🏢 PLAZA KRONİĞİ
AKSIYON ALALIM

Türkiye'nin Kurumsal Hayat Sosyolojisi, Plaza Kulisleri & Açık Ofis Mitolojisi

Kuleler & Lokasyonlar 🏢 Metropol İstanbul, Metropol Kule, Ataşehir Finans Hattı

Ataşehir Metropol İstanbul: AVM İçinde Ofis Olmanın Varoluşsal Çilesi

Toplantıya yetişmek için AVM x-ray kapılarında kemer çıkaranlar; bebek arabaları, patlamış mısır kokusu ve ışıklı vitrinler arasında kule asansörlerine tırmanan kurumsal savaşçıların dramı.

📌 Yazısız Plaza Kanunu: "Ofise gitmek için AVM güvenlik kapısından geçersiniz. Laptop çantanız x-ray bandında bebek bezi ve patlamış mısırla yan yana ilerler."
AA Aksiyon Alalım Masası
Dosya kodu: atasehir-metropol-istanbul-avm-icinde-ofis-olmanin-cilesi
Ataşehir Metropol İstanbul: AVM İçinde Ofis Olmanın Varoluşsal Çilesi

Perşembe sabahı, saat tam 08.50.

Doğu Ataşehir’in göbeğinde iki yüz elli metrelik dev bir kule yükselir.

Metropol İstanbul, karma yaşam konseptinin en uç örneğidir.

Burada rezidans, devasa bir alışveriş merkezi ve ofis kuleleri tek bir gövdede birleşir.

Kağıt üzerinde her şey harika bir şehir rüyasıdır.

Asansörden inip sinemaya gidebilirsiniz.

Bir kat aşağı inip market alışverişi yapabilirsiniz.

Fakat gerçek hayat parlak broşürlere hiç benzemez.

Sabah mesaisine yetişmek isteyen bir beyaz yakalı için bu yapı tam bir kentsel labirenttir.

Çünkü ofisinize ulaşabilmek için önce devasa bir tüketim mabedini yarmak zorundasınızdır.

Girişteki döner kapıların önünde sabah kuyruğu oluşur.

Kıdemli avukat Ceyda ile denetim müdürü Sinan kapıda karşılaşır:

— “Ceyda Hanım günaydın, yetişebilecek miyiz?”

— “Günaydın Sinan Bey, toplantıya sadece on dakika var.”

— “Güvenlik sırası yine otoparka kadar uzamış.”

— “X-ray cihazının biri yine bozulmuş galiba.”

— “Laptop çantasını banda koymak zorundayız yine.”

— “Kemerinizi de çıkarın, kapı hemen ötüyor.”

— “Her sabah aynı arama, şüpheli şahıs gibiyiz.”

— “AVM güvenliği burası Sinan Bey, plaza lobisi değil.”

— “Arkada bebek arabası var, topuğuma çarpıyor.”

— “Sabahın bu saatinde bebeğin AVM’de ne işi var?”

— “Annesi sabah yürüyüşüne çıkarmış galiba.”

— “Biz de bütçe yürüyüşüne çıkıyoruz mecburen.”

— “Bebek arabası tekerleği ayağımı ezdi valla.”

— “Kusura bakmayın demedi mi annesi?”

— “Göz ucuyla baktı sadece, hiç oralı olmadı.”

I. 08.50 AVM Güvenliğinde Sabah Arbedesi: X-Ray Bandında Laptop

Güvenlik kapısı tam bir karmaşa alanıdır.

Bir yanda takım elbiseli, kravatlı kurumsal çalışanlar vardır.

Diğer yanda sabah sporu yapan site sakinleri bekler.

Erken gelen AVM müşterileri de sıraya eklenir.

X-ray cihazının siyah plastik şeritleri durmaksızın sallanır.

Banttan geçen eşyalar trajikomik bir tezat oluşturur.

Siyah deri laptop çantası hızla içeri girer.

