Gizli WhatsApp Dedikodu Grubuna Yanlışlıkla Genel Müdürü Eklemek
Mesai saatlerinde yönetim kurulunu tiye alan 'Aksiyon Almayanlar' grubuna rehber azizliğiyle Genel Müdür Fahri Bey'i ekleyen kıdemli analistin yaşadığı 12 saniyelik varoluşsal cehennem.
gizli-whatsapp-dedikodu-grubuna-yanlislikla-genel-muduru-eklemek
I. Maslak’ta Saat 16.48: Bir Tıklamayla Başlayan Kıyamet
Ekim ayının son perşembesi. Saat tam 16.48.
Maslak Polaris Plaza’nın 18. katındayız. Mesainin bitmesine henüz bir saatten fazla var.
Açık ofisin tavanındaki beyaz floresanlar hafif bir vızıltı çıkarıyor. Herkes bıkkın bir şekilde çift ekranlara bakıyor.
Hava gri ve basık. Masaların üzerinde soğumuş çay bardakları duruyor. Maslak trafiği aşağıda yavaş yavaş düğümleniyor.
Kıdemli Veri Analisti Onur masasındaki telefonunu eline aldı. Cihazı masanın altına doğru ustaca gizledi.
Göz ucuyla etrafı dikkatle kolaçan etti. Şirket içi güvenlik kameralarının tam kör noktasındaydı.
WhatsApp uygulamasını açtı. Sohbet listesinin en tepesinde o meşhur grup duruyordu: “Aksiyon Almayanlar”.
Bu grup şirketin gayriresmi istihbarat kalbiydi. İçeride sadece sekiz güvendiği mesai arkadaşı vardı.
Grup açıklamasında sert bir kural yazıyordu: “Burada konuşulan burada gömülür.”
O sırada şirkete yeni bir analist başlamıştı. Çocuğun adı Faruk’tu.
Faruk da ekibe dahil edilecekti. Çocuk güvenilirdi.
Onur grup ayarlarına girdi. “Katılımcı Ekle” butonuna bastı.
Arama kutusuna hızlıca “Fa…” yazdı.
Rehberde iki isim alt alta belirdi:
Birincisi: Faruk Analist Yeni.
İkincisi: Fahri Bey GM.
Onur acele etti. Masanın üzerindeki gölgeye aldandı. Parmağı hafifçe aşağı kaydı.
İkinci isme dokundu. Yeşil onay butonuna bastı.
Telefonun ekranında o korkunç sistem mesajı belirdi:
“Onur kişisi Fahri K. (Genel Müdür) kişisini gruba ekledi.”
Onur’un kalbi durdu. Damarlarındaki kan bir anda çekildi.
Ekran sanki kor gibi alev aldı. Maslak kuleleri Onur’un başına yıkıldı.
II. ‘Aksiyon Almayanlar’ Grubunun Karanlık Arşivi: Çıkartmalar ve Caps’ler
Olayın vahametini anlamak için grubun geçmişine bakmak gerekirdi.
Bu grup basit bir sohbet odası değildi. Burası adeta bir C-level karikatür müzesiydi.
Grupta son paylaşılan mesaj Fahri Bey’in sabahki sunumuydu.
Fahri Bey sabah saat 10.00’da yıllık vizyon konuşması yapmıştı. Sunum sırasında dili feci şekilde sürçmüştü. Yanlışlıkla “Sinerjiyi konsolide edemedik” yerine tuhaf bir kelime kullanmıştı.
Strateji Uzmanı İrem bu anı kaçırmamıştı. Fahri Bey’in esnerken çekilmiş bir fotoğrafını çıkartma (sticker) yapmıştı.
Üzerine de kalın kırmızı harflerle şunu yazmıştı:
“Vizyonun batsın Fahri. Bize zam ver.”
Bu çıkartma grupta tam kırk dakika boyunca dönmüştü. Kahkahalar emojilerle yarışmıştı.
Altına yazılan mesajlar ise tam bir kurumsal felaketti:
— “Adamın tek bildiği yabancı danışmanların slaytlarını okumak.”
— “Makam arabasının aylık kiralama bedeli benim yıllık brüt maaşımdan fazla.”
— “Bu vizyonsuz kafayla şirket seneye konkordato ilan eder.”
— “Saç ektirdiği kliniği bile şirkete fatura etmiş diyorlar.”
— “Geçen haftaki bütçe toplantısında yine uyukladı.”
— “O koltukta dedem otursa şirket iki katı kâr ederdi.”
Hatta Finans Müdürü hakkında bile çok acımasız şakalar vardı. Her pazartesi toplantısı anlık olarak burada hicvedilirdi. Fahri Bey’in taktığı puantiyeli kravatlar bile alay konusuydu.
Ve şimdi… Tam bu korkunç arşivin ortasında…
Genel Müdür Fahri Bey bizzat bir katılımcı olarak bulunuyordu. Bütün geçmiş mesajlar ekranda parlıyordu.
