Headhunter Telefonunu Acil Çıkış Merdiveninde Açan Direktör
Maslak 42'nin 24. kat yangın merdiveninde yankılanan fısıltılarla paket pazarlığı yaparken alt basamakta gizlenen stajyere yakalanan Satış Direktörü Burak Bey'in trajedisi.
headhunter-telefonunu-acil-cikis-merdiveninde-acan-direktor
I. Maslak 42’de Saat 15.35: 0212 ile Başlayan Kod Adı
Salı günü öğleden sonra. Saat tam 15.35.
Maslak 42 kulelerinin 24. katındayız. Ofis camlarından bakınca Boğaz Köprüsü ince bir çizgi gibi görünüyor.
Hava açık ve güneşli. Masalarda çift ekranlar parlıyor. Klavyelerin tıkırtısı kahve makinesinin uğultusuna karışıyor.
Kıdemli Satış Direktörü Burak Bey ceviz kaplama masasında oturuyordu. Önünde üç aylık ciro tablosu açıktı.
Satış hedefleri yüzde 40 sapmıştı. Burak Bey haftalardır Yönetim Kurulu baskısından bunalmıştı.
O sırada Burak Bey’in şahsi telefonu titredi. Arayan numara kurumsal bir sabitti: 0212 999 44 XX.
Burak Bey’in göz bebekleri bir anda büyüdü. Bu numara sıradan bir arama değildi.
Bu alan kodu Maslak’taki meşhur bir “Executive Search” yani üst düzey kafa avcısı şirketine aitti.
Burak Bey telefonu hemen eline aldı. Açık ofisteki kalabalığa baktı.
Yan masadaki operasyon müdürü hararetle müşteriyle konuşuyordu. Asistanlar kahve köşesinde kıkırdaşıyordu.
Burak Bey burada telefonu açamazdı. Tek bir kelime bile sızsa koltuğu o saniye tehlikeye girerdi.
Burak Bey telefon sessizdeyken hızla ayağa kalktı. Yüzüne telaşlı bir ifade takındı.
Sanki acil bir tuvalet ihtiyacı varmış gibi adımlarını hızlandırdı.
Koridorun sonundaki ağır metal kapıya yöneldi. Kapının üzerinde yeşil neon tabela yanıyordu:
“Acil Çıkış / Yangın Merdiveni”.
Burak Bey kapı kolunu aşağı indirdi. Ağır çelik kapı paslı bir gıcırtıyla açıldı.
Burak Bey içeri süzüldü. Kapı arkasından güm diye kapandı.
II. Yangın Merdiveni Koridoru: Betonun ve Eko Yapan Fısıltıların Fiziği
Yangın merdivenleri plazaların en karanlık arafıdır.
Burası havalandırmasızdır. Çıplak gri beton kokar. Tavandan kalın kırmızı yangın boruları geçer.
Fakat daha da önemlisi akustik bir faciadır. Çıplak beton ses dalgalarını asla emmez.
En ufak bir nefes bile basamaklar boyunca yankılanır. Birinci kattan kırkıncı kata kadar eko yapar.
Burak Bey bu temel fizik kuralını tamamen unuttu. O sadece kendini gizlediğini sanıyordu.
Telefonun yeşil tuşunu kaydırdı. Cihazı kulağına dayadı.
Sesini fısıltı seviyesine indirmeye çalıştı:
— “Alo, Ece Hanım? Kusura bakmayın geciktim. İcra Kurulu toplantısından yeni sıyrıldım.”
Hattın diğer ucundaki ses son derece elit ve mesafeliydi:
— “Merhabalar Burak Bey. Çok uluslu bir teknoloji grubu adına arıyorum. Pozisyon Türkiye Satıştan Sorumlu Başkan Yardımcılığı.”
Burak Bey’in kalbi güm güm atmaya başladı:
— “Evet Ece Hanım, çok iyi biliyorum o küresel grubu. Dinliyorum sizi.”
— “Mevcut yan haklar paketiniz nedir Burak Bey? Müşterimiz hızlı bir geçiş istiyor. Ciddi bir yetenek açığı var.”
Burak Bey merdiven sahanlığında bir aşağı bir yukarı yürümeye başladı.
Rugan ayakkabısının kösele tabanı betona vurdu:
Tak, tak, tak.
Ses merdiven boşluğunda yukarı ve aşağı doğru bir dalga gibi tırmandı.
III. Pazarlık Seansı: “Net 380 Bin Artı Alman SUV”
Burak Bey sesini daha da alçalttığını sanıyordu. Ama merdiven boşluğu sesi büyüttü:
— “Ece Hanım, çok açık konuşalım. Ben şu an mevcut şirketimde fazlasıyla rahatım. Yönetim bana sonsuz güveniyor.”
