Cam odada küresel bağlantı

Kanyon Levent’in sekizinci katındaki büyük cam oda hazırdır. Masanın ortasında dev bir toplantı hoparlörü, duvarda 85 inçlik ekran. Kıdemli Proje Yöneticisi Alp Eren masanın başına geçer: özel dikim beyaz gömlek, kolları dirseğe kadar iki kez kıvrılmış, saçlar wax’la geriye taranmış. Görünüşü tam bir küresel lider profilidir.

Özgeçmişinde beş yıllık İngiltere deneyimi yazar. LinkedIn’deki dil yetkinliği göz kamaştırır: “English: Native or Bilingual Proficiency.” İK bu maddeye hayran kalmış, maaşına yüzde 30 küresel koordinasyon primi eklemiştir. Bugün büyük sınav günüdür: yeni dijital dönüşüm projesinin ilk toplantısı.

Teams penceresi açılır. Frankfurt’tan program direktörü Hans, Londra’dan operasyon lideri Sarah, Amsterdam’dan teknik mimar Pieter bağlanır. Alp Eren kameraya geniş bir tebessüm yollar. Odadaki iki genç uzman, birazdan sahneye çıkacak dehayı hayranlıkla bekler.

Sync olalım arkadaşlar

Alp Eren ofiste saf Türkçe konuşmaz; cümleleri karma bir plaza kırmasıdır.

“Arkadaşlar, bu konuyu acilen sync edelim. Pazarlamayla bir touchbase olmamız şart. Operasyondan pushback yiyebiliriz; aksiyon almazsak ciddi bir bottleneck oluşur. Low-hanging fruit’ları kaçırmayalım.”

Bu kelimeler ona müthiş bir dokunulmazlık sağlar. Stajyerler ezilir, İK saygıyla bakar. Kahve kuyruğunda elinde Financial Times, masasında Harvard Business Review vardır; herkes onu Cambridge mezunu sanır. Ne var ki aradaki Türkçe bağlaçlar çekilince iş değişir. Bütün bir cümleyi baştan sona İngilizce kurmak gerekir ve plazanın sahte büyücüleri tam orada kilitlenir.

Alp Eren İngilizceyi lise hazırlıkta öğrenmiştir. “Londra deneyimi” üç aylık bir dil kursudur; orada da Kadıköylü arkadaşlarıyla takılmış, publarda bira siparişinden öteye geçmemiştir. CV’ye “Native” yazarken içi sızlamamıştır, çünkü bugüne kadar kimse onu küresel bir çağrıda tek başına bırakmamıştır.

On saniyelik mavi ekran

On beşinci dakikada söz Hans’a geçer.

“Alp, could you please elaborate on the rollout schedule? Especially the data migration phase. We see a potential conflict with the legacy ERP. How will you mitigate the latency issues?”

Kamera Alp Eren’in yüzündedir. Beyninde şimşekler çakar. “Elaborate” ne demekti? “Rollout”u biliyordu ama “legacy”? “Latency”yi nerede duymuştu? Boğazı kurur, alnında minik ter damlaları belirir. Analist Mert fısıldar: “Alp Bey, veri aktarım takvimini soruyor.” Alp Eren duymaz. Zihni Windows mavi ekranı vermiştir. Bir, iki, three, four… On saniye boyunca odada yalnızca klima sesi duyulur.

“Alp? Are you there?”

Synergy makes the dream work

Alp Eren ilk bulduğu kelimelere sarılır.

“Yes… yes Hans. Absolutely. We are… you know… looking forward to make synergy.”

“Synergy? What about the data migration timeline?”

“Yes, data is coming very nicely. Actually we are doing it like this because why not. Migration is on the table with great effort.”

“Sorry Alp, are you saying the migration is completed?”

Frenleri patlamıştır, duramaz.

“Not completed but very happy progress. We will make a big meeting for pushback. Because synergy makes the dream work.”

Mert tırnaklarını avucuna batırır. Yanındaki uzman gülmemek için dudağını ısırır. Hans gözlüğünü burnunun ucuna indirir.

“Alp, do you understand my question regarding ERP integration?”

“ERP is good Hans. Very traditional.”

Sarah yüzünü ellerinin arasına alır. Pieter mikrofonunu kapatıp arkasını döner, omuzları sarsılır.

Can you hear me guys?

Geriye tek bir çıkış kalmıştır: teknik arıza tiyatrosu. Alp Eren yüz kaslarını dondurur, gözünü bir noktaya diker, ağzı hafif açık bekler. Görüntü güya donmuştur. Ne var ki arkasındaki havalandırma pervanesi dönmektedir.

“Did he freeze?”

“His video seems frozen, but his chest is moving.”

Alp Eren mikrofonu parmaklarıyla hışırdatır. Cızt. Bzzzt.

“Hello? Hello guys? I think connection is very bad today in Istanbul. Heavy rain outside, infrastructure is breaking.”

Dışarıda pırıl pırıl güneş vardır.

“We hear you perfectly Alp. And the weather has nothing to do with digital audio.”

Sesi tertemiz gitmektedir; sadece İngilizcesi yoktur. Alp Eren dizüstünün kapağını indirir: küt. Ekranda kırmızı bir yazı belirir: “Call ended.”

Lavabo

Alp Eren koridora fırlar, tuvalette mermere tutunup yüzüne buz gibi su çarpar.

“Intermediate yazsaydım ne kaybederdim?”

Kabinden Finans Müdürü Arda Bey çıkar.

“Alp, iyi misin? Küresel çağrı bitti mi?”

“Bitti. Harika bir sinerji yakaladık. Çok verimli bir wrap-up yaptık, Almanya tarafı sürece bayıldı.”

Masasına dönünce ilk iş LinkedIn’i açar. “Native or Bilingual” ibaresini titreyerek siler, “Professional Working Proficiency” seçer. Sonra o da korkutur; “Limited Working Proficiency” yapar.

Saat 15.30’da Hans’tan bir e-posta düşer. CC’de Türkiye Genel Müdürü ve Londra Direktörü vardır. Konu: “Appointment of English-Speaking Technical Lead for Turkey Project.”

Alp Eren e-postayı üç kez okur. Sonra sessizce kopyalayıp çeviri sitesine yapıştırır.