Onur donakaldı. Beyni tamamen kilitlendi. Parmakları buz kesti. Telefon elinden kayıp masanın altına düşüyordu.
Yan masadaki Burak Onur’un bembeyaz yüzünü gördü:
— “Onur, rengin tamamen atmış. İyi misin?”
Onur nefes alamıyordu. Fısıldayabildi:
— “Burak… Gruba bak. Çabuk WhatsApp grubuna bak.”
III. 12 Saniyelik Soğuk Ter ve “Benden Sil” Faciası
Burak telefonunu cebinden çıkardı. Ekrana baktı.
Burak’ın gözleri yuvalarından fırladı. Sandalyeden geriye düşecek gibi oldu.
— “Onur! Ne yaptın sen? Fahri Bey grupta!”
O an gruptaki diğer yedi kişi de bildirimi gördü. Açık ofiste aynı anda yedi kişinin birden nefesi kesildi.
Selin panikle kahvesini klavyesine devirdi.
Murat korkudan telefonunu masanın çekmecesine fırlattı.
Ece masanın altına saklandı.
Saat 16.48:12.
Onur panikle grubun son mesajına tıkladı. “Herkes için sil” yapmak istedi.
Fakat elleri öyle bir titriyordu ki yanlış butona dokundu:
“Benden Sil.”
Bu dijital dünyanın en büyük lanetiydi. Mesaj Onur’un ekranından silinmişti.
Ama Genel Müdür’ün ekranında kabak gibi duruyordu.
Onur ikinci bir hamle yaptı. Fahri Bey’i gruptan atmak istedi.
Fakat parmakları ekranda kayıyordu. Yanlışlıkla sesli arama tuşuna bastı.
Telefon çaldı: “Fahri K. Aranıyor…”
Onur çığlık atmamak için ağzını ısırdı. Aramayı derhal kapattı.
O on iki saniye, Onur için bin yıla bedeldi.
Tam o sırada grupta iki mavi tik belirdi. Fahri Bey içeriği görmüştü. Bütün arşivi okumuştu.
Ve ekranda yeni bir sistem bildirimi belirdi:
“Fahri K. gruptan ayrıldı.”
Ardından ikinci bildirim düştü:
“Fahri K. bu grubu engelledi.”
Açık ofis bir anda mezarlık sessizliğine gömüldü.
Kimseden çıt çıkmıyordu. Mekanik klavyelerin tıkırtısı bile aniden kesildi.
Onur sandalyeye yığıldı. Gözlerini tavana dikti.
Kariyeri on iki saniye içinde havaya uçmuştu. Bütün geleceği kül olmuştu.
IV. İK ve Güvenlik Masası Alarmda: Şirket Telefonu Teftişi
Fahri Bey 28. kattaki lüks makam odasındaydı.
Önündeki mermer sehpasında espresso fincanı duruyordu. Telefonunu usulca masaya bıraktı.
Yüzü öfkeden mosmor olmuştu. Kendi fotoğrafının üzerine yazılan sticker gözünün önünden gitmiyordu.
Dahili hattan İK Genel Müdür Yardımcısı Berna Hanım’ı aradı:
— “Berna, derhal yukarı gel. Yanına Bilgi Güvenliği Direktörünü de al.”
Berna Hanım üç dakika sonra makamdaydı. Merdivenleri koşarak çıkmıştı:
— “Buyrun Fahri Bey. Hayırdır?”
Fahri Bey telefonunu ileri doğru itti:
— “Bu ne cüret Berna? Benim alt kademe personelim beni dedikodu gruplarına meze yapıyor. Hakaretler, alaycı çıkartmalar havada uçuşuyor. Ben bu şirkete yirmi beş yılımı verdim. Bu ahlaksızlığa asla izin vermem.”
Berna Hanım ekranı gördü. Kanı dondu:
— “Fahri Bey, kabul edilemez bir durum. Derhal en ağır yaptırımı uygulayacağız.”
— “Tüm telefonları taratın Berna. Kim varsa hepsini tespit edin.”
— “Merak etmeyin efendim. Disiplin kurulunu acil toplantıya çağırıyorum.”
— “Onur denilen analisti hemen çağırın. Şirket telefonunu teslim alın. Adli bilişim incelemesi başlatın. 4857 sayılı kanun uyarınca tazminatsız kapının önüne koyun.”
Berna Hanım aşağı kata indi. Yüzünde ölümcül bir ciddiyet vardı.
Saat 17.15 oldu. İki güvenlik görevlisi Onur’un masasına geldi.
— “Onur Bey, Berna Hanım sizi bekliyor. Lütfen şirket dizüstü bilgisayarınızı ve şirket hattınızı masada bırakın.”
Ofisteki tüm gözler Onur’un üzerindeydi. Bu kurumsal bir giyotin yürüyüşüydü.
V. KVKK, Özel Hayatın Gizliliği ve WhatsApp Delil Savaşları
Küçük Toplantı Odası 1. Masada Berna Hanım ve Şirket Avukatı Cengiz Bey oturuyordu.
