İş Kuleleri Levent: Türkiye'nin İlk Finans Mabedi ve Ağırbaşlı Bankacıların Nostaljisi
2000 yılında gökyüzünü fetheden Tekeli-Sisa ve Swanke Hayden imzalı 181 metrelik İş Kuleleri; lacivert kruvaze ceketler, gümüş tepsili çay ritüelleri ve Maslak gençliğine acıyarak bakan kıdemli bankacıların cumhuriyet vakarı.
is-kuleleri-levent-turkiyenin-ilk-finans-ikizleri-ve-nostaljik-bankacilar
Çarşamba sabahı, saat tam 08.30.
Levent’in girişinde devasa üç kütle gökyüzüne dimdik ve mağrur yükselir.
İş Kuleleri, Türk bankacılık tarihinin en görkemli kalesidir.
Burası sıradan bir gayrimenkul ve ofis yatırımı asla değildir.
Burası Ankara bürokrasisinden İstanbul finans piyasasına vurulmuş çelik ve granit bir mühürdür.
Yüz seksen bir metrelik Kule 1 tam elli iki katlıdır.
Yıllarca Türkiye’nin en yüksek binası unvanını gururla ve vakarla taşımıştır.
Granit kaplı kaidesi antik bir Anadolu tapınağını andırır.
Kahve ve bej tonlarındaki dev mermer bloklar yere son derece sağlam basar.
Üst katlara doğru ise mavi-gri çelik ve cam kütle gökyüzünü bir bıçak gibi keser.
Doğan Tekeli, Sami Sisa ve Amerikalı Swanke Hayden ortaklığının kusursuz başyapıtıdır.
Lobideki döner kapıdan geçenlerin adımları bile bu asaleti yansıtır.
Burada koridorda koşuşturan, nefes nefese kalan panik içindeki stajyerler göremezsiniz.
Burada herkes ağırbaşlı, son derece ölçülü ve kurumsal mesafelidir.
Otuz yıllık kıdemli müdür Selçuk Bey ile teftiş kurulu başkanı Necip Bey lobide karşılaşır:
— “Hayırlı sabahlar dilerim Necip Beyefendi.”
— “Hayırlı sabahlar Selçuk Bey kardeşim, nasılsınız bu sabah?”
— “Çok şükür efendim, devletimizin ve müessesemizin hizmetindeyiz.”
— “Kravatınızın iğnesi çok zarifmiş, gözümden kaçmadı doğrusu.”
— “Eski genel müdürümüzün emeklilik armağanıdır Necip Bey.”
— “Zarafet ve intizam mühimdir Selçuk Bey, kurum terbiyesidir.”
— “Şimdiki Maslak gençliğinde bu terbiye kalmadı maalesef.”
— “Yeni açılan renkli kulelerdekileri diyorsunuz değil mi?”
— “Evet efendim, hepsi spor ayakkabıyla genel müdürlüğe giriyor.”
— “Yazık çok yazık, bankacılık derin bir ciddiyet ve vakar ister.”
— “Biz Ankara Kavaklıdere gelenekleriyle yetiştik Necip Bey.”
— “O cumhuriyet geleneği bu kulelerin harcındaki asıl çimentodur.”
— “Çok haklısınız efendim, asansöre buyurunuz lütfen.”
— “İstikamet elli ikinci kat Selçuk Bey, buyrunuz.”
I. 08.30 Granit Kaidede Cumhuriyet Vakarı
İş Kuleleri’nin geniş lobisine adım attığınızda şehrin telaşı aniden donar.
Mermer zemin o kadar kusursuzdur ki adım atanların silüeti yansır.
Duvarlarda Cumhuriyet dönemi büyük ressamlarının orijinal yağlıboya tabloları asılıdır.
Lobinin havası hafif bir lavanta çiçeği ve tütün kolonyası kokusu taşır.
Burası yeni yetme gösterişli cam kulelere hiçbir açıdan benzemez.
İçeride bağıran, telefonla yüksek sesle pazarlık yapan kimse bulunmaz.
