İK'nın Uydurduğu 'Wellness ve Mindfulness' Haftası Saçmalığı
Haftada 80 saat çalıştırıp fazla mesai ödemeyen kurumsal yönetimin, öğle arasında ses çanakları eşliğinde zorunlu nefes terapisi dayattığı plaza riyakarlığı.
iknin-uydurdugu-wellness-ve-mindfulness-haftasi-sacmaligi
I. River Plaza’da Saat 12.15: Toplantı Odasındaki Tibet Çanı
Çarşamba günü öğle vakti. Saat tam 12.15.
Levent River Plaza’nın 19. katındayız.
Aşağıda Büyükdere Caddesi’nin egzoz dumanı ve korna sesleri yükseliyor.
Yukarıda ise Yönetim Danışmanlığı departmanının büyük eğitim salonu var.
İçerideki manzara gerçeküstü bir kara mizah sahnesini andırıyor.
Normalde elli milyon dolarlık şirket satın alma sunumlarının yapıldığı meşe kaplama masa duvara itilmiş.
Zemine mor, pembe ve fıstık yeşili yoga matları serilmiş.
Tavandaki parlak kurumsal florasanlar tamamen kapatılmış. Yerine sarı loş LED lambalar açılmış.
Ortamda geniz yakan, bayıltıcı bir lavanta ve adaçayı tütsüsü kokusu dalgalanıyor.
Matların üzerinde on beş kıdemli analist bağdaş kurmuş oturuyor. Hepsinin deri ayakkabıları kapının önüne dizilmiş.
İtalyan kesim takım elbiselerin altından delik çoraplar ve yıpranmış topuklar görünüyor. Kimi çoraplarda şirket logosu basılı. Kimisinde ise renkli desenler solmuş.
Analistlerin çoğu boyun fıtığı ağrısından kıvranıyor. Masabaşı oturmaktan omurgaları kireçlenmiş.
Analistlerin gözleri günlerdir süren uykusuzluktan kan çanağı gibi.
Çünkü son iki aydır haftada tam 80 saat çalışıyorlar.
Gece saat 02.30’da gönderilen acil Excel tabloları. Sabah 07.15’te gelen yabancı müşteri çağrıları. Hafta sonu nöbetleri ve iptal edilen tatil biletleri.
Masanın başında ise keten beyaz cübbe giymiş bir kadın duruyor. Kendisi İK’nın dışarıdan günlük 40.000 TL’ye kiraladığı “Mindfulness ve Yaşam Mimarı” Ece Hanım. Boynunda tahta boncuklardan kolyeler sallanıyor. Yüzünde ise dünyevi dertlerden tamamen arınmış sahte bir nur parlıyor.
Ece Hanım elindeki tahta tokmakla pirinçten Tibet ses çanağına vurdu:
Çıııııııııınnnnn!
Metalik ve tiz ses buz gibi klimalı odada dalga dalga yankılandı.
Ece Hanım fısıldar gibi bir sesle konuştu:
— “Ruhunuzu serbest bırakın arkadaşlar. Şimdi tüm toksik kurumsal enerjiyi dışarı üflüyoruz. Burnumuzdan derin nefes alıyoruz, ağzımızdan veriyoruz…”
En arkadaki Kıdemli Denetçi Alp gözlerini tavandaki yangın fıskiyesine dikti.
Alp’in sol göz kapağı yorgunluktan ve aşırı kafeinden durmaksızın seğiriyordu.
II. 80 Saatlik Mesaiye Karşı ‘Organik Chia Tohumu’
Bu kurumsal trajikomedinin resmi adı “Global Esenlik ve Farkındalık Haftası” idi.
İnsan Kaynakları Direktörlüğü üç aydır bu haftanın kurum içi reklamını yapıyordu.
Her sabah gelen kutularına rengarenk infografikler düşüyordu:
“Bedeniniz Şirketimizin Tapınağıdır!”
“Stresi Pozitif Sinerjiye Çeviriyoruz!”
Yemekhanenin girişine tahta kasalar içinde yeşil ekşi elmalar konmuştu.
Yanında da minik plastik kaplarda kinoa ve chia tohumlu yoğurtlar vardı.
Ayrıca İK katına bir de kombucha barı kurulmuştu.
Plazada çalışan gariban analistler ise açlıktan ve uykusuzluktan bayılmak üzereydi.
İnsanlar sadece iki saat fazla uyumak istiyordu. Sıcak bir tabak kuru fasulye yemek istiyordu.
Fakat şirket yönetimi onlara chia tohumu ve zorunlu nefes seansı veriyordu.
İşin arkasındaki finansal kurnazlık ise dudak uçuklatacak cinstendi.
4857 sayılı İş Kanunu madde 63 son derece açıktı.
Haftalık yasal azami çalışma süresi en fazla 45 saatti.
45 saati aşan her bir saat için işverenin yüzde 50 zamlı fazla mesai ücreti ödemesi zorunluydu.
