Çift Monitör ve Type-C HDMI Dönüştürücü Hırsızlığı: Maslak'ta Donanım Cinneti
Sabah saat 08.48'de hot-desking masasına gelen veri uzmanının araklandığını fark ettiği siyah örgülü dönüştürücü kablo, IT Helpdesk duvarı ve komşu masalarda yürütülen gizli dedektiflik.
cift-monitor-ve-type-c-hdmi-donusturucu-hirsizligi-maslakta
I. 08.48: Boş Kalan Monitör Soketi ve Soğuk Duş
Saat tam 08.48.
Spine Tower on ikinci katında floresan lambalar tek tek yanar.
Kıdemli veri analisti Ozan masasına doğru telaşsız adımlarla yürür. Sol elinde karton bardakta sıcak filtre kahvesi vardır. Sağ omzunda ise ağır sırt çantası asılıdır.
Masa numarası kırk ikidir. Burası onun altı aydır oturduğu gayriresmi kalesidir.
Ozan çantasını gri kumaş bölmeye bırakır. Kahvesini masanın sağına koyar. Bilgisayarını kılıfından çıkarır.
Bakışları aniden iki büyük monitörün arkasındaki kablo kanalına takılır.
Gözleri fal taşı gibi açılır.
Orada durması gereken siyah örgülü Type-C HDMI dönüştürücü yerinde yoktur.
Sadece gri metal ayak ve boş bir delik durmaktadır. Kablonun ucu hunharca çekilip yuvasından koparılmıştır.
Yerine ucu ezilmiş, sararmış eski bir VGA kablosu bırakılmıştır.
Ozan’ın beynine kaynar sular dökülür. Elindeki kahve bardağını sıkar. Karton bardak hafifçe bükülür.
— “Kablo nerede?”
— “Bir sorun mu var Ozan?”
— “Dönüştürücüm yok Emre! Masamdaki Type-C kablosunu çalmışlar!”
— “Dün akşam masada mı bıraktın?”
— “Monitörün arkasına cırt cırtla bağlamıştım Emre!”
— “Biri o bağı bıçakla kesip almış Ozan.”
— “Kim yapar bunu? Bu kulede hırsız mı var?”
— “Sessiz ol Ozan, açık ofiste hırsız denmez.”
— “Ne denir peki Emre?”
— “Departmanlar arası kaynak optimizasyonu denir.”
— “Kelimelerle oynamayın, malımı çalmışlar!”
— “Sakinleş lütfen, yöneticiler gelmek üzere.”
Ozan masanın altına eğilir. Tozlu zemin prizlerini teker teker kontrol eder.
Plastik kapaklar ardına kadar açıktır. Ancak kablodan tek bir iz bile yoktur.
Tek bir küçük ekranla günde sekiz saat SQL sorgusu yazamaz. İkinci ekran onun gözü kulağıdır.
Damarlarındaki kan basıncı anında fırlar. Maslak kulelerinde güne böyle başlamak tam bir kabustur.
II. Hot-Desking Cehennemi: ‘Masamıza Sahip Çıkamıyoruz’
Şirket geçen yıl esnek masa modeline geçmiştir.
İnsan Kaynakları bu sistemi büyük bir vizyon sunumuyla tanıtmıştır. “Çevik çalışma”, “özgür alanlar”, “hiyerarşisiz ofis” masalları anlatılmıştır.
Fakat gerçek hayat tam bir orman kanunudur.
Kimse sabah aynı masayı bulamaz. Masalara kişisel eşya bırakmak kesinlikle yasaktır.
Temizlik görevlileri akşam saat sekizde masaları süpürür. Kalan not kağıtlarını doğrudan çöpe atar.
Bu kuralsızlık ortamı gizli bir donanım mafyası yaratmıştır.
Kıdemli ürün uzmanı Merve yan masadan kafasını uzatır. Yüzünde alaycı bir gülümseme vardır.
— “Ozan geçmiş olsun, senin örgülü adaptör gitmiş.”
— “Merve dün akşam kim vardı bu masada?”
— “Akşam sekizde finans ekibinden iki denetçi oturuyordu.”
— “Denetçiler mi çaldı benim kablomu?”
— “Çalmak ağır kelime Ozan, acil iş ihtiyacı diyelim.”
— “Kendi bütçeleri yok mu bu insanların?”
— “Bütçe var ama tedarik zinciri altı aydır adaptör getirmiyor.”
— “Ben o kabloyu Almanya ofisinden rica minnet getirtmiştim!”
— “İşte bu yüzden aldılar Ozan, piyasa değeri tam 1.850 TL.”
— “Kendi cebimden verdiğim parayı kime soracağım?”
— “Kilitli dolaplara koysaydın Ozan, kural böyle.”
— “Kilitli dolabın anahtarı üç aydır kayıp Merve!”
Ozan yumruklarını sıkar. Ofisin tavanındaki kameralara bakar.
