Salı sabahı, Maslak 42’nin brüt beton lobisi. Dışarıda Ahi Evran Caddesi’nin egzozu, içeride üçüncü nesil kahvecinin kavrulmuş çekirdek kokusu. Kahve tezgâhının önünde kırk kişilik bir sıra: gürültü engelleyici kulaklıklar, su geçirmez siyah sırt çantaları, oversize trençkotlar, renkli şirket askıları. Herkes telefonuna kilitli, ama göz ucuyla yanındakinin Slack bildirimlerini okuyor.
Sıranın ortasında iki üniversite arkadaşı karşılaşır: Can ve Berk. İkisi de yirmi dört yaşında, ikisi de iki yıllık mezun.
“Berk! Ne zamandır görüşemiyoruz.”
Berk telefonundaki bildirimleri kaydırır, göğsünü kabartır.
“Müthiş haber Can! Fintech’ten ayrıldım. Global bir oluşumda ‘Associate Vice President of Strategic Growth’ olarak başladım. Sen ne taraftasın?”
Sekiz Kelimelik Düello
Can bir an duraksar ve kelimeleri sayar. Altı tane. Maslak’ta unvan, insanın sınıfsal zırhıdır; yenilmemesi gerekir.
“Ben Seri A almış bir start-up’a geçtim. Unvanı özellikle müzakere ettim: ‘Lead Global Product Evangelist & Principal Architect.’ Doğrudan kurucuya raporluyorum. EMEA’yı bizzat yönetiyorum.”
“Ben de APAC ve MENA’nın büyüme funnel’larını kuruyorum. On iki stajyer bana bağlı.”
“Harika. Biz de board üyeleriyle haftalık sync alıyoruz.”
Barista araya girer:
“Bir yulaf sütlü flat white, bir buzlu Americano. Toplam iki yüz kırk lira.”
İki küresel başkan yardımcısı aynı anda cüzdanına davranır. Can yemek kartını uzatır; ekranda kırmızı bir yazı belirir: Yetersiz Bakiye. Kalan: yüz on dört lira. Kredi kartına geçer; kullanılabilir limit üç yüz on iki lira. Berk’in kartında seksen altı lira vardır.
“Yemek kartı ayın yirmisinde bitti. Günlük limit ancak bir tosta yetiyor.”
“Bizde de aynı. Ama unvanımız sağlam dostum.”
“Tabii canım. Kartvizit parıldasın yeter.”
Kartvizitinde üç kıtayı yönettiği yazan gençler, markette indirimli ton balığı kovalar.
Bordro Yerine Sıfat
Unvan enflasyonu bir genç hevesi değil, insan kaynaklarının enflasyona karşı bulduğu en parlak numaradır. Şirketler para veremez, ama sıfata hiç acımaz.
Yirmi beş yaşındaki uzman, yöneticisinin kapısını çalar.
“Mert Bey, kiram yüzde seksen arttı. Maaşım kırk iki bin lira, geçinemiyorum. Zam talep ediyorum.”
Kasa boştur. İK Direktörü kapıyı kapatır, sesine şefkatli bir ton yerleştirir.
“Can’cım, nakit baremlerimiz kilitli. Bütçe en fazla yüzde on beş kaldırır. AMA… Seni geleceğin lideri yapıyoruz. Pazartesi itibarıyla unvanın ‘Senior Lead Operations Partner.’ Bu unvan sana piyasada dev kapılar açar.”
Operasyonun şirkete maliyeti: sıfır lira. Çalışanın kazancı: akşam LinkedIn’de bir paylaşım. “I’m thrilled to announce…” Altında dört yüz beğeni, seksen “Tebrikler canım, hak ettin!” ve beyinde on iki saniyelik bir mutluluk patlaması. Unvanlar, değersizleşen paranın yerine basılan pullardır. Alım gücü yoktur ama vitrini parıldar.
Kim Ne Yapıyor?
Yirmi yıl önce hiyerarşi basitti: stajyer, uzman yardımcısı, uzman, şef, müdür, direktör. Bir basamak atlamak üç yıl isterdi. Bugün organizasyon şemaları kelime salatasıdır.
“Global Client Delight Architect”, gün boyu kargo şikâyetlerine şablon cevap yapıştırır. “Head of Omnichannel Growth”, Instagram panelinden günlük üç yüz liralık hikâye reklamı açar. “Director of Workplace Synergies”, su damacanasını değiştirir. “Talent Acquisition Catalyst”, LinkedIn’den günde yüz kişiye kopyala-yapıştır mesaj atar.
On kişilik bir dijital ajansta dört “Head”, üç “Director”, iki “Vice President” ve bir stajyer oturur. İnternet koptuğunda modemin fişini çeken yine o stajyerdir.
Ayın Yirmi Sekizi
Parıltılı tiyatronun perdesi her ayın yirmi sekizinde, ekstreyle iner. “Principal Strategist”in geliri: kırk dört bin net maaş artı dört bin beş yüz yemek kartı. Gideri: on dokuz bin paylaşımlı ev kirası, dört bin sekiz yüz nitelikli kahve, dokuz bin beş yüz hafta sonu, on iki bin taksit, dört bin iki yüz taksi. Her ay eksi bakiye büyür. Gündüz Zoom’da Avrupalı fonlara vizyon anlatılır; akşam banka uygulamasında nakit avans limiti aranır.
“Asgariyi yatırabildin mi?”
“Yarısını. Kalanı gelecek ayki primden kapatırım.”
“Hangi prim abi? Şirket bu çeyrek hedefi tutturamadı.”
“Olsun, en azından unvanım Lead Director.”
“Doğru ya. Kartviziti gösterip fırından ekmek isteriz artık.”
Herkes General Olunca
Herkesin stratejist olduğu bir ofiste iş durur, çünkü stratejist iş yapmaz, vizyon çizer. Cuma gecesi sistem çöktüğünde Slack kanalı bir trajediye döner. “Head of Growth” kırmızı emoji atar: “Arkadaşlar checkout patladı, acil toplanalım.” “Lead Architect” yazar: “Veritabanında latency var, takip edelim.” “Principal Experience Leader” ekler: “Müşteriye açıklama yapalım, metni kim onaylar?”
Sunucuya girip hatayı düzeltecek kimse yoktur. Asıl kodu yazan uzman altı ay önce “Bana sıfat verdiniz ama maaşım yetmiyor” deyip Hollanda’ya gitmiştir. Kalan altı yönetici, durum değerlendirme toplantısı için takvimde ortak boşluk arar.
Akşam altıyı yirmi geçe Maslak 42’nin kapısından çıkış başlar. Kalabalığın arasında elli yaşındaki İlhan Bey yürür: yirmi iki yıllık sistem mühendisi, solmuş gri polar mont. Kartvizitinde iki kelime yazar: Sistem Mühendisi. Ne başında “Senior” vardır ne sonunda “Lead.”
Cebindeki telefon titrer. Slack’te “Head of Growth” ona yazmıştır: “İlhan Bey, checkout’a bir bakabilir misiniz? Acil.”
İlhan Bey metro merdivenlerinde durur, sistemi iki dakikada ayağa kaldırır ve cevap yazar: “Düzeldi.”
Beş dakika sonra kanalda “Head of Growth”un mesajı belirir: “Ekip olarak harika bir iş çıkardık! 🚀”