Ayrıca İş Kanunu madde 41 yıllık fazla mesaiyi azami 270 saat ile sınırlamıştı.
Bu şirketteki analistler ise 270 saatlik yıllık yasal limiti daha şubat ayının ilk haftasında tüketmişti.
Eğer şirket hak edilen yasal fazla mesai ücretlerini bordroya yansıtsaydı, her çalışana en az 180.000 TL nakit ödemek zorunda kalacaktı.
Onun yerine ne yaptılar?
İK bütçesinden 40.000 TL verdiler. Bir yaşam koçu getirdiler.
Odaya ucuz bir lavanta tütsüsü yaktılar.
Milyonlarca liralık yasal fazla mesai hakkını, yarım saatlik Tibet çanı tınısıyla buharlaştırdılar.
III. Koma Hâlindeki Analist ve Çalan Teams Bildirimi
Saat tam 12.35 oldu. Seansın en derin aşamasına geçilmişti.
Ece Hanım elindeki çana ikinci kez vurdu:
Çıııııııııınnnnn!
— “Şimdi herkes sırtüstü uzansın. Ayak tabanlarınızı gevşetin. Şirketinizin size sunduğu bu güvenli alanı hissedin. Kurum kültürümüze derin bir şükran duyun.”
Analistler matların üzerine boylu boyunca yığıldı.
Kıdemli Analist Burak sırtüstü yattığı saniyede bilincini tamamen kaybetti.
Aşırı yorgunluktan anında derin bir komaya girdi. Hatta hafifçe horlamaya başladı.
Yanındaki Selin ise gözlerini bir an olsun kapatamıyordu.
Çünkü ceketinin iç cebindeki şirket telefonu aralıksız titriyordu.
Vızzzz, vızzzz, vızzzz.
Müşteri Direktörü mesajlaşma uygulamasından art arda yazıyordu:
“Selin nerede kaldın? M&A finansal modeli revizesi Genel Müdürün masasında bekliyor!”
Selin karanlıkta telefonun ekranını gizlice açtı. Mavi ışık yüzünü aydınlattı.
Ece Hanım hemen müdahale etti:
— “Mavi ışık frekansını kapatalım lütfen. Şu an şimdiki andayız. Anda kalın.”
Selin fısıldadı:
— “Ece Hanım, Genel Müdür model bekliyor. Ben şimdi anda kalırsam yarın sabah işsiz kalırım.”
Ece Hanım tebessüm etti:
— “İşsizlik de evrenin bir akışıdır Selin Hanım. Teslim olun.”
Selin gözlerini devirdi:
— “Evren benim ev kiramı ödemiyor Ece Hanım.”
O sırada Alp’in dizüstü bilgisayarından yüksek bir ses patladı.
Sessize almayı unuttuğu Microsoft Teams bildirim sesi odayı inletti:
Dı-dı-dın! Dı-dı-dın!
Mor yoga matlarında yatan on beş analist aynı anda havaya sıçradı.
Refleks haline gelen o mekanik ses, hepsinin kalp atışını bir saniyede 140’a fırlattı.
Herkes panikle ellerini ceplerine attı. Ekranlara baktı.
Tibet çanı gitmişti. Maslak gerçeği odaya bir balyoz gibi inmişti.
IV. İK Direktörünün ‘Empati’ Nutku ve Şirket İçi Mobbing
Tam o anda eğitim salonunun kapısı hızla açıldı.
İçeri İK Yetenek Direktörü Tuğba Hanım adım attı.
Tuğba Hanım’ın yüzünde ipek gibi yapay bir tebessüm vardı. Elinde yulaf sütlü matcha latte tutuyordu:
— “Harika görünüyorsunuz arkadaşlar! Negatif frekansları tamamen temizliyor muyuz?”
Alp doğruldu. Çoraplarını telaşla giymeye çalıştı:
— “Tuğba Hanım, temizliyoruz da iki saat sonra üçüncü çeyrek kapanış sunumu var. Raporu kim yetiştirecek?”
Tuğba Hanım kaşlarını hafifçe çattı. Sesindeki yapay şefkat bir anda yerini kurumsal bir buza bıraktı:
— “Alp’cim, işte bu tam bir kurumsal direnç örneğidir. Zaman yönetimini doğru kurgularsanız her şeye vaktiniz kalır. Biz size burada paha biçilmez bir esenlik yatırımı yapıyoruz. Yönetim Kurulumuz çalışan sağlığını her şeyin üzerinde tutuyor.”
Alp dayanamadı. Sesini açıkça yükseltti:
— “Tuğba Hanım, dün gece saat 03.15’te bana revizyon maili attınız. Sabah 08.00’de toplantı koydunuz. Dört saatlik kırık dökük uykuyla yaşıyorum. Ben burada bağdaş kurup neyi temizleyeceğim?”
Tuğba Hanım gözlüğünü düzeltti:
— “Alp Bey, üslubunuz hiç profesyonel değil. Burada ekip sinerjisi oluşturmaya çalışıyoruz.”
— “Sinerji için önce uyku gerekir Tuğba Hanım!”
