Masada Unutulan Muzun Dört Günde Çürüyüp Departmanı Kokutması Krizi
Cuma günü sağlıklı yaşam hevesiyle alınıp monitör arkasında unutulan muzun hafta sonu kapalı klimalar altında simsiyah bir biyolojik silaha dönüşmesi ve açık ofisin sirke sinekleri istilası.
masada-unutulan-muzun-dort-gunde-curuyup-departmani-kokutmasi
Pazartesi sabahı saat tam 08.40. Maslak Sun Plaza 16. kat.
Haftanın ilk çalışma günü başlamak üzeredir.
Otomatik cam kapı fısıltıyla iki yana açılır: Vııızz!
İçeriye ilk adım atan kişi kıdemli veri mimarı Sinan olur.
Sinan adımını atar atmaz anında zınk diye durur.
Burnuna tarif edilemez, ekşi, tatlımsı ve çürük bir koku çarpar.
Koku genzini anında yakar. Midesi yukarı kalkar: Öğğk!
Sinan ağzını atkısıyla kapatır. Geriye doğru sendeler.
— “Bu ne rezalet yahu!”
— “Hafta sonu burada kanalizasyon mu patladı?”
İkinci asansörden proje müdürü Ece iner. Elinde sıcak kahve kupası vardır.
Ece kata adım attığı an kahve kupasını düşürecek gibi olur.
Burnunu eliyle sıkıca tıkar:
— “Sinan bu koku ne?”
— “İçeride ceset var herhalde Ece!”
— “Aman tanrım, nefes alamıyorum!”
Açık ofisin havası tamamen zehirlenmiştir.
Ve bu devasa felaketin arkasında sadece tek bir fail vardır:
Monitör arkasında unutulan ithal sarı bir muz.
I. Cuma 11.20: Sağlıklı Yaşam Hevesi ve Monitör Arkası Pususu
Her şey geçen cuma sabahı başladı.
Pazarlama uzmanı Berk yeni bir diyet kararı almıştı.
“Artık rafine şeker yok” demişti. “Doğal besleneceğim.”
Cuma sabahı plazanın altındaki gurme markete indi.
Meyve reyonunda uzun uzun inceleme yaptı.
Tanesi 45 TL olan ithal bir muz seçti.
Muz kusursuz bir sarılıktaydı. Üzerinde tek bir leke bile yoktu.
Berk muzu ofise getirdi. Masasına gururla koydu.
Amacı çok netti:
“Saat 16.00’da çiğ bademle yerim. Harika bir enerji kaynağı olur.”
Muzu getirdi. Yirmi yedi inçlik monitörünün arkasına sakladı.
Göz önünde dursun istemedi. Başkası canı çeker diye çekindi.
Muz orada sessizce beklemeye başladı.
Fakat saat 15.30’da büyük bir kriz çıktı.
Almanya ofisinden acil revizyon istendi.
Berk panikledi. Excel tablolarına gömüldü.
Toplantı üstüne toplantı yaptı.
Muzu tamamen unuttu.
Saat 17.58 olduğunda ise servis telaşı başladı.
Berk çantasını kaptı. Bilgisayarını alelacele kapattı. Depar atarak asansöre koştu.
Muz ise monitörün sıcak kasasının arkasında yapayalnız kaldı.
II. Hafta Sonu Sera Etkisi: 31 Derecede Simyasal Çözünme
Cuma akşamı saat 19.00’da bina yönetimi tasarruf moduna geçti.
Dev klima santralleri aniden kapandı: Tık!
Hava sirkülasyonu bıçak gibi kesildi.
Cumartesi sabahı güneş Maslak gökdelenlerinin camlarına vurdu.
Ofis camları kilitliydi. Güvenlik sebebiyle tek bir pencere bile açılamazdı.
İçerideki hava adeta bir fırına dönüştü.
Sıcaklık saat saat tırmandı: 24, 28 ve nihayet 31 derece.
Muz için kusursuz bir çürüme ortamı oluştu.
Sarı kabuk önce kahverengi beneklerle kaplandı.
Cumartesi gecesi kabuk tamamen zift karasına döndü.
Pazar günü ise organik yapı tamamen çöktü.
Muzun içi sıvılaştı. Sıcak plastiğe yapışan kabuk yarıldı.
İçinden koyu sarı, yapışkan bir balçık aktı.
Bu balçık Berk’in kumaş mousepad’ine doğru süzüldü.
Kumaş yüzey bu sıvıyı bir sünger gibi emdi.
Masa tablası üzerinde kimyasal bir fermentasyon başladı.
Ağır bir sirke ve çürük et kokusu havayı sardı.
Ve karanlıkta ilk sirke sinekleri ortaya çıktı.
Onlarca minik sinek muzun etrafında koloni kurdu: Vızzz!
Pazar gecesi saat 22.30’da güvenlik görevlisi Rıza devriyeye çıktı.
El feneriyle 16. katın loş koridorunda yürüdü.
Bekçi saati kontrol noktasında düğmeye bastı: Dıkşın!
O sırada burnuna garip bir koku geldi. Duraksadı.
Feneri tavana doğru tuttu:
— “Mutfaktaki bulaşıklar koktu herhalde.”
— “Yarın temizlikçiler halleder.”
