Çarşamba öğleden sonra Küçükbakkalköy kavşağında beton mikserleri kuyruk oluşturur, toz bulutu D-100 bağlantı yoluna doğru sürüklenir. Kavşağın ortasında devasa bir dikilitaş parlar: Allianz Tower, güneşi altın rengi cephe perdesiyle kırar.

Bina güneşe göre yaklaşık 33 derece döndürülmüştür. Amerikalı mimarlar Kapadokya’nın peri bacalarından ilham almıştır. Küçükbakkalköy’ün ise peri bacalarıyla hiçbir ilgisi yoktur; burası oto sanayi ile finans hattının sınır boyudur.

Lobide bir levha parıldar: LEED Platinum. Yağmur suyu toplanır, güneş ışığı kontrol edilir, karbon ayak izi asgaridedir. Yirmi altıncı katta ise bambaşka bir dram yaşanır. Aktüerya uzmanı Burcu’nun gözleri kan çanağına dönmüştür, esnemekten çenesi çıkmak üzeredir.

“Kaan saat kaç oldu?”

“İkiyi on geçiyor Burcu.”

“Neden hiç nefes alamıyoruz burada? Camı iki santim aralayamaz mıyız?”

“Cam açılmaz. Sistem havayı otomatik temizliyor.”

“Temizlemiyor Kaan. Dünden kalan havayı soluyoruz.”

“Buna dinamik iklimlendirme diyorlar.”

“Ben buna boğulma diyorum.”

Bina Yamuk

Döndürülmüş kütle sayesinde termal yük azalır, soğutma masrafı düşer. İçeride oturan analistlerin dengesi ise bozulur. Masa düzeni asimetriktir, köşeler doksan derece değildir. Risk yöneticisi Tarık cetvelle masasını düzeltmeye çalışır:

“Bu masa yine yamuk duruyor.”

“Masa değil Tarık Bey, bina yamuk. Mimar binayı döndürmüş.”

“Neden döndürmüş?”

“Güneşi daha iyi yakalamak içinmiş.”

“Ben güneşi değil ekrandaki hasar tablosunu yakalamak istiyorum. Perdeler de tam rakamı okuyacakken iniyor.”

“Akıllı bina işte. Bizi bizden iyi düşünüyor.”

“Keşke biraz da oksijen düşünseydi.”

“En azından doğayı koruyoruz Tarık Bey.”

“Doğayı koruyoruz, ekibi hastanelik ediyoruz.”

Dışarıdaki kornalar içeri ulaşmaz. Bu bir akustik başarıdır, ama sessizlik insanı çıldırtır. Yalnızca menfezden hafif bir fısıltı gelir: Fıssss.

Mühürlü Camlar

LEED Platinum kolay alınmaz. Lavabo muslukları öyle tasarruflu akar ki sabunu durulamak bir sınava dönüşür; elini uzatan çalışana sensör suyu keser, çünkü su tasarrufu şakaya gelmez. En büyük tabu ise pencerelerdir.

“Bir tornavida bulsak şu camı zorlayamaz mıyız?”

“Delirdin mi Burcu? Alarm öter. Hem aşağıda oto sanayinin egzozu var, orası daha mı temiz?”

“En azından gerçek hava.”

“Geçen gün İK duyuru yaptı. Ofiste derin nefes egzersizi yapacakmışız. Gözümüzü kapatıp ormanda olduğumuzu hayal edecekmişiz.”

“Ormanda kasko poliçesi onaylatmıyorlar Kaan.”

Pencereyi açamazsınız, ama meditasyon uygulaması indirebilirsiniz. Oksijen alamazsınız, ama sürdürülebilirlik raporu yazabilirsiniz. Raporların fotoğraflarında herkes gülümser; öğleden sonra üçteki esneme fotoğrafları rapora girmez.