Siyah kubbe kameralar tavanda sessizce dönmektedir.
Ancak o kameralar sadece yangın tatbikatında çalışır. Kablo hırsızlığını kimse kayıttan izlemez.
Güvenlik amirine gitsen sana alaycı gözlerle gülerler. İnsan Kaynakları ise “masanızı temiz tutsaydınız” der.
Sistem suçluyu değil, mağdur personeli cezalandırır. Maslak ekosisteminin temeli budur.
III. Masalar Arası İstihbarat: ‘O Siyah Örgülü Kablo Benim’
Ozan masasında oturamaz. Koltuğunu arkaya doğru iter.
Koridorda sessiz bir teftişe başlar. Elleri kumaş pantolonunun ceplerindedir.
Yürüyüşü güya çok rahattır. Fakat gözleri birer lazer gibi masaların arkasını tarar.
Her monitörün arkasındaki siyah kablo demetini milim milim inceler.
Kırk beş numaralı masada genç bir stajyer oturmaktadır. Stajyerin önünde çift ekran parlar.
Ozan adımlarını yavaşlatır. Stajyerin masasına sinsice yanaşır.
— “Günaydın kardeşim, projen nasıl gidiyor?”
— “İyi gidiyor Ozan Bey, veri temizliyorum.”
— “Harika, ekranındaki görüntü kalitesi çok netmiş.”
— “Evet efendim, yeni bir kablo taktık.”
— “Nereden buldun o kabloyu?”
— “Sabah masada duruyordu Ozan Bey, ben dokunmadım.”
— “Kablo örgülü mü, plastik mi?”
— “Plastik beyaz kablo efendim, bakın soketi gri.”
— “Tamam kardeşim, işine devam et.”
Ozan eğilir, kabloya bakar. Gerçekten de ucuz beyaz kablodur.
Stajyer masum çıkar. Ozan derin bir nefes verir.
Saha araması devam eder. Koridorun sonundaki kurumsal satış masalarına doğru yönelir.
Satış temsilcileri Maslak kulelerinin en tehlikeli kablo toplayıcılarıdır.
Müşteri sunumuna çıkarlar. Masadaki her fişi çantalarına atarlar.
Bir sunum için tüm katın elektrik altyapısını felç edebilirler.
Ozan satış direktörünün masasının önünde durur. Çift monitör kapalıdır.
Fakat priz kutusundan şüpheli bir siyah kordon sarkar.
Kordonu parmaklarıyla yoklar. Kalitesiz plastik çıkar. Aradığı parça bu değildir.
IV. IT Helpdesk Kapısında ‘Ticket Açtınız mı?’ Barikatı
Dedektiflik ilk turda sonuç vermez. Ozan mecburen bodrum kata iner.
Burası IT Helpdesk departmanının karanlık sığınağıdır. Koridorda eski kasa kasalar ve kırık monitörler yığılıdır.
Kapıyı iki kez sertçe çalar. İçeride iki genç sistem uzmanı oturmaktadır.
Kulaklarında devasa gürültü önleyici kulaklıklar vardır. Ekranda oyun yayını açıktır.
Ozan içeriye sert bir adım atar. Ses tonuna resmi bir ciddiyet katar.
— “Kolay gelsin arkadaşlar, acil bir donanım krizim var.”
— “Ticket açtınız mı beyefendi?”
— “Kablo çalındı diyorum, masamda kablo yok!”
— “Sistem üzerinden talep formu oluşturmadan tek vida bile veremeyiz.”
— “Ekranım kapalı, bilgisayarı bağlayamıyorum, nasıl form açayım?”
— “Cep telefonunuzdaki kurumsal portaldan talep oluşturun.”
— “Telefon portalı iki gündür sunucu hatası veriyor!”
— “O zaman bekleyeceksiniz, prosedür dışına çıkamayız.”
— “Bana sadece bir adet Type-C HDMI dönüştürücü lazım!”
— “Elimizde kalmadı Ozan Bey, stok sayısı sıfır görünüyor.”
— “Depoda hiç mi yedek parça yok?”
— “Sadece eski model VGA ara yüzleri var.”
Teknisyen çekmeceleri bıkkın tavırla açıp kapatır. Çekmeceler boş görünür.
Oysa Ozan çok iyi bilir. O çekmecelerin arkasında onlarca kutulu orijinal adaptör saklıdır.
O kaliteli kablolar sadece direktörlere ve C-Level yöneticilere ayrılmıştır.
Sıradan bir analiste o dolaptan tek bir tel bile çıkmaz.
— “Peki ben bugün raporu nasıl yetiştireceğim?”
— “Dizüstü bilgisayarınızın kendi ekranını kullanın.”
— “On üç inç ekranda bin satırlık bilanço tablosu incelenir mi?”
— “Yazı tipini biraz büyütün Ozan Bey, yapacak bir şey yok.”
