Kanyon Kat Eksi İki: Gurme Market Kasasında Yemek Kartının Bittiğini Öğrenmek
Levent Kanyon'un açık hava kanyonunda esen rüzgar, -2. kat gurme market kasasında tartılan 450 TL'lik organik salata ve arkadaki kuyruğun öldürücü bakışları eşliğinde yaşanan bakiye trajedisi.
kanyon-kat-iki-gurme-market-kasasinda-yemek-karti-bittigini-ogrenmek
Salı günü, saat tam 12.35.
Levent’in göbeğinde rüzgar dev bir beton kanyonun arasına dalar.
Kanyon AVM’nin açık koridorlarında kışın dondurucu bir hava dolaşır.
Tabanlıoğlu ve Jerde mimarlık ofisleri bu yapıyı gerçek bir vadi gibi kurgulamıştır.
Bu yüzden dışarıda hafif bir meltem varsa, burada fırtına kopar.
Kabanlarının yakalarını kaldıran beyaz yakalılar yürüyen merdivenlerden aşağıya doğru kayar.
Basamaklar ağır ağır inerken rüzgar atkıları savurur.
Hedef eksi ikinci kattaki ışıltılı lüks gurme markettir.
Burası sadece bir gıda alışverişi yeri değildir.
Burası Levent finans elitinin öğle saatlerindeki statü arenasıdır.
Şeffaf plastik salata kapları hızla kapışılır.
Metal maşalar cam tezgahların üzerinde havada uçuşur.
Organik salata barının önünde metrelerce kuyruk oluşur.
Kinoa, avokado dilimleri, kuru domates ve füme somonlar kaba doldurulur.
Her gram ek bir maliyet demektir. Fakat kimse bunu düşünmez.
Çünkü herkesin cebinde şirket tarafından yüklenen sihirli yemek kartı vardır.
Sanal bir bakiye olduğu için harcamak insanı hiç korkutmaz.
Strateji analisti Tolga elindeki dolu kutuyu tartıya uzatır.
Kasiyer kutuyu hassas dijital teraziye bırakır:
— “Gramaj 420 gram geldi beyefendi.”
— “Sosunu da ekledim, zeytinyağı ve limon.”
— “Toplam tutar 450 TL yapıyor efendim.”
— “Kartı hemen okutuyorum cihaza.”
— “Temassız okutabilirsiniz.”
— “Dıt… Bip… Bip…”
— “Bir saniye beyefendi, cihaz onay vermedi.”
— “Nasıl onay vermedi? Tekrar deneyelim lütfen.”
— “Ekranda kırmızı yazı çıktı.”
— “Ne yazıyor ekranda acaba?”
— “Bakiye yetersiz yazıyor efendim. Kalan bakiye tam on sekiz lira.”
I. 12.35 Kanyon Kanyonunda Rüzgar ve Gurme İştahı
O anda marketin içindeki tüm sesler birdenbire kesilir gibi olur.
Arka planda çalan hafif caz müziği susar.
Arkadaki müşterilerin yüksek sesli borsa sohbeti bıçak gibi kesilir.
Levent ekosisteminde yemek kartının erken bitmesi en büyük sosyal çöküştür.
Çünkü bu kart ay başında cömertçe yüklenir.
Henüz ayın on beşi bile gelmemiştir.
Bakiye nasıl bu kadar erken bitebilir?
Her sabah kırk beş liralık filtre kahve alınmıştır.
Her öğlen avokadolu ve cevizli kinoa salatası yenmiştir.
Ofis çekmecesi organik kurutulmuş meyvelerle doldurulmuştur.
Ve sonunda kaçınılmaz yüzleşme anı gelmiştir: Kuru bir on sekiz lira.
Tolga’nın yüzü tebeşir gibi bembeyaz kesilir.
Boynunda asılı duran şirket askılığı birden tonlarca ağırlık yapar.