Hemen ardından bir bebek puseti banda yanaşır.

Yanında renkli alışveriş poşetleri ve su şişeleri sıralanır.

Güvenlik görevlisi monoton bir ses tonuyla uyarır:

— “Metal eşyaları plastik kaba bırakın lütfen!”

— “Ceketimi de çıkarmak zorunda mıyım memur bey?”

— “Ceketinizde metal düğme varsa çıkarın beyefendi.”

— “Saat dokuzda genel müdürle kritik toplantım var!”

— “Prosedür böyle Sinan Bey, herkes sırasını bekleyecek.”

— “Kartlı geçiş turnikesi koysanız olmaz mıydı?”

— “Burası halka açık alan beyefendi, turnike ayıramayız.”

— “Ofis kulesi girişi nerede peki?”

— “İçeriden sağa dönün, çocuk oyun alanını geçin, asansörler orada.”

— “Çocuk oyun alanının yanından mı geçeceğiz her gün?”

— “Evet, trambolinlerin hemen arkasında lobi kapısı var.”

— “Şaka gibi bir mimari planlama valla.”

— “Mimari harikası diyorlar efendim, biz görevliyiz.”

Sinan kemerini alelacele pantolonuna takar.

Laptopunu çantasına tıkıştırır.

Ceyda ile birlikte mermer koridora doğru koşarlar.

Topuk sesleri tavanda yankılanır.

II. Bebek Arabaları ve Scooterlı Çocuklar Arasında Yürüyüş

AVM koridorları sabah saatlerinde bile çok hareketlidir.

Yerler cilalı beyaz mermerle kaplanmıştır.

Zemin o kadar kaygandır ki kösele ayakkabılar adeta kayar.

Bu koridorda yürümek üst düzey refleks gerektirir.

Çünkü sağdan ve soldan sürekli engeller fırlar.

Renkli scooterlara binen çocuklar mermerde hız denemesi yapar.

İki tekerlekli araba tam Sinan’ın bacağına çarpmak üzereyken sıyrılır:

— “Dikkat etsene be çocuk!”

— “Pardon amca, fren biraz zor tuttu.”

— “Amca mı? Ben otuz iki yaşındayım daha!”

— “Sinan Bey sakin olun lütfen, çocuk o.”

— “Ceyda Hanım, dosyam yere saçılıyordu az kalsın.”

— “Şu bebek arabasına bakın, tam yolu kapatmış.”

— “Genişliği neredeyse iki metre var o arabanın.”

— “Korna taksalar bari şunlara, yol isteriz.”

— “Biz de elimizdeki dosyalarla selektör yapalım.”

— “Şaka bir yana, takım elbiseyle burada yürümek çok absürt.”

— “Vitrinlerde bikini reklamları parlıyor, biz icra dosyası taşıyoruz.”

— “Tam bir tezatlar cumhuriyeti burası.”

— “Hadi adımları hızlandırın, asansörü kaçırmayalım.”

Her vitrin bambaşka bir tüketim masalı fısıldar.

Lüks parfümler, ışıklı spor ayakkabılar, pırlanta kolyeler sergilenir.

Fakat çalışanların tek arzusu otuz üçüncü kata sağ salim varmaktır.

Her saniye aleyhlerine işler.

III. Patlamış Mısır Kokusu Eşliğinde Bütçe Raporu

Saat 11.00 olduğunda AVM tamamen uyanır.

Mağazaların metal kepenkleri gürültüyle yukarı kalkar: Gırrr…

Sinema salonlarının dev mısır makineleri dönmeye başlar.

Koridorları yoğun, şekerli ve tereyağlı bir koku kaplar.

O ağır koku merkezi menfezlerden ofis katlarına kadar tırmanır.

Yirmi ikinci kattaki risk yönetim odasında toplantı sürmektedir.

Oda buram buram karamelize mısır kokmaktadır:

— “Ceyda Hanım, bu koku nereden sızıyor içeriye?”

