Masada Elma ve Havuç Isıran İş Arkadaşına Duyulan Sessiz Öfke: Açık Ofis Akustiği
Öğleden sonra 15.15 sessizliğinde açık ofisi çınlatan kütür kütür elma ve havuç sesleri, misofoni krizleri ve sağlıklı beslenme terörüyle sınanan odaklanma savaşı.
masada-elma-ve-havuc-isiran-is-arkadasina-duyulan-sessiz-ofke
I. 15.15: Kütüphane Sessizliği ve İlk ‘KIRTTT’ Darbesi
Saat tam 15.15.
Kanyon Levent on dördüncü katında mutlak bir sessizlik hüküm sürer.
Öğle yemeği rehaveti tamamen dağılmıştır. Ekranların başında yüz elli beyaz yakalı adeta donup kalmıştır.
Cam cephelerden sızan solgun kış güneşi halıya vurur.
Açık ofisin masaları arasında sadece yirmi santimlik keçe bölmeler vardır. Bu bölmeler en ufak bir sesi bile kesemez.
Tek duyulan ses merkezi klimanın hafif uğultusudur. Bir de uzaklardan gelen kurumsal yazıcı tıkırtısı vardır.
Kıdemli veri bilimci Kerem karmaşık bir makine öğrenmesi modeline odaklanmıştır. Gözleri satır satır Python kodlarını tarar.
Tam o saniyede, sağ çapraz masadan korkunç bir ses patlar.
“KIRRRTTTT!”
Ses sanki Kerem’in tam beyin zarının içinde yankılanır.
Kerem’in eli farenin üzerinden istemsizce sıçrar. Sandalyesinde geriye doğru irkilir.
Kalbi aniden hızlanır. Şakaklarında kalın bir damar zonklamaya başlar.
Başını yavaşça sağ çapraz masaya çevirir.
Orada kıdemli marka yöneticisi Cansu oturmaktadır. İki eliyle koca bir yeşil elmayı sımsıkı kavramıştır.
Elmanın cinsi Granny Smith’tir. Dünyanın en sert, en sulu ve en yüksek sesli elmasıdır.
Cansu gözlerini ekrandaki tanıtım panosuna dikmiştir. Ağzını kocaman açar.
İkinci darbe gecikmez.
“ŞRAAAAKKK!”
Elmanın sert kabuğu dişlerin altında parçalanır. Çıkan sulu ses tüm koridorda dalga dalga yayılır.
Kerem dişlerini sıkar. Masadaki ahşap cetveli kıracak gibi tutar.
Bu ses sıradan bir beslenme eylemi değildir. Bu doğrudan bir açık ofis işkencesidir.
II. Yeşil Granny Smith Elmanın Akustik İşkencesi
Elma tüketimi açık ofiste asla masum bir ara öğün olamaz.
Hele ki o elma buzdolabından yeni çıkmışsa felaket katlanır. Sert kabuk diş darbeleriyle adeta bomba gibi patlar.
Mikroskobik elma suyu damlacıkları Cansu’nun monitörüne doğru püskürür.
Cansu elmayı büyük bir iştahla çiğner.
Çenesi ritmik şekilde yukarı aşağı hareket eder: şap, şup, kırt, kurt.
Ağzı sımsıkı kapalı olsa bile o kemik sesi kafatasının içinden dışarıya sızar.
Üstelik havaya asidik, keskin ve ekşi bir yeşil elma kokusu yayılır. Bu koku Kerem’in genzine bir duman gibi oturur.
Cansu sol bileğindeki Apple Watch saatine tıklar. Sağlık uygulamasını açar.
Yediği elmayı sisteme yüz yirmi kalori ve dört gram lif diye kaydeder.
Yüzünde sağlıklı beslenen modern bir kadının gururu parlar.
Kerem ise yan masada derin nefes alamaz hale gelir.
— “Kerem, iyi misin? Yüzün kireç gibi oldu.”
— “İyi değilim Tolga, duymuyor musun şu sesi?”
— “Hangi sesi Kerem?”
— “Cansu’nun çene kaslarını Tolga! Beynim patlayacak!”
— “Yine mi elma yiyor o?”
— “Her gün saat tam 15.15’te bu işkence başlıyor.”
— “Bıçakla dilimlemesini rica etsene.”
— “Dün rica ettim, ‘organik kabuk lifi metal bıçakla ölür’ dedi!”
— “Şaka yapıyorsun herhalde?”
— “Keşke şaka olsa Tolga, kadın lif misyoneri çıktı.”
— “Benim masaya bile geliyor sesi Kerem.”
— “Sen bir de bana sor, adamın diş köklerini sayıyorum!”
Tolga başını iki yana sallar. Kendi kulaklığını takar.
Kerem ise çaresizce yan masaya bakar.