Alnında soğuk bir ter damlası yavaşça süzülür:
— “Bakiye tamamen bitti mi dediniz?”
— “Evet beyefendi. Tam 432 TL açık görünüyor.”
— “Cihazınızda sistemsel bir bağlantı hatası olmasın?”
— “Hata yok efendim. Gayet net şekilde yetersiz yazıyor.”
— “Mobil uygulamadan bir kontrol edeyim hemen.”
— “Arkadaki kuyruk bekliyor ama beyefendi.”
— “Bir saniye rica ediyorum, internet çekmiyor burada.”
— “Bodrum kattayız efendim, beton duvarlar sinyali keser.”
— “Hemen açılacak lütfen iki dakika sabredin.”
— “Arkada yirmi kişi var Tolga Bey, herkes acele ediyor.”
II. Salata Barında Gramaj Kumarı: Kinoa, Roka ve Somon
Salata barı modern plazanın en tehlikeli kumar masasıdır.
Kutuyu elinize aldığınızda kendinizi bir gurme şef sanırsınız.
Önce yeşillikleri tabana cömertçe yayarsınız: Roka, marul, tere, kuzu kulağı.
Bunlar hafiftir, terazinin ibresini neredeyse hiç oynatmaz.
Fakat daha sonra insanın gözü döner, hırs devreye girer.
Izgara tavuk göğsü dilimleri eklenir.
Ardından üç kalın dilim Ezine tulum peyniri konur.
Ceviz içi serpilir. Chia ve keten tohumu boca edilir.
En son kapağı kapatırken araya iki büyük dilim füme somon sıkıştırılır.
İşte finansal felaket tam o saniyede başlar.
Somon ve tulum peyniri ağır metaller gibidir.
Gramaj birdenbire üç yüz gramdan beş yüze fırlar.
Tolga bu fiziksel hesabı hiç yapmamıştır.
O sadece sağlıklı ve zengin beslendiğini varsaymıştır:
— “Somonu koymasaydım belki bakiye yeterdi.”
— “Somon kilo fiyatı dokuz yüz lira beyefendi.”
— “Bilmiyordum bu kadar pahalı bir şey olduğunu.”
— “Fiyat tabelası tam karşınızda kocaman asılıydı.”
— “Küçük puntolarla yazmışsınız, kalabalıkta fark etmedim.”
— “Gurme reyonu burası efendim, her ürün özel ithal.”
— “Özel ithal olan benim çaresizliğim oldu resmen.”
— “Ne yapıyoruz şimdi salata kutusunu?”
— “Kredi kartına geçebilir miyiz acaba?”
— “Kredi kartınız yanınızda mı peki?”
— “Cüzdanı ofiste masanın üstünde unutmuşum, sadece telefon yanımda.”
— “Telefonda temassız kart tanımlı değil mi?”
— “Kart limitim dün akşam yapılan market alışverişiyle dolmuştu.”
III. Kasa Önünde On Beş Kişilik Sessiz Yargı Heyeti
Tolga’nın arkasında tam on beş sabırsız beyaz yakalı beklemektedir.
Herkesin elinde salata kapları, hazır suşiler ve baget sandviçler vardır.
İnsanlar sürekli pahalı akıllı saatlerine bakar.
Öğle tatili toplamda sadece kırk beş dakikadır.
Her geçen saniye öğleden sonraki toplantıdan çalınan bir zamandır.
Kuyruktakiler hafif hafif ayağını yere vurarak homurdanmaya başlar.
Topuk sesleri parlak seramik zeminde yankılanır: Tık… Tık… Tık…
Arkada duran kıdemli vergi direktörü daha fazla dayanamaz:
— “Kardeşim bir problem mi var kasada acaba?”
— “Kartta yeterli bakiye çıkmadı da efendim.”
— “Bakiyesi olmayan insan neden koca kutu somon doldurur ki?”
— “Sabah sistemde bakiye vardı, sistemsel bir hata oldu sanırım.”