Odadaki diğer analistler başlarını önüne eğdi. Kimseden çıt çıkmadı. Herkes Alp’in haklı olduğunu biliyordu. Ama kimse koltuğunu riske atacak cesarete sahip değildi.
Tuğba Hanım gözlerini kıstı. Masadaki deri ajandasına küçük bir çarpı attı:
— “Geri bildirim kültürüne kapalı ve tükenmişlik belirtileri gösteriyor.”
Plaza dünyasında kural hep aynıydı.
Tükenmişliğin asıl sebebi insanlık dışı çalışma saatleriydi.
Ama suçlu daima stresini doğru yönetemeyen çalışan ilan edilirdi.
Şirket asla kusurlu bulunmazdı. Şirket sadece farkındalık haftası düzenlerdi.
V. İş Kanunu Gerçekleri: Wellness Maskesi Altında Hak Gaspı
Bu sahte gösteri sadece Levent’e özgü değildir. Tüm küresel plazalarda hızla yayılan sinsi bir akımdır.
İngilizcedeki karşılığı “Well-being Washing” yani “Esenlik Boyacılığı” kavramıdır.
İşçinin en temel anayasal dinlenme haklarını çiğneyen şirketler, vicdanlarını yoga matlarıyla temizler.
Türk Borçlar Kanunu madde 417 işverene çok açık bir sorumluluk yükler.
İşveren, işçinin kişiliğini, beden bütünlüğünü ve ruh sağlığını korumakla mükelleftir.
Fakat kurumsal şirketler kanunu arkadan dolanır.
Günde on dört saat çalışan bir insana meditasyon yaptırmak tıp bilimine de doğrudan hakarettir.
Yorgun bir bedenin ihtiyacı olan şey adaçayı tütsüsü değildir.
İhtiyaç duyulan tek şey, kesintisiz sekiz saatlik derin bir uykudur.
Fazla mesai alacaklarının zamanında ödenmesidir. İnsanca ve huzurlu bir hafta sonu tatilidir.
Fakat İK masası bunları çalışanlara asla veremez.
Çünkü bu hakları vermek şirket kârlılığını azaltır.
Oysa bir kutu tütsü ve pirinç Tibet çanı almak sadece birkaç bin liradır.
Ece Hanım seansın sonunda herkese birer adet yeşil ekşi elma dağıttı.
Elmanın üzerinde küçük bir çıkartma yapıştırılmıştı: “Kendini Sev, Şirketine İnan.”
Alp elindeki elmaya baktı. Pencereden Levent kulelerinin soğuk camlarına baktı.
Bu yeşil elma, modern plaza sömürüsünün en acı simgesiydi.
VI. Plaza Çalışanına Arınma Tavsiyeleri: Matı Bırak, Kanuna Bak
Peki bu zoraki farkındalık tuzaklarından bir çalışan kendini nasıl korur?
Plazada akıl sağlığını korumak isteyen her beyaz yakalı şu kuralları benimsemelidir:
Birincisi: Zorunlu mindfulness davetlerine fazla kapılmayın. Uykunuz varsa arka sırada gözlerinizi kapatıp sessizce uyuyun.
İkincisi: Şirketin hediye ettiği yeşil elmalar fazla mesai ücretinizin yerini tutamaz. Haklarınızı mutlaka bilin.
Üçüncüsü: Yıllık 270 saatlik yasal fazla mesai sınırını aştıysanız, İK’ya yazılı itirazda bulunma hakkınız vardır.
Dördüncüsü: Gece yarısı gelen anlamsız e-postalara hemen yanıt vermeyin. Sınır çizmezseniz sınırlarınızı tamamen yok ederler.
Beşincisi: Gerçek esenlik toplantı odasında tütsü yakmak değildir. Gerçek esenlik saat 18.00’de bilgisayarı kapatıp evine gidebilmektir.
Alp o öğleden sonra seans biter bitmez matını toplamaya bile tenezzül etmedi.
Ayakkabılarını giydi. Hızlı adımlarla masasına geri döndü.
Ekranında kırk iki yeni okunmamış e-posta birikmişti. Müşteri iki yeni revizyon dosyası daha yollamıştı.
Alp derin bir iç çekti. Elindeki Tibet çanı broşürünü buruşturdu. Masanın altındaki metal çöp kutusuna sertçe fırlattı.
Karton elma çıkartmasını masanın kenarından kazıdı.
Derin bir nefes aldı. Bu defa nefesini kurum için değil, kendi kurtuluş planı için tuttu.
Ve monitöründeki özgeçmiş güncelleme sayfasına girdi.
Kariyer portalındaki “İş Tekliflerine Açığım” ayarını sessizce aktif etti.
Gerçek iç huzur ve arınma, o sayfadaki kaydet butonunda gizliydi.
Plazanın sahte aydınlanması sona ermişti. Alp için gerçek uyanış asıl şimdi başlıyordu. Levent kuleleri parıldıyordu ama Alp o ışığa artık kanmıyordu.