Gökyüzü Bahçesi

Mimar kuleye çift kat yüksekliğinde gökyüzü bahçeleri eklemiştir. Saksılar dizilidir, bodur zeytin ağaçları güneşe bakar. Saat 15.00’te bahçe ana baba gününe döner; kırk kişi saksıların dibine çöker.

“Seda şu saksının yanından biraz çekilir misin? Zeytin ağacına yakın durmak istiyorum.”

“Neden çekileyim Tolga, burası ortak alan.”

“Yapraklarına bakınca ferahlıyorum.”

“Burası da çok sıcak oldu. Cam seraya çevirmiş.”

“Ekolojik kulede sera etkisi kurbanı olduk.”

“Aşağıdaki kahveciye mi insek?”

“Turnikeden geçip geri gelene kadar öğle arası biter.”

“Turnikeye kart okutunca kaç kalori yakılıyor acaba?”

“O da yeşil bina raporuna yazılıyordur kesin.”

Bahçedeki bitkiler bile yorgun görünür. Bir kuş konamaz o dallara, bir arı uçamaz o çiçeklerin üstünde. İnsanlar da bitkiler gibi solar, ten renkleri floresan beyazına döner.

Karbondioksit Sensörü Çıldırınca

Tavanda yüzlerce küçük beyaz dedektör odadaki karbondioksiti ölçer. On beş kişilik toplantı odasında yönetim kuruluna bütçe sunulurken biri kırmızıya döner.

“Sayın yönetim kurulu, bütçe revizyonunu arz ediyorum.”

“Bir saniye Murat Bey. O kırmızı ışık ne?”

“Odadaki hava kritik seviyenin altına indi Genel Müdürüm.”

“Kapıyı açın hemen!”

“Açarsak koridordaki soğuk hava içeri dolar efendim.”

“Dolsun Murat Bey, bayılacağız burada!”

“Havalandırma devreye girdi efendim. Ama yüzde 15 kapasiteyle çalışıyor.”

“Neden yüzde yüz değil?”

“Yeşil bina kriterlerine göre karbon kotamız dolmuş.”

“Biz insanız Murat Bey! Nefeste kota mı olur? Yarın ilk iş o sertifikayı duvardan indirin.”

“İndiremeyiz efendim. Genel merkez çok önem veriyor.”

Teknoloji insan konforu için üretilir, ama burada sertifika puanı çalışanın şakaklarından daha değerlidir. Yatırımcı slaytlarında yeşil plaketler parlar; çekmeceler aspirin ve burun spreyiyle doludur.

Turnikeden Kaçış

Saat 17.30’da ofiste kolektif bir sersemlik başlar. Küçükbakkalköy kavşağında kamyonlar korna çalar; dışarıdaki kaos camın ardından sessiz bir film gibi izlenir.

“Bu kaçıncı kahven Burcu?”

“Beşinci. Kanımıza oksijen gitmiyor ki kahve ne yapsın? Çıkışta Caddebostan sahiline ineceğim, çimlere uzanıp ciğerlerimi dolduracağım.”

“Beni de götür.”

“Önce otoparktan çıkmamız lazım ama.”

“Otoparkın havası buradan iyidir. En azından oradaki egzoz dumanı samimi.”

Saat 18.00’de turnikeler döner, döner kapıdan çıkan herkes ciğerlerini doldurur. Hava soğuktur, içinde mazot ve Küçükbakkalköy tozu vardır. Ama gerçektir.

“Oh be! Dünya varmış!”

“Mazot kokusunu bu kadar seveceğimi düşünmezdim.”

“Rüzgâr esiyor Kaan, farkında mısın?”

“Farkındayım Burcu, saçlarım dağıldı.”

Arkalarında otomasyon boş ofislerin ışıklarını söndürür, karbondioksit seviyesi normale döner. Yeşil bina artık tam anlamıyla tasarrufludur, çünkü içinde insan kalmamıştır. En sürdürülebilir ofis, boş ofistir.