Cansu elmanın çekirdekli orta kısmına yaklaşmıştır. Oradaki sesler daha boğuk ve yapışkan bir tona bürünür.
Her lokma Kerem’in sinir uçlarını rende gibi kazır.
III. Misofoni Krizi: Kulaklık Desibelini Yüzde Yüze Çıkarmak
Kerem masasındaki siyah kılıflı son model gürültü önleyici kulaklığı kapar.
Kulaklığı kafasına sertçe geçirir. Aktif gürültü engelleme tuşuna basar.
Kulaklığın içindeki minik işlemci dış sesleri ölçer. Ters ses dalgaları üretir.
Dış dünya uğultusu bir anda kesilir.
Kerem müzik uygulamasından “Derin Odaklanma — Beyaz Gürültü” listesini açar.
Sesi yüzde yetmiş seviyesine getirir.
Fakat modern akustik mühendisliği ansızın çıkan sert frekanslara çare bulamaz.
Ters ses dalgaları elmanın o ani çatlama sesini yakalayamaz.
Beyin o sese bir kez kilitlenir. Artık hiçbir teknoloji fayda etmez.
Kerem melodinin arasından bile o çıtırtıyı duyar.
“KIRT… KUTUR… ŞIKIR…”
Cansu şimdi elmanın sap kısmını tırnaklarıyla ayıklar.
Kerem kulaklığın sesini yüzde seksen beşe çıkarır. Bas sesleri kulak zarını döver.
Buna rağmen Cansu’nun çene kaslarının hareketini göz ucuyla görür.
Görsel temas bile o sesi beyninde duymasına yeter.
Kerem gözlerini sımsıkı kapatır. Alnını masanın soğuk ahşabına dayamak ister.
— “Dayanamıyorum, bu bir hastalık değil, cinayet sebebi.”
— “Kerem sakin ol, misofonin azdı yine.”
— “Misofoni falan değil bu Tolga! Kadın ofiste tahta kemiriyor!”
— “Birazdan biter elması, sabret iki dakika.”
— “Bitmez Tolga, elmadan sonra ne geleceğini çok iyi biliyorum.”
— “Daha ne yiyecek ki?”
— “Çantasına bak Tolga, turuncu kabus orada bekliyor.”
Kerem dehşetle gözlerini açar. Cansu’nun masasının altındaki çekmeceye bakar.
Korktuğu başına gelecektir. Elma sadece bu tiyatronun birinci perdesidir.
IV. Havuç Soyma Sanatı ve ‘Temiz Beslenme’ Misyonerliği
Saat tam 15.28 olur.
Cansu elmanın çöpünü şeffaf bir kağıt peçeteye sarar. Masanın kenarına itinayla koyar.
Kerem tam derin ve rahat bir nefes alacaktır.
Fakat Cansu sırt çantasının ön fermuarını açar: cııırt.
İçeriden kilitli cam bir saklama kabı çıkarır. Kabın kapağını açar: şak.
Kabın içinde dört adet parmak kalınlığında soyulmuş çiğ havuç yatmaktadır.
Bu havuçlar Macrocenter mağazasından alınmıştır. Özellikle buzlu suda bekletilmiştir. Yani ekstra sert ve diridir.
Kerem’in gözleri yuvalarından fırlar. Boğazından boğuk bir inilti yükselir.
— “Havuç mu? Ciddi olamazsın Cansu!”
— “Efendim Kerem? Bir şey mi dedin?”
— “Yok bir şey Cansu, afiyet olsun.”
— “Sağ ol canım, öğleden sonra beta karoten saati geldi.”
— “Gözlere çok iyi gelirmiş evet, herkes bilir.”
— “Sana da ikram edeyim mi bir dal? Zihni açar.”
— “Eksik olma Cansu, benim zihnim şu an tamamen kilitli.”
— “Sen bilirsin canım, antioksidan deposudur bu.”
Cansu yapay bir tebessümle sırıtır. İlk havucu iki parmağıyla zarifçe tutar.
Ağzına sokar. Ön dişleriyle havucu ortadan ikiye kırar.
“ÇAAAATTTTT!”
Bu ses açık ofiste yankılanır. Adeta bir tabanca patlaması etkisi yaratır.
Karşı masadaki stajyer korkuyla yerinden sıçrar. Bardağındaki sıcak yeşil çay masaya dökülür.
Havuç lifleri dişlerin arasında ezilir. Çıkan ses kesintisiz bir taş kırma makinesini andırır.
Kıtır, kıtır, kıtır, gıcır, gıcır.
Kerem ellerini yumruk yapar. Tırnaklarını avuçlarının içine batırır.
Bu kıdemli marka yöneticisine duyduğu öfke artık akıl sınırlarını zorlar.
