Allianz Tower Küçükbakkalköy: Anadolu Yakası'nın Yeşil Bina Tiyatrosu
LEED Platinum sertifikalı cam prizmada temiz hava arayışı; açılamayan çift cidarlı pencereler, gökyüzü bahçelerinde oksijen savaşı ve Küçükbakkalköy kavşağında ekolojik kriz.
allianz-tower-kucukbakkalkoy-anadolu-yakasi-yesil-bina-tiyatrosu
Çarşamba öğleden sonra, saat tam 14.10.
Küçükbakkalköy kavşağında beton mikserleri kuyruk oluşturur.
Toz bulutu D-100 bağlantı yoluna doğru sürüklenir.
Kavşağın tam ortasında devasa bir dikilitaş parlar.
Allianz Tower güneş ışığını altın rengi panelleriyle kırar.
Bina gökyüzüne doğru tam 33 derecelik bir açıyla burulur.
Amerikalı mimarlar Kapadokya’daki peri bacalarından ilham almıştır.
Fakat Küçükbakkalköy’ün peri bacalarıyla hiçbir ilgisi yoktur.
Burası oto sanayi ile finans vadisinin sınır boyudur.
Lobide devasa bir pirinç levha parıldar: “LEED Platinum Sertifikası”.
Bu sertifika binanın doğa dostu olduğunu iddia eder.
Yağmur suları toplanır. Güneş ışığı kontrol edilir. Karbon ayak izi minimum seviyededir.
Fakat yirmi altıncı katta bambaşka bir dram yaşanır.
Aktüerya uzmanı Burcu sandalyesinde arkaya yaslanır.
Gözleri kan çanağına dönmüştür.
Esnemekten çenesi çıkmak üzeredir:
— “Kaan saat kaç oldu?”
— “İkiyi on geçiyor Burcu.”
— “Neden hiç nefes alamıyoruz burada?”
— “Bina tam yalıtımlı Burcu. Dışarıdan hava girmiyor.”
— “Camı aralayamaz mıyız iki santim?”
— “Cam açılamaz. LEED puanımız düşer.”
— “Puan için mi öleceğiz burada?”
— “Sistem havayı otomatik temizliyor Burcu.”
— “Temizlemiyor Kaan. Dünden kalan havayı soluyoruz.”
— “Buna dinamik iklimlendirme diyorlar.”
— “Ben buna açıkça boğulma diyorum.”
I. Küçükbakkalköy Kavşağında 33 Derecelik Açı
Binanın kütlesi güneşe göre 33 derece döndürülmüştür.
Bu açı sayesinde enerji tasarrufu sağlanır.
Termal yük azaltılır. Binanın soğutma masrafları düşer.
Fakat içeride oturan analistlerin dengesi bozulur.
Masa düzeni asimetriktir. Kolonlar çapraz geçer.
Odanın köşeleri doksan derece değildir.
Risk yöneticisi Tarık cetvelle masasını düzeltmeye çalışır:
— “Bu masa yine yamuk duruyor.”
— “Masa değil Tarık Bey, bina yamuk.”
— “Nasıl yani bina yamuk?”
— “Mimar binayı döndürmüş efendim.”
— “Neden döndürmüş peki?”
— “Güneşi daha iyi yakalamak içinmiş.”
— “Ben güneşi değil ekrandaki hasar tablosunu yakalamak istiyorum.”
— “Perdeler de otomatik inip kalkıyor efendim.”
— “Evet, tam rakamı okuyacakken zifiri karanlık oluyor.”
— “Akıllı bina işte Tarık Bey. Bizi bizden iyi düşünüyor.”
— “Akıllı bina keşke biraz da oksijen verseydi.”
— “Oksijen vermek ekstra enerji harcatır efendim.”
— “Enerji tasarrufu yapalım diye beynimiz durdu.”
— “En azından doğayı koruyoruz Tarık Bey.”
— “Doğayı koruyoruz ama ekibi hastanelik ediyoruz.”
Pencerelerin dışındaki çift cidarlı cephe rüzgarı keser.
Dışarıdaki kornalar içeriye ulaşamaz.
Bu tam bir akustik izolasyon başarısıdır.
Fakat bu sessizlik insanı çıldırtır.
Sadece havalandırma menfezinden gelen hafif bir fısıltı vardır: Fıssss.
O ses tüm ofisin ortak kabusudur.
II. LEED Platinum Sertifikası ve Mühürlü Camlar
LEED Platinum almak kolay bir iş değildir.
Her metrekare için yüzlerce kriter gerekir.
Lavabolardaki musluklar saniyede sadece yarım litre su akıtır.
Sabunu durulamak on dakika sürer.
Ellerini kurutmak isteyen çalışanlar sensörün önünde el sallar.
Sensör suyu keser. Çünkü su tasarrufu şakaya gelmez.