Onur kapıyı çalıp içeri girdi. Ayakta duruyordu. Dizleri birbirine çarpıyordu.
Berna Hanım söze çok sert girdi:
— “Onur Bey, yaptığınız terbiyesizliğin farkında mısınız? Genel Müdürümüze hakaret içeren bir gruba onu ekleme cüretini nereden buluyorsunuz?”
Onur yutkundu. Ama korkusu yerini çaresiz bir cesarete bırakmıştı:
— “Berna Hanım, tamamen bir kaza oldu. Yeni başlayan analist Faruk’u ekleyecektim. İsim benzerliği yüzünden dokunmatik ekran kaydı.”
Avukat Cengiz Bey araya girdi. Elindeki iPad’i salladı:
— “Onur Bey, konu isim benzerliği değildir. Konu o grupta üretilen hakaret içerikli içeriklerdir. Şirket üst yöneticisine hakaret 4857 sayılı İş Kanunu madde 25/II-b kapsamına girer. Bu açıkça şeref ve namusa dokunacak sözlerdir. Haklı fesih sebebidir.”
Onur birden dikleşti. İnternetten okuduğu Yargıtay kararları aklına geldi:
— “Cengiz Bey, o grup çalışanların şahsi telefonlarında kurulu kapalı bir gruptur. Üçüncü kişilere tamamen kapalıdır. Özel hayatın gizliliği kapsamındadır. Anayasal haberleşme hürriyetidir.”
Cengiz Bey sinsice gülümsedi:
— “Fahri Bey bizzat gruba eklendi Onur Bey. Dolayısıyla kendisi o grubun doğrudan tarafı haline geldi. Kendi gördüğü mesajı delil olarak kullanabilir. Burada hukuka aykırı delil yoktur. Yargıtay içtihatları taraf olunan yazışmalarda gizlilik ihlali aramaz.”
Onur köşeye sıkışmıştı. Hukuk labirenti üzerine kapanıyordu.
Berna Hanım son noktayı koydu:
— “Onur Bey, kurum kültürümüze ve liderimize sadakatiniz kalmamıştır. İhbar ve kıdem tazminatı ödemeden çıkışınızı verebiliriz. Kod 46 ile çıkış yaparsınız. Hiçbir yerde iş bulamazsınız. Ya da istifanızı verirsiniz, konuyu savcılığa taşımayız.”
Onur başını öne eğdi. Maslak kulelerinin adaleti buydu. Güç kimdeyse kuralı o koyardı.
VI. Plaza Dedikodu Şebekesinin Altın Kuralları: İkinci Hat Şartı
Onur o akşam saat 19.30’da istifa dilekçesini imzaladı.
Kişisel eşyalarını siyah bir koliye doldurdu. Polaris Plaza’nın turnikelerinden son kez geçti.
Dışarıda dondurucu bir sonbahar yağmuru yağıyordu. Büyükdere Caddesi her zamanki gibi kilitlenmişti.
Gruptaki diğer yedi mesai arkadaşı ise korkudan o gece gruptan birer birer ayrıldı. Grup tamamen tarihe karıştı. Kimse birbirinin yüzüne bakamaz oldu.
Ertesi gün şirkette herkes birbirine yabancı gibi davrandı. Kimse telefonuna bakamadı.
Gruptaki o sekiz kişi Onur’un arkasından tek bir destek mesajı bile atmadı. Ne Selin ne Murat ne de İrem.
Herkes kendi koltuğunu koruma derdine düşmüştü. Kurumsal dostluk dediğiniz şey, ilk disiplin soruşturmasında buharlaşan bir seraptan ibaretti.
Onur bunu çok ağır bir bedelle öğrendi.
Plaza dedikodu ağlarında kurallar basittir. Şu kuralları aklınıza kazıyın:
Birincisi: Asla şirket hattından WhatsApp grubu kurmayın. Şirket hatları idari denetime açıktır.
İkincisi: Yöneticilerin adını telefon rehberine asla tam unvanıyla kaydetmeyin. İsim benzerliği hayatınızı karartır.
Üçüncüsü: Grup isimlerini asla “Aksiyon Almayanlar” gibi şüpheli başlıklar koymayın. “Haftalık Kitap Kulübü” veya “Halı Saha Kadrosu” gibi masum başlıklar seçin.
Dördüncüsü: Asla patronların yüzünü çıkartma yapmayın. O çıkartmalar eninde sonunda bir yerlere sızar ve sahibini yakar.
Beşincisi: En güvenli dedikodu, yüz yüze ve telefonsuz yapılan dedikodudur. Sigara terasları ve yangın merdivenleri bunun için vardır.
Onur servise binmedi. Yağmurun altında Maslak metrosuna doğru yürüdü.
Telefonunda yeni bir hat açmak için bir GSM bayisine girdi. Kendine ikinci bir telefon alacaktı.
Ve kurumsal hayata dair en büyük dersini almıştı: Yanlış bir dokunuş, yılların emeğini on iki saniyede yok edebilir.