Maslak 42 kulesinin on sekizinci katında sessizlik hâkim. Kıdemli veri analisti Sinan kulaklığını düzeltmiş, SQL sorgusunu çalıştırmak üzereyken cebindeki telefon titrer. WhatsApp’ta yeni bir grup kurulmuştur, adı dehşet vericidir: “Mert Doğum Günü Sürpriz!” Yanında pasta ve konfeti emojileri.

Gizli Operasyon

Grubu kuran, departmanın gayriresmî etkinlik amiri Gizem’dir. Gizem her ay en az üç kutlama organize eder; kendi asıl işini yapmaz ama kimin ne zaman doğduğunu ezbere bilir. Grupta kırk iki kişi vardır. Doğum günü çocuğu Mert yoktur, çünkü bu bir gizli operasyondur. Oysa Mert her şeyi bilmektedir; hangi pastaneden pasta alınacağını Gizem’e kendisi fısıldamıştır.

“Selam millet! Yarın Mert’imizin doğum günü! Ona harika bir tasarım sırt çantası alıyoruz. Pasta ve hediye için kişi başı 100 TL topluyoruz. Aşağıdaki IBAN’a acil gönderin lütfen. Açıklamaya sadece adınızı soyadınızı yazın.”

Sinan ekrana tiksinerek bakar. Mert’le altı aydır aynı odadadır; Mert onun hiçbir selamını almamış, geçen ay Sinan’ın hazırladığı raporu kendi üstüne geçirmiş, toplantıda onu genel müdürün önünde zor durumda bırakmıştır. Şimdi bu adamın doğum günü için para istenmektedir. Üstelik zorla.

Açıklamaya Sadece İsim Yazın

Öğleye doğru Gizem açık ofiste teftişe çıkar. Elinde ince bir not defteri, adımları haciz memuru adımı. Kimin para attığını banka uygulamasından kontrol etmektedir. Sinan başını ekrana gömer, klavyede anlamsız tuşlara basar. Çalışıyor gibi görünmek en büyük kalkanıdır. Ama ağır bir vanilya kokusu yayılır ve masaya iki parmak vurulur: tık, tık.

“Sinancığım, gruptaki IBAN’ı gördün değil mi tatlım?”

“Gördüm de bakamadım henüz.”

“Hemen atarsan çok sevinirim, pastaneye kapora göndermem gerekiyor.”

“Ben Mert’le pek samimi değilim Gizem.”

“Aşk olsun Sinan! Biz bir aileyiz burada.”

“Aile miyiz gerçekten?”

“Tabii ki! Takım ruhunu bozmayalım. Unutma sakın, listeyi İK’ya da gösteriyorum.”

Liste İK’ya mı gidiyor? Sinan’ın gözünün önünde performans formundaki “takım çalışmasına yatkın değil” notu canlanır. Yıllık terfisi yüz lira yüzünden riske girecektir. Mobil bankacılığı açar. Ay sonudur, hesapta 420 TL kalmıştır. Bunun yüz lirası Mert’in sırt çantasına gidecektir. İçinden küfürler savurur ve plan kurar.

Yangın Merdiveni

Kutlama 16.00’ya ilan edilmiştir. Çeyrek kala Gizem elinde lüks bir pastanenin kutusuyla mutfağa süzülür, herkes peşinden yürür. Sinan sessizce doğrulur, ceketini koltuğun arkasında bırakır ki masada sansınlar, telefonu sessize alıp koridorun sonundaki yangın kapısını iter. Burası plazanın kör noktasıdır: kamera yok, sensör yok, sosyal baskı yok.

Beton basamağa oturur oturmaz aşağıdan ayak sesleri gelir. Köşeden elinde su şişesiyle pazarlama uzmanı Can belirir. İki kaçak göz göze gelir.

“Sen de mi para vermedin?”

“Vermedim tabii. Geçen hafta bana hakaret etti o herif. Gizem beni üç kere aradı, açmadım.”

“Burada kaç dakika duracağız?”

“Pasta kesilene kadar. Yirmi dakika yeter.”

Mutfakta otuz kişi daracık tezgâhın etrafına doluşmuştur. Klima yetersizdir. Işıklar kapanır, Mert içeri girer, ağzını eliyle kapatır.

“İnanamıyorum! Bana mı bu?”

Sabah pasta siparişini kendisi onaylamıştır. Koro detone bir “İyi ki doğdun Meeert!” tutturur, direktör Erkan Bey en önde mekanik bir ritimle alkışlar. Mert deri çantayı paketten çıkarır: “Harikasınız arkadaşlar! Tam istediğim model!” Gizem göz ucuyla kalabalığı tarar. Sinan yok. Can yok. Finanstan Burak yok. Bu isimlerin yanına görünmez kırmızı çarpılar atılır.

Yüz Liralık İsyan

On kişilik pasta otuz kişiye bölünür. Frambuazlar kurumuş, krema sararmıştır; pasta dünden kalmadır. Kıdemli uzman Aylin’in plastik çatalı kırılır, dişi kremaya gömülür.

“Yüz lira verdik, iki lokma düştü.”

“Mert çantayı aldı, keyfi yerinde.”

Mutfak boşalınca yangın kapısı aralanır, Sinan ile Can parmak uçlarında koridora süzülür. Gizem masasında gözlerini kısmıştır.

“Sinan, neredeydin sen? Pastayı kaçırdın. IBAN’a hâlâ göndermedin bu arada.”

“Ama ben ne pastadan yedim ne kutlamaya katıldım.”

“Olsun, bu bir ortak bütçe. Takım ruhu bunu gerektirir Sinan.”

“Takım ruhu yüz lira haraç kesmek değildir Gizem.”

Klavye sesleri aniden durur, bütün kafalar kalkar. Gizem İK’nın kapısına yönelir. Sinan kulaklığını takar. Yüz lirasını kurtarmıştır.

Ertesi Gün

Ertesi gün öğle yemeği saatinde Sinan montunu giyip masanın başında bekler. Kimse ona bakmaz. Gizem göz işareti yapar, Mert yeni deri çantasını omzuna takmıştır, ekip fısıldaşarak yanından bir hayalet gibi geçer. Can bile gözlerini kaçırır; sabah ilk iş Gizem’e yüz lirayı göndermiştir.

“Öğle yemeğine mi gidiyorsunuz?”

“Yerimiz kalmadı Sinan. Dışarıda yiyeceğiz.”

Kapı kapanır. Sinan evden getirdiği saklama kabını açar, dünden kalan soğuk makarnayı tek başına yer. Hesabında hâlâ 420 TL vardır.

Telefon titrer. Yeni grup: “Ebru Hanım Doğum Günü Sürpriz!” Kişi başı 100 TL. Grupta kırk bir kişi vardır. Bu kez Sinan yoktur.