Fakat en büyük tabu pencerelerdir.
Pencerelerin üzerinde kilit mekanizmaları bile yoktur.
Camlar yekpare monte edilmiştir.
Dış dünyayla fiziksel temas tamamen kesilmiştir:
— “Bir tornavida bulsak şu camı zorlayamaz mıyız?”
— “Burcu delirdin mi sen? Alarm öter.”
— “Temiz hava istiyorum Kaan. Sadece bir yudum rüzgar.”
— “Aşağıda oto sanayinin egzozu var. Orası daha mı temiz?”
— “En azından gerçek hava. Bu makine kokusu beni mahvetti.”
— “Binanın hava filtreleri yüzde 99 partikül tutuyor.”
— “Partikülü tutuyor ama ruhumuzu da hapsediyor.”
— “Geçen gün İK bir duyuru yaptı.”
— “Yine ne dediler?”
— “Plaza içinde derin nefes egzersizi yapacakmışız.”
— “Neyle nefes alacağız? Bu sentetik havayla mı?”
— “Gözlerimizi kapatıp ormanda olduğumuzu hayal edecekmişiz.”
— “Ormanda kasko poliçesi onaylatmıyorlar Kaan.”
— “Mindfulness seansı yarın saat üçte.”
— “O saatte benim uyku krizim tavan yapıyor.”
Kurumsal dünya her soruna sanal çözümler üretir.
Pencereyi açamazsınız. Ama meditasyon aplikasyonu indirebilirsiniz.
Oksijen alamazsınız. Ama sürdürülebilirlik raporu yazabilirsiniz.
Allianz Tower’ın yıllık raporları yeşil grafiklerle doludur.
Fotoğraflarda herkes gülüser.
Fakat kimse öğleden sonra çekilen esneme videolarını göstermez.
III. Gökyüzü Bahçesinde Yapay Palmiyeler ve Oksijen Kuyruğu
Mimar projeye çift kat yüksekliğinde gökyüzü bahçeleri eklemiştir.
Sky Gardens adı verilen bu alanlar dinlenme yeridir.
İçeride yeşil saksılar dizilidir.
Bazı bodur zeytin ağaçları cam arkasında güneşe bakar.
Fakat burası da tamamen kapalıdır.
Hava sirkülasyonu burada da menfezlerle sağlanır.
Saat 15.00 olduğunda bahçe ana baba gününe döner.
Kırk kişi aynı anda saksıların dibine çöker:
— “Seda şu saksının yanından biraz çekilir misin?”
— “Neden çekileyim Tolga? Burası ortak alan.”
— “Zeytin ağacına yakın durmak istiyorum.”
— “Ağaç fotosentez yapmıyor ki Tolga. Işık yetersiz.”
— “Olsun, yapraklarına bakınca ferahlıyorum.”
— “Burası da çok sıcak oldu.”
— “Cam tavan seraya çevirdi burayı.”
— “Sera gazı etkisi dedikleri bu olsa gerek.”
— “Ekolojik kulede sera gazı kurbanı olduk.”
— “Aşağıdaki kahve dükkanına mı insek?”
— “Lobi turnikesinden geçmek yirmi dakika sürüyor.”
— “Turnike kartını okutunca kaç kalori harcanıyor acaba?”
— “O da yeşil bina raporuna yazılıyordur kesin.”
— “Adım sayarımız binaya entegre çalışıyor zaten.”
Gökyüzü bahçesindeki bitkiler bile yorgun görünür.
Toprakları özel kimyasallarla nemlendirilir.
Doğal yağmur suyu depolarından borularla beslenirler.
Fakat bir kuş konamaz o dallara.
Bir arı uçamaz o çiçeklerin üzerinde.
Cam kafesin içinde hapsolmuş steril bir botanik bahçesidir.
İnsanlar da o bitkiler gibi solar.
Ten renkleri floresan beyazına döner.
IV. Akıllı Otomasyonun Gazabı: Karbondioksit Sensörü Çıldırınca
Bina tamamen akıllı algoritmalarla yönetilir.
Tavanda yüzlerce küçük beyaz dedektör vardır.
Bu dedektörler odadaki karbondioksit seviyesini ölçer.
Seviye kritik eşiği aşınca havalandırma hızlanır.
Fakat on beş kişilik toplantı odasında sistem çöker.
Hacim yetersiz kalır. Karbondioksit aniden fırlar:
— “Sayın yönetim kurulu, bütçe revizyonunu arz ediyorum.”
— “Bir saniye Murat Bey, tavandan bir ses geliyor.”
— “Dedektör kırmızıya döndü Genel Müdürüm.”
— “Ne anlama geliyor o kırmızı ışık?”
— “Odadaki oksijen kritik seviyenin altına indi.”
— “Kapıyı açın hemen.”