Bu koca bir yalandı. Burak Bey geçen hafta Genel Müdür’le kavga etmişti. Kovulmanın tam eşiğindeydi.
Burak Bey pazarlığı sürdürdü:
— “Benim şu anki net paketim 260 bin TL bandında. Üzerine yıllık dört maaş prim alıyorum. Ayrıca altımda sıfır kilometre D segmenti bir araç var.”
Headhunter Ece Hanım karşı teklifi sundu:
— “Müşterimiz başlangıç için net 320 bin TL teklif ediyor Burak Bey.”
Burak Bey burnundan soludu. Elini beline koydu:
— “Olmaz Ece Hanım! O rakama yerimden kıpırdamam bile. Maslak piyasasında bu seviyede satış yöneten lider kalmadı. Masaya net 380 bin TL koyacaklar. Prim hedef gerçekleşmesine bağlı olmayacak, garanti edilecek. Araç olarak da kesinlikle Alman SUV isterim. Hibrit ya da yerli otomobil asla kabul etmem.”
Sözler beton duvara çarptı:
”…Net 380 bin! Alman SUV!…”
Kelimeler katlar arasında adeta bir stadyum amfisi gibi yankılandı.
Burak Bey hırsına yenilmişti. Pazarlığın şehvetine kapılmıştı:
— “Ayrıca altı aylık sign-on bonus istiyorum. Mevcut şirketimdeki kıdemimi yakacağım. On iki yıllık kıdem tazminatım içeride kalıyor. Yeni şirket bunu peşin ödemeli.”
Ece Hanım şartları not aldı:
— “Çocukların özel okul ödeneği de pakete dahildir. Sınırsız özel sağlık sigortası da verilecek Burak Bey. Yönetim Kurulu Başkanı’na bu şartları ileteceğim. Yarın öğleden sonra Zoom üzerinden görüşebilir miyiz?”
— “Harika olur Ece Hanım. Çok memnun olurum.”
— “Randevuyu şahsi mailinize göndereceğim.”
— “Çok iyi olur. Görüşme linkini bekliyorum.”
Burak Bey telefonu kapattı. Yüzünde muzaffer bir tebessüm belirdi. Kendini şimdiden o Alman SUV’un deri koltuğunda hayal ediyordu. Maslak trafiğinde selektör yaka yaka gitmeyi düşlüyordu.
IV. Alt Basamaktaki Şahit: Pod Mod Dumanı ve Dehşet
Burak Bey derin bir oh çekti. İpek kravatını ve gömleğinin yakasını düzeltti.
Tam geri dönmek üzere arkasını döndü.
Aşağıdan, 23. kat sahanlığından hafif bir öksürük sesi geldi:
— “Öhö, öhö!”
Burak Bey kaskatı kesildi. Damarlarındaki kan bir anda dondu.
Aşağıya doğru eğildi. Soğuk demir korkulukların arasından baktı.
Basamakların köşesinde biri oturuyordu. Üzerinde kapüşonlu gri bir svetşört vardı.
Elinde minik bir elektronik sigara tutuyordu. Ağzından yoğun bir vanilya kokulu duman yükseliyordu.
Bu kişi şirketin Strateji departmanında staj yapan Arda’ydı.
Ve Arda, şirketin Genel Müdürü’nün bizzat kendi öz yeğeniydi.
Arda başını yavaşça kaldırdı. Burak Bey ile göz göze geldi.
Arda’nın gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Burak Bey’in tüm transfer pazarlığını kelimesi kelimesine dinlemişti.
380 bin TL, Alman SUV, Genel Müdür’e atılan yalanlar. Hepsi Arda’nın kulağına girmişti.
Burak Bey kekeledi:
— “Ar… Arda? Sen ne arıyorsun burada?”
Arda ayağa fırladı. Elektronik cihazını hızla cebine sakladı:
— “Şey… Burak Bey… Hava alıyordum. Burada içmek yasak biliyorum ama…”
Burak Bey merdivenleri ikişer ikişer indi. Arda’nın omzunu tuttu. Parmakları mengene gibi sıktı:
— “Arda, beni ne kadar süredir dinliyorsun?”
Arda yutkundu. Boğazındaki dumanı zorlukla yuttu:
— “En baştan beri Burak Bey. 380 bin TL dediğiniz andan beri buradayım.”
Burak Bey’in şakaklarından soğuk terler boşaldı. Dünyası başına yıkılmıştı.
V. Rekabet Yasağı ve Hukuki Tuzaklar: TBK Madde 444
Burak Bey panikle Arda’yı sakinleştirmeye çalıştı.
— “Bak Ardacım, biz kendi aramızda bir şaka yapıyorduk. Arkadaşlar beni arayıp işletti. Kesinlikle yanlış anlama.”