— “Aşağıdaki sinemadan geliyor Genel Müdürüm.”

— “Biz burada yüzde 12 zarar yazmışız, her yer mısır kokuyor!”

— “Havalandırma merkezi sistem efendim, AVM ile ortak çalışıyor.”

— “Böyle kurumsal ciddiyetsizlik görmedim ben hayatımda.”

— “Birazdan hamburger kokusu da gelir efendim.”

— “Nasıl yani, o da mı gelecek?”

— “Öğle saati yaklaşıyor, fast food katı ızgaraları yakar.”

— “Biz finans kurumuyuz, köfteci dükkanı değiliz!”

— “AVM karma proje olarak kurgulandı Genel Müdürüm.”

— “Projesine başlatmayın şimdi! Camı açın da hava gelsin.”

— “Cam açılmıyor efendim, kule pencereleri kilitli.”

— “O zaman mısır kokusunu soluyarak zarar tablosunu inceleyeceğiz.”

— “Aynen öyle Genel Müdürüm, başka çaremiz yok.”

— “Öğleden sonra da sinemaya bilet alırız artık.”

Toplantı masasındakilerin iştahı fena halde kabarır.

Kafalar dağılır, gözler dalar.

Ciddi bütçe kalemleri konuşulurken herkesin aklına vizyondaki filmler gelir.

Kurumsal disiplin pamuk ipliğine bağlıdır.

IV. Fast Food Katında Kaybolan İcra Kurulu Misafiri

Öğle saatinde Ataşehir Metropol tam bir insan denizine döner.

Dışarıdan gelen misafirler için ofisi bulmak tam bir kabustur.

Ankara’dan gelen kıdemli bir bakanlık müfettişi lobi yerine yemek katına dalar.

Holdingin hukuk direktörü elinde telefonla koridorda adam arar:

— “Alo, Fahri Bey nerede kaldınız acaba?”

— “Evladım ben bir yerdeyim ama dönerciler var etrafımda.”

— “Fahri Bey siz AVM yemek katına çıkmışsınız!”

— “Tabelada kule yazıyordu, merdivenden yukarı çıktım.”

— “Orası fast food katı efendim, pidecilerin yanından geri dönün.”

— “Geri dönemiyorum, arkamda yüz kişilik hamburger kuyruğu var.”

— “Ben aşağıya yanınıza iniyorum hemen efendim.”

— “Çabuk gel kızım, üzerime ketçap sıçrayacak diye korkuyorum.”

— “Hangi restorandasınız tam olarak?”

— “Tavuk dönercinin önündeki plastik palmiyenin dibindeyim.”

— “Gördüm sizi efendim, kollarımı sallıyorum!”

— “Bakanlıkta böyle bir karmaşa görmedim ben kızım.”

— “Modern şehircilik Fahri Bey, alışmak zorundayız.”

— “Alışmak istemiyorum evladım, her yer patates kokuyor.”

Müfettiş kalabalığın arasından büyük bir güçlükle çekip çıkarılır.

Kule asansörüne doğru yönlendirilir.

Asansör yukarı tırmanırken yaşlı adam hala burnunu tutmaktadır:

— “Ceketim tamamen kızartma koktu resmen.”

— “Kuru temizlemeye göndeririz efendim, hiç dert etmeyin.”

V. AVM Müziği ile Açık Ofis Stresi Arasındaki Uçurum

Bina akustiği başka bir derin kriz konusudur.

Alt katlarda çalan neşeli pop şarkıları asansör boşluklarından yukarı sızar.

Koridorda yürürken arkadan hafif ritmik melodiler duyulur.

Açık ofiste çalışanlar ise ağır ve gergin bir sessizlik içindedir.

Herkes gürültü önleyici kulaklıklarını takmıştır.

Aşağıdaki vurdumduymaz tüketim neşesi ile yukarıdaki kriz masası yan yanadır.