— “Kapıyı açarsak koridordaki soğuk hava içeri dolar.”
— “Soğuk hava dolsun Murat Bey, bayılacağız burada!”
— “Havalandırma devreye girdi efendim.”
— “Ama üflemiyor bu sistem, sadece uğulduyor.”
— “Yüzde 15 kapasiteyle çalışıyormuş efendim.”
— “Neden yüzde yüz değil?”
— “Yeşil bina kriterlerine göre karbon kotamız dolmuş.”
— “Biz insanız Murat Bey! Kota mı olur nefeste?”
— “Sertifika kuralları çok katı Genel Müdürüm.”
— “Yarın ilk iş o sertifikayı duvardan indirin.”
— “İndiremeyiz efendim, genel merkez çok önem veriyor.”
Teknoloji insan konforu için üretilir.
Fakat kurumsal dünyada teknoloji insanı ezen bir araca dönüşür.
Sertifika puanı çalışanın sağlığından daha değerlidir.
Çünkü sürdürülebilirlik bir pazarlama aracıdır.
Yatırımcılara sunulan parlak slaytlarda yeşil bina plaketleri parlar.
O plaketlerin arkasındaki migren atakları ise gizlenir.
Günde üç kutu ağrı kesici tüketilir.
Çekmeceler aspirin ve burun spreyi doludur.
V. Anadolu Yakası’nın En Ekolojik Baş Ağrısı
Saat 17.30 sularında ofiste kolektif bir sersemlik başlar.
Ekranlardaki yazılar birbirine karışır.
Küçükbakkalköy kavşağında trafik tıkanmıştır.
Kamyonlar aralıksız korna çalar.
Dışarıdaki kaos camların ardından sessiz bir film gibi izlenir:
— “Başım çatlıyor Burcu.”
— “Benim de şakaklarım zonkluyor Kaan.”
— “Bu kaçıncı kahven bugün?”
— “Beşinci kupayı bitirdim.”
— “Kahve de işe yaramıyor artık.”
— “Kanımıza oksijen gitmiyor ki kahve ne yapsın?”
— “Çıkışta nereye gidiyorsun?”
— “Koşarak sahile ineceğim.”
— “Caddebostan sahiline mi?”
— “Evet, çimlere uzanıp ciğerlerimi dolduracağım.”
— “Beni de götür Burcu.”
— “Arabada yer var, gel.”
— “Önce otoparktan çıkmamız lazım ama.”
— “Eksi dördüncü kattan çıkmak yarım saat sürer.”
— “Otoparkın havası buradan daha iyi olabilir.”
— “En azından orada egzoz dumanı samimi.”
Ofisteki herkes çıkış saatini bekler.
Saatler saniyeleri sayar.
Bilgisayarlar birbiri ardına kapatılır.
Ekranların mavi ışığı söner.
Mühürlü pencereler Küçükbakkalköy’ün batan güneşini yansıtır.
Kapadokya peri bacası formundaki kule kızıl bir renge bürünür.
Dışarıdan bakıldığında mimari bir şaheserdir.
İçeriden bakıldığında ise dev bir fanustur.
VI. Turnikeden Kaçış ve Gerçek Hayat
Saat 18.00 olur. Turnikeler döner.
Çalışanlar kendilerini dışarı fırlatır.
Döner kapıdan çıkan herkes derin bir nefes alır.
Dışarıdaki hava soğuktur. İçinde mazot kokusu vardır.
Küçükbakkalköy tozu genizleri yakar.
Fakat o hava gerçektir. Rüzgar teni ürpertir.
Kravatlar gevşetilir. Ceket düğmeleri çözülür:
— “Oh be! Dünya varmış!”
— “Mazot kokusunu bu kadar seveceğimi düşünmezdim.”
— “Rüzgar esiyor Kaan, farkında mısın?”
— “Farkındayım Burcu, saçlarım dağıldı.”
— “Bina arkamızda kaldı çok şükür.”
— “Yarın sabah yine geleceğiz ama.”
— “Yarını düşünme şimdi. Şu an yaşıyoruz.”
— “Yeşil kulemiz arkada parlıyor baksana.”
— “Bırak parlasın. Biz gölgede nefes alalım.”
— “Servis geliyor, koşalım mı?”
— “Koşalım Kaan, ciğerlerimiz açılsın.”
İki çalışan servise doğru koşar.
Allianz Tower gökyüzünde tek başına dikilir.
Otomasyon sistemi boş ofislerin ışıklarını söndürür.
Karbondioksit seviyesi normale döner.
Yeşil bina artık tamamen tasarrufludur.
Çünkü içinde insan kalmamıştır.
En sürdürülebilir ofis boş ofistir.
Mimarlık harikası geceye gömülür.
Küçükbakkalköy kavşağında hayat akmaya devam eder.