Göz temasları daima saygılıdır. Baş selamları asla ihmal edilmez.
Banka başmüfettişleri hakiki deri bond çantalarıyla koridorlarda yürür.
Çantaların pirinç şifre mekanizmaları tıkır tıkır işler.
O çantalarda milyonlarca liralık sanayi yatırımlarının kredi onayları saklanır.
Fakat o belgeler bugünün dijital sunumlarından çok daha kalıcıdır.
Kıdemli baş odacı Şaban Efendi asansör kapısını hürmetle açık tutar:
— “Hoş geldiniz Necip Beyim, hayırlı mesailer dilerim.”
— “Eksik olma Şaban Efendi, çay ocağı hazır mıdır?”
— “Rize’den özel hasat çayımız geldi efendim, taze demleniyor.”
— “Porselen fincanda ve demli isterim bilirsin.”
— “Bilir miyim hiç efendim, fincanınız tabağıyla hazırlandı.”
— “Hadi kolay gelsin Şaban Efendi, vazifende başarılar.”
— “Hürmetler ve saygılar sunarım müdürüm.”
Asansör yukarıya doğru bir tüy gibi pürüzsüz kayar.
Kabin içinde en ufak bir sarsıntı veya mekanik gürültü hissedilmez.
Mühendislik sessizce ve kusursuzca görevini icra eder.
II. Tekeli-Sisa ve Swanke Hayden: Antik Tapınaktan Gökyüzüne
Bina mimarisi postmodern anlayışın Türkiye’deki en olgun zirvesidir.
Alt katlardaki anıtsal sütunlar Efes ve Bergama antik kentlerini hatırlatır.
Doğal taş kaplamalar kalıcılığı ve sarsılmaz kurumsal güveni simgeler.
Çünkü bankacılık nihayetinde bir güven ve itibar müessesesidir.
Vatandaş parasını rüzgarda zangır zangır titreyen cam fanuslara bırakmak istemez.
Taşa, toprağa ve devlete emanet etmek ister.
Üst katlar ise modern finans dünyasının dünyaya açılan penceresidir.
Vrendel kirişleri devasa kuleyi depreme karşı çelik bir zırh gibi sarar.
Binanın mimarı Doğan Tekeli bu kuleyi çizerken Ankara ruhunu asla unutmamıştır.
Ulus Meydanı’ndaki taş binaların asaleti Levent’te göğe doğru yükseltilmiştir.
Kırk beşinci kattaki analiz odasında iki kıdemli bankacı dışarıya bakar:
— “Şu kulelerin oturaklı duruşuna bir baksana Selçuk.”
— “1999 depreminde burada tek bir porselen fincan bile devrilmedi Necip.”
— “Tepe İnşaat sağlam temel atmış, hakkını teslim etmek lazım.”
— “Bizim Türk mimarlar da projeye ruhunu ve vizyonunu katmış.”
— “Doğru söylüyorsun, diğer yeni plazalar teneke kutu gibi kalıyor yanında.”
— “Kanyon’a bak karşıda, kışın ortası rüzgar tüneline dönüyor.”
— “Maslak tarafındakiler ise kibrit kutusu gibi birbirinin kopyası.”
— “Bizim kulemiz gerçek bir cumhuriyet abidesidir Selçuk.”
— “Bir anıt gibi heybetle duruyor valla gökyüzünde.”
— “Banka dediğin ulu çınar böyle dik durmalı zaten.”
— “Müşteriye kapıdan girerken o mutlak güveni hissettireceksin.”
— “Yeni nesil fintechçiler bunu anlayamıyor işte.”
III. Elli İkinci Katta Gümüş Tepsi ve İnce Belli Bardak
Kule 1’in elli ikinci katı icra ve yönetim kurulu katıdır.
Burası Türkiye’nin en köklü finansal karar mekanizmalarından biridir.
Odanın tam merkezinde oval maun bir masa yer alır.