Arda başını eğdi:
— “Tabii Burak Bey, ben kimseye bir şey söylemem merak etmeyin.”
Fakat Burak Bey plazanın acımasız kanunlarını çok iyi biliyordu.
Arda amcasına bunu yetiştirmek için dakikaları sayıyordu.
Üstelik durum sadece bir dedikodu değildi. Hukuki bir felaketti.
Burak Bey’in iş sözleşmesinde Türk Borçlar Kanunu madde 444 kapsamında ağır bir rekabet yasağı maddesi vardı.
Sözleşmeye göre rakip bir şirkete geçmesi halinde tam 1,5 milyon TL cezai şart ödemek zorundaydı.
Ayrıca sadakat borcuna aykırılık gerekçesiyle şirket Burak Bey’i tazminatsız kovabilirdi. 4857 sayılı İş Kanunu madde 25/II devreye girerdi.
Burak Bey hemen kendi odasına koştu. Kapıyı kilitledi.
Masanın üzerindeki su bardağına uzandı. Eli öyle titriyordu ki suyun yarısı masaya döküldü. Kalbi göğüs kafesini parçalayacak gibi çarpıyordu.
Kafasında binbir türlü felaket senaryosu dönüyordu:
Arda amcasına ne zaman söylerdi?
Şirket avukatları ne zaman kapıya dayanırdı?
Dahili hattan bir ihtarname mi gelirdi yoksa doğrudan fesih mi tebliğ edilirdi?
Masadaki dahili telefon çaldı. Arayan Genel Müdür’ün özel sekreteriydi:
— “Burak Bey, Genel Müdürümüz sizi acilen 28. kattaki makamına bekliyor.”
Saat henüz 16.10’du. Arda görevini tam otuz beş dakikada tamamlamıştı.
VI. Merdiven Diplomasisinin Sonu: Plaza Duvarlarının Kulakları Vardır
Burak Bey 28. katın lüks koridorunda yürürken ayakları geri geri gidiyordu.
Makam odasına girdi. Genel Müdür deri koltuğunda oturuyordu. Masasında Burak Bey’in çeyreklik satış raporu duruyordu.
Genel Müdür başını kaldırmadı. Sesi son derece sakindi:
— “Burak, pazarlıkların nasıl gidiyor? 380 bin lirayı bağlayabildin mi? Alman SUV modelini seçtin mi?”
Burak Bey yerin dibine geçti. Tek bir kelime bile edemedi. Boğazı kilitlendi.
Genel Müdür devam etti:
— “Biz sana bu şirketin en kritik müşteri portföyünü emanet ettik. Sen ise yangın merdivenlerinde bizi pazara çıkarıyorsun. İstifa mektubunu yaz. Yoksa yarın sabah 1,5 milyon TL’lik rekabet yasağı davasını açarım. Maslak’ta adını kimse anamaz.”
Burak Bey sessizce başını salladı. Dolmakalemi aldı. İstifa protokolünü imzaladı.
On iki yıllık kıdemi bir yangın merdiveni eko’suyla yok olmuştu.
Plazada kariyer yapan her yönetici şu kuralları aklına kazımalıdır:
Birincisi: Yangın merdivenleri ses yalıtımlı değildir. Beton duvarlar fısıltıyı megafona çevirir.
İkincisi: Asla şirket binasının sınırları içinde headhunter telefonu açmayın.
Üçüncüsü: Merdiven boşlukları stajyerlerin ana vatanıdır. Mutlaka gizli bir şahit vardır.
Dördüncüsü: Transfer pazarlığını asla mesai saatlerinde yapmayın.
Beşincisi: Karşı taraftan ıslak imzalı teklif almadan kendi geminizi ateşe vermeyin.
Altıncısı: En güvenli transfer görüşmesi, hafta sonu üçüncü dalga bir kahvecide yüz yüze yapılan görüşmedir.
Burak Bey o akşam Maslak 42’nin döner kapısından son kez çıktı.
Gözlerini kıstı. Maslak kulelerinin devasa cam cephelerine baktı. Bir zamanlar o kulelerin en güçlü satış lideriydi.
Şimdi ise cebinde ne 380 bin lira vardı ne de Alman SUV. Sadece derin bir pişmanlık ve yangın merdiveninin soğuk beton yankısı kalmıştı.
Metronun yürüyen merdivenlerinden aşağı inerken telefonunu cebinden çıkardı.
Ece Hanım’dan beklenen o Zoom daveti gelmişti. Burak Bey ekrana baktı. Acı bir kahkaha attı. Hayat bazen çok geç kalmış bir davetten ibaretti.
Artık ne satacak bir portföyü vardı ne de pazarlık yapacak bir masası. Maslak kuleleri onu tek bir nefeste yutmuş ve dışarı tükürmüştü.