Bu iki dünya birbirine tamamen zıttır:

— “Sinan Bey şu analiz tablosunu bitirdiniz mi?”

— “Bitiriyorum Ceyda Hanım, ama kafam fena dağıldı.”

— “Neden dağıldı yine?”

— “Aşağıda yeni bir mağaza açılışı var galiba, bando çalıyor.”

— “Bando mu? Yirmi ikinci kattayız biz Allah aşkına!”

— “Trompet sesi havalandırmadan buraya kadar geliyor valla.”

— “Ben de indirim anonsu duydum az önce hoparlörden.”

— “Yüzde 50 indirim varmış deri ceketlerde.”

— “Bizim primlere de indirim yapmasalar bari bu ay.”

— “Bu ortamda bir uzman nasıl verimli çalışabilir?”

— “Çalışamaz Sinan Bey, sadece çalışıyormuş gibi rol yapar.”

— “Biz de rolümüzü oynuyoruz o zaman.”

— “En kusursuz yaptığımız kurumsal aktivite bu zaten.”

Gözler yeniden elektronik tablolara kilitlenir.

Klavyeler mekanik bir hırsla tıkırdar.

Fakat kulaklarda hala bandonun uzaktan gelen davul sesi yankılanır: Güm… Güm…

VI. Mesai Çıkışında Vitrin Işıklarının Sahte Cazibesi

Saat 18.30 olur. Mesai biter.

Kule asansörü hızla zemin kata doğru iner.

Kapılar açıldığında çalışanlar doğrudan AVM’nin ışıltılı vadisine düşer.

Sokak kapısına ulaşmak için yine yüzlerce metrelik koridoru yürümek şarttır.

Yorgun argın yürürken vitrinler insanın aklını çeler.

Işıklar renk renk yanıp söner.

Mankenler üzerlerindeki pahalı elbiseleri gururla sergiler.

Bu dev bir ticari kapan düzenidir.

Tüm gün masa başında kazanılan para o koridorda harcansın diye tasarlanmıştır.

Ceyda ile Sinan çıkış kapısına doğru birlikte ilerler:

— “Bir yorgunluk kahvesi alıp mı çıksak Sinan Bey?”

— “Sakın Ceyda Hanım, bir kafeye oturursak iki saat kalkamayız.”

— “Haklısınız, ama şurada çok zarif bir çanta gördüm az önce.”

— “O çantayı unutun lütfen, maaşımızın tam yarısı o etiket.”

— “İnsan ister istemez bu vitrinlere bakınca büyüleniyor.”

— “Sistem zaten bu psikolojik zayıflık üzerine kurulmuş.”

— “Ofis kulesini AVM’nin göbeğine koymalarının yegane sebebi bu.”

— “Çalış, kazan ve hemen alt kata inip harca döngüsü.”

— “Biz bu döngünün neresindeyiz peki tam olarak?”

— “Tam merkezindeyiz, dönme dolabın en tepesindeyiz.”

— “Dönme dolap midemi bulandırıyor artık Sinan Bey.”

— “Dış kapı göründü nihayet, serin havaya çıkıyoruz!”

— “Çok şükür! Gerçek dünyaya adım atıyoruz sonunda.”

Döner kapı son kez metalik bir sesle döner.

Ataşehir’in akşam ayazı yüzlerine çarpar.

Kule arkalarında yüzlerce mağaza ışığıyla parıldamaya devam eder.

Metropol İstanbul, tüketimin ve beyaz yakalı emeğinin harmanlandığı dev bir fabrikadır.

İki çalışan otoparktaki arabalarına doğru yorgun adımlarla yürür.

Yarın sabah yine aynı kapıdan, aynı x-ray bandından geçeceklerdir.

Çocuk arabaları yine onların kurumsal yollarını kesecektir.

Ve hayat bu karmaşık kurgunun içinde tükenmeye devam edecektir.

Sıradaki Kulis Dosyaları