Masanın üzerinde hakiki deri sümenler ve yeşil camlı antika pirinç lambalar durur.
Her kurul üyesinin önünde dolma kalem ve kurutma kağıdı bulunur.
Burada toplantı esnasında telefon kurcalanmaz, tablet ekranı açılmaz.
Her karar özel defterlere el yazısıyla tek tek kaydedilir.
Odacı Şaban Efendi elinde gümüş bir servis tepsisiyle içeriye süzülür.
Tepsinin üzerinde bembeyaz dantel örtü serilidir:
— “Buyurunuz Genel Müdürüm, tavşan kanı taze çayınız.”
— “Sağ ol Şaban, şekersiz demlendi değil mi?”
— “İki adet Erzurum kıtlama şekeri tabağın yanındadır efendim.”
— “Aferin Şaban, nizamı ve intizamı hiç bozmuyorsun.”
— “Tam yirmi beş yıldır aynı nizam efendim, taviz yok.”
— “Sayın yönetim kurulu üyeleri, birinci gündem maddesine geçiyoruz.”
— “İlk maddemiz ihracatçı sendikasyon kredisinin vadesidir.”
— “Faiz oranını yıllık yüzde 8,5 seviyesinde bağladık efendim.”
— “Mükemmel bir netice, tebrik ederim ilgili masayı.”
— “Geleneksel bankacılık disiplini her devirde kazanır Genel Müdürüm.”
— “Maceraya lüzum yok arkadaşlar, kuralları ve teamülleri takip edin.”
Çay kaşığının porselen tabağa hafifçe çarpma sesi duyulur: Çıng…
O zarif ses odadaki tek melodidir.
Kararlar derin bir sükunet ve ağırbaşlılık içinde alınır.
Panik yoktur, telaş yoktur, dedikodu yoktur.
IV. Maslak’ın Kapüşonlu Gençliğine Karşı Ağırbaşlı Hazineciler
Öğle yemeği saati geldiğinde İş Kuleleri sakinleri çarşı katına iner.
Buradaki lokantalar da kule sakinleri gibi son derece seçkindir.
Keten beyaz örtülü masalarda kuzu incik ve zeytinyağlı enginar servis edilir.
Kimse plastik kasede çiğ kinoa salatası yemez.
Kimse fast food zincirlerinde sıra beklemez.
Hazine masasının kıdemli uzmanları aynı masada toplanır:
— “Murat geçen gün Maslak’ta yeni bir teknoloji şirketine uğradım.”
— “Hayırdır Selçuk, transfer teklifi mi aldın yoksa?”
— “Yok canım ne münasebet, ortak ödeme altyapısı için gittim.”
— “Eee nasıl bir ortammış anlat bakalım merak ettim.”
— “İçeri girdim, şirketin kurucusu gri kapüşonlu hırkayla geziyor.”
— “Hadi canım! Şirket genel müdürü kapüşon mu giymiş?”
— “Vallahi billahi öyle, altında da yırtık mavi kot pantolon vardı.”
— “Büyük saygısızlık ve hafiflik doğrusu.”
— “Bana kapıda ‘Selçuk naber bro’ dedi adam!”
— “Ne cevap verdin peki?”
— “Ben Türkiye İş Bankası başmüdürüyüm, bana beyefendi diyeceksiniz dedim.”
— “Ağzının payını çok iyi vermişsin Selçuk.”
— “Sonra bana armut koltuk gösterdiler toplantı için.”
— “Armut koltuğa oturdun mu peki gerçekten?”
— “Deli misin sen Murat! Ütülü İtalyan pantolonum kırışır orada.”
— “Bu yeni nesil piyasayı çocuk oyuncağı zannediyor.”
— “İlk büyük dalgalanmada hepsi eriyip gidecek göreceksin.”
Geleneksel Türk bankacılığı krizleri çok yakından tanır.
Onlar 1994 çöküşünü görmüştür.
2001 krizinde gecelik yüzde yedi bin faizleri göğüslemiştir.
Bu yüzden hiçbir geçici heves onları heyecanlandırmaz.
