Büyükdere Caddesi sabah trafiğinde inliyor. Levent’teki bir kulenin mermer lobisi pırıl pırıl; güvenlik görevlileri her zamankinden gergin, telsizlerden fısıltılar yükseliyor.

“Siyah Mercedes yanaştı. Misafir teşrif ediyor.”

Döner kapıdan yeni CEO Richard Vance giriyor: Londra dikimi lacivert takım, kravat yok. Kravatsızlık sözde samimiyet mesajı. Yüzünde geniş, bembeyaz bir gülümseme. Asansörlerin önünde İK Direktörü Selin Hanım nefesini tutmuş bekliyor.

“Good morning Selin. Wonderful energy in Istanbul.”

“Welcome to Turkey, Richard. The entire executive board is waiting on the 32nd floor.”

“Splendid. Let us see the talent.”

Asansör otuz ikinci kata çıkarken kimse konuşmaz. Selin Hanım adamın yüzünü gizlice süzer. Bu adam kurtarıcı olarak gelmemiştir. Londra onu tek bir görev için yollamıştır: maliyetleri yüzde 35 kısmak ve şirketi küresel şablona uydurmak.

İlk Otuz Gün: Listening Tour

Richard ilk haftalarda hiç karar almıyormuş gibi davranır. Kurumsal dünyada buna “Listening Tour” denir. Her yöneticiyle bire bir oturur, bacak bacak üstüne atar, deri kaplı siyah defterine not alır.

Pazarlama Direktörü Tolga Bey elli sayfalık strateji sunumunu açar, son beş yılın yerel ödüllerini sıralar.

“Very impressive Tolga. Truly impressive. Tell me more about your emotional connection.”

“We do emotional storytelling in our campaigns.”

“Storytelling is lovely. And how many direct reports do you have?”

“Twenty-eight.”

“Twenty-eight? That is quite a heavy pyramid.”

Tolga Bey toplantıdan rahatlamış çıkar, açık ofise zafer gülücüğü atar.

“Adam harika dinliyor. Vizyonumu çok beğendi.”

Richard’ın defterinde ise tek bir satır vardır: Tolga: overpaid, emotionally attached, redundant pyramid. Fabrika müdürüne hayran kalır, finans direktörünün titizliğini över, satış ekibinin hırsına bayılır. Bütün koridor yeni CEO’nun ne kadar sempatik olduğunu konuşur.

Altmışıncı Gün: Project Phoenix

Bir sabah Londra’dan yirmi sekiz yaşında üç yönetim danışmanı gelir: dar paça pantolon, beyaz gömlek, dev Excel tabloları. On beşinci kattaki cam odaya kapanır, jaluzileri içeriden indirirler. Projenin kod adı “Phoenix”tir. Koridordaki kod adı başkadır.

Danışman Oliver tahtaya şema çizer.

“Seven layers of management. Global standard allows four.”

“What is the severance liability in Turkey?”

“Turkish Labor Law protects senior employees. Article 18 requires valid reasons.”

“Then we use mutual separation agreements. Nobody rejects ready cash in an inflationary economy.”

Kırmızı bir liste hazırlanır. Tepesinde, şirkette on beş yılı devirmiş, şirketin hafızasını taşıyan yerel isimler vardır. Richard kapıyı aralar.

“How is the headcount shaping up, gents?”

“Minus 22 percent, Richard.”

“Brilliant.”

Doksanıncı Gün: Cuma, Dört Buçuk

Plaza dünyasının en karanlık saati cuma öğleden sonra dört buçuktur: hafta sonu girer, kimse avukat bulamaz. Tolga Bey’in takvimine bir davet düşer: “Quick Touchbase - HR Alignment.”

Odada Richard yoktur. Masanın başında Selin Hanım ve dışarıdan bir hukuk müşaviri oturur. Ortada bir sürahi su ve iki tükenmez kalem.

“Tolga Bey, bildiğiniz üzere küresel bir dönüşüm sürecindeyiz. Pazarlama direktörlüğünü Londra’ya bağlıyoruz.”

“Benim pozisyonum ne olacak?”

“Artık yerel bir direktörlük pozisyonumuz bulunmuyor.”

“Yani beni kovuyor musunuz?”

“Kovmak çirkin bir kelime. Karşılıklı anlaşarak ayrılıyoruz.”

Masaya kapağında “İkale Sözleşmesi” yazan beyaz bir dosya uzanır.

“Ben bu şirkete on iki yılımı verdim! İş Kanunu madde 18 gereği geçerli fesih sebebi sunamazsınız!”

Müşavir araya girer:

“Sekiz brüt maaş ek paket öneriyoruz. Şimdi imzalarsanız kıdem, ihbar ve bonusunuz hemen yatar.”

“Mahkemeye giderim! İşe iade davası açarım!”

“Dava uzun sürer Tolga Bey. Enflasyonda paranız erir.”

“Pazartesiye kadar süre verin.”

“Teklifimiz bu oda için geçerli.”

Kapıda güvenlik görevlisi bekler. Tolga Bey on iki yıllık plaketlerini düşünür, kalemi alır, imzalar.

Yüzüncü Gün: Veda E-postası

Pazartesi sabahı bütün şirkete Richard’dan bir e-posta düşer. Konu: “Embracing Our Agile Future.”

“Sevgili Ekip, ilk yüz günümde gösterdiğiniz olağanüstü tutku için teşekkür ederim. Daha çevik, daha yatay ve müşteri odaklı bir yapıya geçiyoruz. Bu dönüşüm kapsamında Tolga Bey, Hakan Bey ve Zeynep Hanım’la vedalaşıyoruz. Kariyer yolculuklarında sonsuz başarılar dileriz.”

Üç direktör bir günde buharlaşmıştır. Odaları koli bandıyla boşaltılmış, kutular kargo arabasına taşınmıştır. Richard otuz ikinci katta Londra’yla görüntülü konuşur.

“Did you face any legal complications?”

“None at all. All packages were accepted cleanly. We are now lean and perfectly aligned.”

Hayatta Kalanlar

Açık ofiste kalanlar sevinemez bile. Üç direktörün bütün yükü onların omzuna yıkılmıştır; yeni pozisyon açılmamış, maaşa zam yapılmamış, yalnızca iş tanımları üçe katlanmıştır. Kıdemli Marka Müdürü Ece kahve makinesinin başında İK’dan Mert’le fısıldaşır.

“Bizi de gönderecekler mi sence?”

“Sıra müdür yardımcılarına gelecek diyorlar.”

“Ben CV’mi hemen güncelliyorum.”

“LinkedIn’de ‘Open to Work’ açma sakın. Profilleri tarıyorlarmış.”

“O zaman paketi bekleyip öyle mi gitmeli?”

“Bize paket vermezler Ece. Bizi istifaya zorlarlar.”

Richard koridordan geçer, her masaya bir gülümseme fırlatır.

“Keep up the great work guys. Stronger together.”

Ece akşam eve gidince deri kaplı siyah bir not defteri satın alır. İlk sayfasına tek satır yazar: Richard: overpaid, emotionally attached to Excel, redundant.