V. Slack Üzerinden Yürütülen Gizli Dedikodu Hattı
Doğrudan yüzüne bir şey söyleyemeyen beyaz yakalılar için tek bir sığınak vardır.
O sığınak şirket içi anlık mesajlaşma programı Slack’tir.
Kerem ekranında gizli bir kanal açar. Kanalın adını “Açık Ofis Direniş Masası” koyar.
Grupta Tolga, Selin, Merve ve finans analisti Burak vardır.
Parmaklar mekanik klavyelere hınçla basar.
Kerem yazar: “Arkadaşlar şu an yan masada at besleniyor, duyan var mı?”
Burak anında yanıt yazar: “Duyan var mı ne demek? Ben on dördüncü masadayım, burası inliyor!”
Selin ekler: “Kulaklığımın pili bitti, havucun kırılma sesini kaburgalarımda hissediyorum.”
Tolga yazar: “Cansu yine temiz beslenme şovunda. Sabah da kereviz sapı kemirdi bu kız.”
Kerem klavyeye hızla vurur: “Kereviz sapı en azından sulu, bu havuç bildiğin mermer blok!”
Merve yazar: “Yanında bir de nohutlu humus getirmişti dün, masayı kokuttu.”
Burak yazar: “İK’ya imzasız dilekçe verelim. Ofiste ses çıkaran gıdalar kesinlikle yasaklansın.”
Selin yazar: “Patates cipsi yemek yasak ama çiğ havuç serbest, böyle saçmalık olur mu?”
Kerem ekrana bakar. Parmakları sinirden titrer.
— “Birisi gidip durdursun şunu.”
— “Sen hemen yanındasın Kerem, sen uyar.”
— “Ben söylersem mobbing davası açar bu bana.”
— “O zaman üçüncü havucu da dinleyeceksin Kerem.”
— “Dördüncü havuç da var kapta, görmüyor musunuz?”
Gruptaki yazışmalar şelale gibi akar. Herkes ekran arkasında aslan kesilir.
Fakat fiziksel dünyada tek bir kişi bile sesini çıkaramaz.
Herkes başını öne eğer. Çıkan kıtırtılar eşliğinde Excel hücrelerine rakam girmeye çalışır.
Kurumsal korkaklık sessizce hükmünü sürdürür.
VI. Mutfak Molası Uyarısı ve ‘Organik Lif’ Savunması
Saat 15.42 olur.
Kerem’in sabır barajı nihayet tamamen patlar.
Monitörünün arkasından kafasını yavaşça uzatır. Yüzüne yapay bir nezaket maskesi takar.
Ses tonunu olabildiğince alçak ve diplomatik tutmaya gayret eder.
— “Cansucuğum, çok pardon, böleceğim ama.”
— “Evet Keremciğim, dinliyorum canım?”
— “Şu havuçları ofis mutfağında yesen rica etsem?”
— “Neden ki Kerem? Koku yapmıyor ki bu sebze.”
— “Koku yapmıyor haklısın, fakat inanılmaz ses çıkarıyor.”
— “Ses mi? Alt tarafı minik bir havuç çiğniyorum şurada.”
— “Minik dediğin şey açık ofiste yankı yapıyor Cansu.”
— “Kod yazıyorum, dikkatim tamamen dağıldı.”
— “İnanmıyorum Kerem, buna mı takıldın gerçekten?”
— “Takıldım çünkü kırk dakikadır aralıksız çatırtı dinliyorum.”
— “Ben sağlıklı beslenmeye çalışıyorum, bedenime yatırım yapıyorum.”
— “Bedenine yatırımını mutfakta yapsan şirket batmaz Cansu.”
— “Mutfakta oturacak tabure yok, ayakta mı dikileyim?”
— “Gerekirse ayakta ye, lütfen masada kütürdetme.”
Cansu dudaklarını öfkeyle büzer. Saklama kabının kapağını sertçe kapatır: çat.
Kabı kumaş sırt çantasına fırlatır. Sandalyesini çevirir. Sırtını Kerem’e döner.
Ofiste aniden dondurucu bir soğuk savaş başlar. İki masa arasına görünmez bir duvar örülür.
Kerem arkasına yaslanır. Rahat bir nefes verir.
Nihayet kütüphane sessizliği geri gelmiştir.
Fakat bu zafer sadece üç dakika sürer.
Bu kez sol masadaki stajyer çekmecesinden metal bir kutu çıkarır.
Kavrulmuş fındık ve bademleri masanın üstüne döker. Teker teker çiğnemeye başlar: çıt, çıt, çıt.
Açık ofis asla durulmaz. Bir ses biter, diğeri hemen başlar.
Kerem kulaklığını kafasına tekrar geçirir. Sesi son seviyeye kadar açar.
Bu kulede huzur sadece boş bir hayaldir. Çiğnenen sebzeler ise çalışanların ruh sağlığıdır.