Maslak’taki holding plazasının eksi ikinci katında hava taze koli bandı, matbaa mürekkebi ve rutubet kokar. Mal kabul rampasına dev bir kamyon yanaşır. Kasada yüzlerce koli vardır ve üstlerinde büyük harfler okunur: 2027 YILI KURUMSAL PROMOSYON SETLERİ.

24 Aralık sabahıdır ve dedikodu mekanizması o anda çalışmaya başlar. Yirmi dördüncü kattaki açık ofiste gözler ekranlardan ayrılır.

“Termoslar gelmiş.”

“Gerçekten çelik miymiş?”

“Çift cidarlı, mat siyah, logolu. Ajandalar müdürlere hakiki İtalyan deri, uzmanlara suni deri.”

“Hemen inelim, Muzaffer Bey kolileri açmadan kapalım!”

Kıdemli Pazarlama Müdürü Nilüfer Hanım topuklularıyla fırlar, Satış Yöneticisi Cenk montunu sırtlar. Yıl sonu eşantiyon savaşı başlamıştır.

Mal Kabulde Alarm

Asansörler yetmeyince yangın merdiveninden inenler olur. Normalde o kata yalnızca temizlik ekibi iner; bugün bütün orta kademe depodadır. Gayriresmi gruplarda bildirimler patlar: “Kızlar koşun, termoslar bu sene mat antrasitmiş!” Birbirine selam vermeyen direktörler kapıda yan yana dizilir.

Kapının önünde İdari İşler Şefi Muzaffer Bey durur. Elli beş yaşındadır, yirmi yıldır deponun mutlak hâkimidir. Kemerinde elli anahtar şıkırdar, elinde kırmızı kaplı zimmet defteri vardır.

“Günaydın Muzaffer Beyciğim, ne kadar dinç görünüyorsunuz.”

“Boşuna övme Nilüfer Hanım. Dağıtım talimatı gelmedi. Sizin departmanın kotası on iki adet.”

“Sekiz kişiyi aç mı bırakalım?”

“Genel Sekreterlik onay listesi gönderecek.”

Cenk arkadan boynunu uzatır.

“Muzaffer Abi, bana beş koli termos lazım. Müşterilere hediye edeceğim.”

“Geçen yıl da öyle dedin Cenk. Termosları Sarıyer’deki balıkçı arkadaşlarına dağıttın.”

Eşantiyon Kast Sistemi

Holdingde unvan kartvizitte değil, yıl sonu kutusunda belli olur. Muzaffer Bey’in listesinde dört sınıf vardır. Yönetim kurulu ahşap kutuda hakiki deri ajanda, yaldızlı isim baskısı, dijital göstergeli akıllı termos ve gümüş kaplama dolma kalem alır. Direktörler mıknatıslı lacivert kutuda baskısız termo deri ajanda ve 500 ml’lik çelik kupa alır. Uzmanlara jelatin poşette suni deri ajanda verilir; sayfaları saman kâğıdından hallicedir, tükenmez kalem kâğıdı deler, termos kupanın kapağı sızdırır. Stajyerlere ve taşeron personele bir masa takvimi ile logosu kaymış tek bir plastik kalem düşer.

“Muzaffer Bey, bana neden ikinci sınıf kutu veriyorsunuz?”

“Unvanınız müdür Nilüfer Hanım.”

“Ama ben kıdemli müdürüm, direktör sayılırım!”

“İK listesinde direktör yazmıyor. İsminizin yanında sadece MÜDÜR var.”

Tek bir termos kutusu yüzünden Nilüfer Hanım’ın on yıllık sadakati sarsılır.

Çelik Kapı ve Baklava Diplomasisi

Öğleye doğru Muzaffer Bey’in odası ziyaretçi akınına uğrar. Finans Müdürü Vedat Bey elinde Belçika çikolatasıyla girer.

“Muzafferciğim, çayın yanına tatlı getirdim. Bizim hanım geçen yılki termosun kapağını kırmış da, bir siyah çelik ayırabilir misin?”