— “Yirmi dakikadır şu sırada dikiliyoruz, bire bir toplantım var.”
— “Çok özür dilerim beyefendi, hemen halletmeye çalışıyorum.”
— “Halledemiyorsan kenara çekil de arkadaki insanlar geçsin.”
— “Uygulama yükleniyor şu an, lütfen bir saniye.”
— “Uygulama açılana kadar öğle arası tamamen bitecek!”
— “Biraz anlayış ve hoşgörü rica ediyorum sadece.”
— “Burada finans konuşulur genç dostum, anlayış konuşulmaz.”
— “Haklısınız, gerçekten çok mahcubum.”
— “Biz de acıktık, bizim de tansiyonumuz düştü.”
Tolga yerin dibine doğru eriyip gitmek ister.
Kanyon’un kıvrımlı beton zemini yarılsa da içine girsem diye dua eder.
Kuyruktaki herkes ona kariyerinde batmış bir başarısızlık abidesi gibi bakar.
Finans merkezinde parasız kalmak bağışlanmaz bir ayıptır.
IV. ‘Bakiye Yetersiz’ Uyarısının Yarattığı Varoluşsal Felç
Bakiye yetersiz yazısı sadece basit bir teknik uyarı değildir.
O dijital yazı acımasız bir sınıfsal teşhistir.
Modern kurumsal köleliğin ekrandaki soğuk belgesidir.
Şirket size her ay belirli bir yemek bütçesi tahsis eder.
O bütçe Levent enflasyonu karşısında her hafta erir gider.
Kanyon’un gurme marketinde iki haftada sıfıra dayanır.
Geriye kalan koca on beş iş günü ne yapılacaktır?
Evden sefer tasıyla soğuk haşlanmış makarna mı taşınacaktır?
Yoksa metro altındaki büfelerden poğaça mı kemirilecektir?
Tolga POS cihazına boş gözlerle bakarken hayatını sorgular:
— “Kalan on sekiz lirayla ne satın alabilirim peki?”
— “Küçük boy bir kaynak suyu alabilirsiniz beyefendi.”
— “Su karnımı doyurmaya yetmez ki.”
— “Yanına belki naneli küçük bir sakız eklenebilir.”
— “Sakız çiğneyerek öğle yemeği mi atlatılır hanımefendi?”
— “Maalesef marketimizin fiyat baremleri bu şekildedir.”
— “Ben bu salatayı dakikalarca büyük bir özenle hazırlamıştım.”
— “Kutunun kapağını kapattınız, tezgaha geri dökemezsiniz.”
— “Ziyan mı olacak şimdi bu güzelim kinoa ve somon?”
— “Ödeme yapmazsanız ürün imha sepetine gider efendim.”
— “Doğrudan çöpe mi atacaksınız yani koskoca tabağı?”
— “Gıda hijyeni protokolleri gereği dolaba geri koymamız yasaktır.”
— “Bu tam anlamıyla kentsel bir trajedi.”
— “Bizim için gayet rutin bir durum beyefendi, her ayın ortasında yaşanır.”
— “Demek ki yalnız değilmişim bu felakette.”
— “Asla yalnız değilsiniz, günde yirmi kişi salatasını bırakıp kaçıyor.”
V. Salatayı Kasada Bırakıp Yürüyen Merdivenlere Kaçış
Artık bu utanç çemberinden çıkmanın tek bir yolu kalmıştır: Kaçmak.
Tartışmayı bir saniye bile uzatmanın hiçbir mantığı yoktur.
Arkadaki kuyruk sabır sınırını çoktan tüketmiştir.
Kasiyere son derece mahcup bir baş selamı verir.
Ellerini havaya kaldırarak teslim olduğunu ilan eder:
— “Ben bu salatayı satın alamıyorum, vazgeçtim.”
— “Emin misiniz beyefendi? İptal işlemini yapıyorum.”
— “Çok eminim. Lütfen derhal iptal edin.”