Ozan kapıyı çarpar, dışarı fırlar. Asansör düğmesine öfkeyle basar.
Kurumsal destek sistemi yine koca bir duvara toslamıştır.
V. Komşu Masadaki Şüpheli Çanta ve Kablo Ucu
Saat 10.15 olur.
Ozan on ikinci kata geri döner. Kendi masasına oturur.
Küçük ekrana bakmaktan gözleri şimdiden kan çanağına dönmüştür. Boynu kasılır, sırtı felç gibi ağrır.
Tam o sırada yan bloktaki kıdemli strateji uzmanı Berk masasına gelir.
Berk işe geç kalmıştır. Nefes nefesedir. Pahalı deri evrak çantasını masanın üzerine savurur.
Çantanın fermuarı yarıya kadar açık kalmıştır.
Ozan gayriihtiyari o açık çantaya doğru bakar.
Fermuarın açık kenarından parlak siyah örgülü bir kordon dışarıya taşmıştır.
Kordonun ucunda gümüş renkli alüminyum bir soket parlar. Soketin üzerinde küçük beyaz harflerle yazılmış bir kod vardır: “OZ-42”.
Ozan yerinden yay gibi fırlar.
Bu kod onun üç ay önce asetatlı kalemle yazdığı kendi rumuzudur.
— “Berk, o çantandaki kablo nedir?”
— “Hangi kablo Ozan? Şahsi malzemelerim.”
— “Çantadan sarkan siyah örgülü kablo Berk!”
— “Ha bu mu? Evden getirdim sabah.”
— “Evden mi getirdin? Üzerinde benim masamın kodu yazıyor!”
— “Ne kodu? Saçmalama Ozan, piyasa malı bu.”
— “Çek elini o çantadan! ‘OZ-42’ yazısını tüm ofis görsün!”
— “Bağırma Ozan, terbiyesizlik yapma!”
— “Asıl hırsızlık terbiyesizliktir Berk!”
Açık ofisteki mekanik klavye sesleri bıçak gibi kesilir.
Altmış personel başını aynı anda kaldırır. Herkes derin bir nefes tutar.
Maslak kulelerinde bu anlar çok nadir yaşanır. Genelde herkes arkadan fısıldaşır.
Yüz yüze hırsızlık suçlaması kat içinde büyük bir depremdir.
Berk’in yanakları kıpkırmızı kesilir. Çantasını göğsüne doğru çekmeye çalışır.
VI. Maslak’ta Açık Cinnet ve Kurumsal Kablo Kilidi
Ozan bir milim bile geri adım atmaz. Masanın üzerine doğru abanır.
— “Dün akşam masamdan sen söktün bu kabloyu!”
— “Çok acil ihtiyacım vardı Ozan, sadece ödünç aldım.”
— “Ödünç mü aldın? Plastik bağı bıçakla kesip çantana saklamışsın!”
— “Sabah yönetim kurulu sunumum vardı, mecbur kaldım.”
— “Sunumun batsın Berk, kablomu derhal geri ver!”
— “Ofiste ses tonunu yükseltemezsin, burası sokak değil!”
— “Burası sokaktan beter, organize hırsızlık yuvası!”
— “İnsan Kaynaklarına şikayet edeceğim seni!”
— “Git kime istersen şikayet et, hırsız damgası alnında!”
Ozan ani bir hamle yapar. Çantanın ağzındaki kabloyu tek bir hamleyle çeker, alır.
Kablo kurtulur. Alüminyum soket beyaz masaya sertçe çarpar: şak.
Berk koltuğuna siner. Gözlerini kaçırır.
Etraftaki iş arkadaşları sessizce kendi ekranlarına döner. Kimse Berk’i savunamaz.
Çünkü bu açık alandaki herkes bir gün masasında kablosunu kaybetmiştir.
Ozan kabloyu kendi monitörünün arkasına takar. Çift ekran anında masmavi renkle aydınlanır.
Görüntü gelir. Excel tablosu iki büyük ekrana birden yayılır.
Ozan çekmecesinden kalın bir plastik kilit kelepçesi çıkarır.
Kabloyu monitörün demir ayağına üç kez dolar. Plastik kelepçeyi sıkar: cırt, cırt, cırt.
Artık o kabloyu demir testeresi olmadan kimse yerinden sökemez.
Maslak kulelerinde güven tamamen bitmiştir. Medeniyet ince bir plastikle demire kilitlenmiştir.
Ozan kahvesinden soğuk bir yudum alır. Ekranına döner.
Klavyesinin tuşlarına sert darbelerle basar. Kod satırları ekranda hızla akar.
Yarın sabah yine aynı savaş verilecektir. Başka masalarda başka kablolar çalınacaktır.
Ancak bu siyah örgülü kablo artık burada kalacaktır. Ozan kalesini canı pahasına korumuştur.