“Kota bitti Vedat Bey. Genel müdür yardımcısına bile zor yetirdik.”

“Yapma be Muzaffer, çocukların okul taksitinde yardımcı olmuştum.”

Muzaffer Bey iç çeker, çekmeceden gizli bir anahtar çıkarır.

“Ceketinin altına sakla, kimse görmesin.”

Ardından Lojistik Müdürü Sabri Bey yarım kilo fıstıklı baklavayla gelir.

“Bizim yeğen üniversiteye başladı, ona bir termos lazım.”

“Baklavayla termos mu alacağız Sabri Bey?”

“Aşk olsun abi, hediyeleşmek sünnettir.”

Muzaffer Bey bir dilim baklavayı ağzına atar. “Arkadaki koliden bir tane kap, görmeyeyim.”

Yeni başlayanlar için ise kural nettir: “İki haftalık adama çelik termos verilmez, alıp kaçar. Geçen seneden kalan spiralli bloknotlardan verin.” Holdingde çelik termos bir içecek kabı değil, sadakat madalyasıdır.

Müşteriye Gidecek Setler

Öğleden sonra Satış Müdürü Tarık Bey sahaya iner. Hedefi kırk deri ajanda ve kırk termostur.

“Kemal Bey, kilit müşterilerimiz yılbaşı hediyesi bekliyor.”

“Müşterilere dijital tebrik kartı atacaktık hani?”

“Dijital kartla yüz milyonluk ihale mi bağlanır? İhale giderse sorumluluk bende değil, bilginiz olsun.”

Bu sihirli cümle her kapıyı açar. Tarık Bey kolileri şirketin gri Passat’ına yükler; arka amortisörler yere oturur. Setlerin ikisi kayınpedere, biri oğlunun öğretmenine, üçü yazlıktaki komşulara gider. Kalan otuz dördü bagajda unutulur. Gerçek müşteriye 31 Aralık gecesi toplu SMS ulaşır.

Taşranın İsyanı

Saat dörtte bölge müdürlüklerinden telefonlar yağar. Adana Bölge Müdürü Rıfat Bey kükrer.

“Muzaffer Bey! Bize gelen koliden yirmi masa takvimi çıktı! Biz kırk derece sıcakta çimento satıyoruz!”

“Merkezin kararı efendim, ben sadece kargoladım.”

“Maslak’taki stajyerin masasında bile çelik kupa var! Biz üvey evlat mıyız?”

“Seneye erken talep girersiniz inşallah.”

İzmir faks çeker. Termal kâğıtta tek soru vardır: “Alsancak’taki altı mühendisin suçu Ege’de çalışmak mıdır?” Faks arşive kalkar.

Toplantı Masasında Gövde Gösterisi

2 Ocak sabahı koordinasyon toplantısında herkes termosunu masanın ortasına koymuştur.

“Nilüfer Hanım, bendeki on iki saat sıcak tutuyormuş.”

“Benimki yirmi dört saat tutuyor Cenkçiğim. Çift vakumlu. Genel Müdürlük özel tahsisinden.”

Kimse projelerden bahsetmez. Kimin ajandası kalın, kimin kalemi ağır, kimin termosu parlak, toplantı bununla geçer.

Öğleden sonra kat mutfağında facia yaşanır. Kıdemli direktörün asistanı termosu yetmiş derecelik programa ayarlı bulaşık makinesine atar. Bir saat sonra kapak açıldığında mat siyah boya soyulmuş, yaldızlı logo deterjanla eriyip akmıştır.

“Kimin aklıyla bunu makineye attınız? Ben yarın yönetim kuruluna tenekeyle mi gireceğim?”

Direktör yeni termos için Muzaffer Bey’i arar. Muzaffer Bey zimmet defterini açar, satırı bulur, gözlüğünü düzeltir: “Seneye erken talep girersiniz inşallah.”