— “İptal butonuna bastım, kutuyu kenara alıyorum.”
— “Beklettiğim herkesten teker teker çok özür dilerim.”
— “Nihayet sırayı boşalttı!”
— “Çok şükür, açlıktan başımıza ağrılar girmişti.”
— “Gençler hesap kitap yapmayı öğrenemedi gitti.”
Tolga arkasına bile dönüp bakmadan hızla marketten uzaklaşır.
Döner turnikeden hızla fırlar.
Adımlarını koşar adıma çevirerek koridoru geçer.
Yürüyen merdivenlere doğru telaşla yönelir.
Metal basamaklar onu yukarıya, dondurucu açık hava kanyonuna doğru taşır.
Rüzgar yeniden yüzüne sert bir tokat gibi çarpar.
Fakat bu kez o buz gibi hava ferahlatıcı bir ilaç gibi gelir.
Yanaklarında alev alev yanan utanç yangınını dindirir.
Kanyon’un eğrisel teraslarından gri gökyüzüne bakar.
Büyükdere Caddesi’nin devasa kuleleri ona tepeden bakar.
Her kule sanki onun tükenmiş bakiyesiyle açıktan dalga geçer gibidir.
VI. Ay Sonunu Ofis Çekmecesindeki Kuruyemişle Getirmek
Ofis katına geri döner. Asansör kabininde kimseyle göz göze gelmez.
Açık ofisteki masasının başına çöker. Montunu çıkarıp sandalyesine asar.
Midesi açlıktan derin derin guruldamaya devam eder.
Açlık hissi şakaklarında zonklayan bir migrene dönüşür.
Sağ alt çekmecesini yavaşça çeker: Gıcııırt.
Çekmecenin en karanlık köşesinde geçen haftadan kalan tuzlu sarı leblebiler durur.
Bir de bir banka etkinliğinden kalma bayat promosyon bisküvisi.
Paketi sessizce yırtar. Avucuna beş tane kuru leblebi döker:
— “Tolga öğle yemeğini çok çabuk hallettin bakıyorum?”
— “Hallettim sayılır Murat abi, hafif bir şeyler yedim.”
— “Neydi bugünkü gurme menün peki?”
— “Akdeniz tahılları ve kuruyemiş ağırlıklı bir tabaktı.”
— “Afiyet olsun kardeşim. Sağlıklı besleniyorsun yine.”
— “Evet Murat abi, mideye hiç ağırlık yapmıyor böylece.”
— “Ben de Kanyon’a inecektim son anda vazgeçtim.”
— “Aman abi sakın inme, aşağıda büyük bir finansal kriz var.”
— “Yemek kartının bakiyesi erkenden bitti değil mi senin?”
— “Sadece on sekiz lira kaldı Murat abi, rezil oldum.”
— “Hiç canını sıkma Tolga, benimki iki gün önce sıfırlandı.”
— “Sen öğlen ne yedin peki abi?”
— “Çay ocağındaki promosyon bisküvileri ılık suya batırdım.”
— “Koca plazada resmen hayatta kalma savaşı veriyoruz desene.”
— “Kurumsal kaderimiz bu genç adam. Ayın ilk haftası kinoa, son iki haftası leblebi.”
İki analist birbirine bakar ve gözlerinden yaş gelene kadar güler.
Levent’in ultra lüks cam kuleleri arkasında binlerce insan aynı acı kaderi paylaşır.
Dışarıdan bakıldığında hepsi birer kartvizit kahramanıdır.
İçeride ise ay sonunu getiremeyen birer bakiye mağdurudurlar.
Tolga kuru leblebisini yavaşça çiğner.
Karton bardaktaki ılık sudan koca bir yudum çeker.
Bilgisayar ekranındaki revize bütçe tablosu onu bekler.
Karnı tamamen boştur. Fakat gururu leblebi taneleriyle ayakta durur.
Öğle molası biter. Ofiste klavye sesleri yeniden başlar.