekli adamlar kimi gazete okur, kimi başını cama dayamış uyur. Hepsinin cebinde düzenli maaş ve özel sağlık sigortası kartı vardır.
“Serkan Abi, bu adamlar her akşam beşte evine gidiyor değil mi?”
“Gidiyorlar. Hafta sonu da çalışmıyorlar.”
“Peki biz neden buradayız?”
Serkan cevap vermez. Arkasında, koltuğunda horlayan CEO Batu.
Londra
Ondan önce Zoom bağlantısı kurulur. Ekranda Londra’daki fon yöneticisi James, arkasında City manzarası, elinde porselen çay fincanı.
“Good morning team, let’s look at your traction.”
Batu şişirilmiş grafikleri açar. Kamerada Serkan’ın morarmış gözleri ve arkadaki dökük sıva görünür.
“Interesting numbers Batu. But your churn rate seems quite high. We will review internally and get back to you next quarter.”
Ekran kararır. Odada kimse konuşmaz. Sonra Batu ayağa kalkar, ellerini çırpar.
“Arkadaşlar, bu bir ret değil. Bu bir ‘not yet.’ Derya, Sait Usta’yı ara.”
“Ne söyleyeyim abi?”
“Bir pivot yapıyoruz. Ona bir yazılım lazım mı, sor.”