Onlar paranın ve cumhuriyetin gerçek muhafızlarıdır.
V. İş Sanat Kulisi ve Yirmi Yıllık Kredi Komitesi Efsaneleri
İş Kuleleri sadece finansın değil, kültürün de merkezidir.
Kulenin altındaki İş Sanat salonu Türkiye’nin en seçkin kültür durağıdır.
Dünyanın en büyük senfoni orkestraları bu sahnede çalar.
Caz üstatları, keman dehaları ve tiyatro toplulukları burada ağırlanır.
Mesai bittikten sonra bankacılar kravatlarını düzeltip salona geçer.
Sanat ile ekonomi burada tam bir ahenk içinde yaşar.
Kulis koridorlarında eski kredi komitesi efsaneleri yad edilir:
— “Necip Bey hatırlıyor musunuz o 2001 senesindeki kasım gecesini?”
— “Nasıl unuturum Selçuk Bey, sabaha kadar Kule 1’de nöbetteydik.”
— “Tüm bankaların ışıkları sönerken bizim kule ışıl ışıl yandı sabaha kadar.”
— “Vatandaş emanetini çekmek için kapıya dayandığında herkes panikteydi.”
— “Biz tek kuruş aksatmadan herkese hakkını kuruşu kuruşuna teslim ettik.”
— “Devletin hazinesi bile o zorlu gece bu kuleye güvendi.”
— “Çünkü bu kurumun temelinde Gazi Paşa’nın vizyonu vardır.”
— “İşte asıl kurum kültürü budur Necip Bey.”
— “Bu vakarı hiçbir teknoloji girişimi parayla satın alamaz.”
— “Yüz milyar dolar fon getirseler bu ağırlığı inşa edemezler.”
— “İş Sanat’ta bu akşam Vivaldi konçertosu çalıyor galiba.”
— “Evet, Dört Mevsim’i dinleyip haftanın tüm yorgunluğunu geride bırakalım.”
— “Bize her mevsim bahardır Necip Bey.”
— “Yeter ki kulemiz Levent ufkunda dimdik ayakta dursun Selçuk Bey.”
Konser salonundan yükselen keman sesleri kulenin granit temellerine yayılır.
Müzik, çelik kolonları ve cam cepheyi bir zırh gibi sarar.
Finansın soğukluğu ile sanatın zarafeti birbirine kavuşur.
VI. Döner Kapıdan Çıkan Son Kravatlı Beyefendiler
Saat 18.30 olur.
Büyükdere Caddesi yine yoğun egzoz dumanı ve korna sesleriyle kilitlenir.
İş Kuleleri’nin pirinç döner kapısı ağırbaşlı bir vakarla dönmeye devam eder.
İçeriden çıkan kıdemli yöneticiler yün pardösülerini düğmeler.
Koyu lacivert şemsiyelerini yağmura karşı açarlar.
Hafif çiseleyen serin yağmurun altında ölçülü adımlarla ilerlerler.
Ne servis telaşıyla koştururlar ne de metrobüs kuyruğu için paniklerler.
Çünkü onlar kime ve nereye ait olduklarını çok iyi bilirler.
Onlar Türkiye’nin ilk finans gökdelenlerinin seçkin sakinleridir.
Büyükdere Caddesi’nin çevresinde yeni cam kuleler yükselebilir.
Yatırım fonları kurulup ertesi gün iflas edebilir.
Modalar, unvanlar ve geçici trendler birer birer unutulabilir.
Fakat İş Kuleleri’nin granit silüeti hep aynı koordinatta kalır.
O kuleler sadece beton ve demirden ibaret değildir.
O kuleler bir dönemin zarafet, sadakat ve ciddiyet anıtıdır.
Son bankacı da makam aracına biner.
Katların ışıkları sırayla söner.
Kule 1 karanlık İstanbul gecesinde parıldayan dev bir fener gibi uyanık kalır.
Levent derin bir uykuya dalar, ama kule nöbetine devam eder.