Rıza omzunu silkti. Yangın merdiveninden aşağı kata indi.
Muzun yaydığı zehirli gaz odanın her santimine sızmaya devam etti.
Açık ofis pazartesi sabahına bir gaz odası gibi hazırlandı.
III. Pazartesi 08.40 Şoku: ‘Burada Fare mi Öldü Arkadaşlar?’
Pazartesi sabahı kata gelen herkes kapıda donakaldı.
Saat 08.55 olduğunda açık ofis girişinde yirmi beş kişi birikti.
Kimse masasına doğru tek bir adım atamıyordu.
Muhasebe ekibi asansörden indi.
Müdür yardımcısı Şule elindeki lavanta kolonyasını herkese dağıttı:
— “Alın burnunuza sürün çocuklar!”
— “İçeride kimyasal sızıntı var diyorlar.”
— “KDV beyannamesini bugün vermemiz lazım, nasıl çalışacağız?”
— “Bu havada tek bir fatura bile girilmez Şule Hanım!”
Koku artık koridora ve yangın merdivenine kadar taşmıştı.
İlk suçlu arayışı başladı.
Kıdemli uzman Burak sesini yükseltti:
— “Temizlik şirketi hafta sonu çalışmadı mı?”
— “Çöp kutularını boşaltmadılar mı yine?”
— “Abla kesin çöpü masanın altında unuttu!”
Finans direktörü Murat Bey ceketini burnuna bastırarak geldi:
— “Arkadaşlar ne bekliyorsunuz kapıda?”
— “Murat Bey içeri girilmiyor, dehşet bir koku var.”
— “Abartmayın yahu, alt tarafı biraz havasız kalmıştır.”
Murat Bey içeri cesurca bir adım attı.
İki saniye sonra gözleri yaşararak geri fırladı:
— “Öff! Bu ne rezalet!”
— “Klima borusunda fare mi öldü?”
— “Hemen idari işleri arayın!”
— “Katı derhal tahliye ediyoruz!”
İdari işler şefi Selami Bey el feneriyle koşarak geldi.
— “Sakin olun Murat Bey, tesisatı kontrol edeceğim.”
— “Selami ne tesisatı, kimyasal saldırı altındayız!”
— “Havalandırma filtrelerine bakın çabuk!”
IV. Monitör Arkasındaki Kara Balçık ve Sirke Sineği Kolonisi
Selami Bey burnuna mandal takıp içeri girdi.
Masaların arasında dedektif gibi ilerledi.
Koku masalara yaklaştıkça daha da keskinleşiyordu.
Pazarlama adasının önüne geldi.
Burnundaki mandalı sıktı. Feneri masaların altına tuttu.
Sonunda Berk’in masasının önünde durdu.
Fenerin ışığı monitörün arkasına odaklandı.
Selami Bey dehşetle irkildi.
Gözlerine inanamadı.
Bir zamanlar sarı olan muz, simsiyah bir kömür parçasına dönmüştü.
Mousepad’in üzerinde kahverengi bir bataklık parlıyordu.
USB kabloları ve HDMI dönüştürücü bu balçığa saplanmıştı.
Ve o bataklığın üzerinde yüzlerce sinek uçuşuyordu.
Selami Bey arkasını döndü, kapıdakilere bağırdı:
— “Olay yerini buldum!”
— “Fare miymiş Selami Bey?”
— “Hayır Murat Bey! Muz!”
— “Ne muzu yahu?”
— “Biri masada muz unutmuş! Muz canlı bir organizmaya dönüşmüş!”
Bilgi işlem sorumlusu Çağlar öne çıktı.
Kendi kablolarını kurtarmak istedi.
Fakat monitörün arkasındaki yapışkan tabakayı görünce geri çekildi:
— “Ben bu kablolara dokunmam Selami Bey.”
— “Neden dokunmuyorsun Çağlar?”
— “Type-C portunun içine muz püresi dolmuş.”
— “Kısa devre yaparsa anakart yanar.”
— “Monitör şirketin demirbaşı, tutanak tutmam lazım.”
— “Şirket bu zararı kimden kesecek?”
— “Muzun sahibinden keseceğiz tabii ki!”
Kapıdaki kalabalık dehşetle birbirine baktı.
Herkes aynı soruyu haykırdı:
“Bu rezil masa kimin?”
V. İdari İşler Baskını: Fail Arama ve Güvenlik Kamerası Tiyatrosu
Tam o anda Berk asansörden indi.
Sırtında spor çantası vardı. Gayet keyifli görünüyordu.
— “Günaydın millet! Ne bu kalabalık?”
Yirmi beş çift göz aynı anda Berk’e döndü.
Bakışlar adeta alev saçıyordu.
Ece parmağını Berk’in yüzüne doğru uzattı:
— “Berk… O köşedeki masa senin değil mi?”
— “Evet Ece, ne oldu ki?”
— “Sen masanda cuma günü ne unuttun?”
Berk duraksadı. Hafızasını yokladı.
— “Hiçbir şey unutmadım. Ceketimi aldım çıktım.”
Selami Bey masadan aldığı plastik cetvelle işaret etti:
— “Berk Bey, monitörünüzün arkasına gelin bakın.”
— “Şu kara leke sizin muzunuz.”
Berk monitörün arkasına baktı.
Rengi anında kireç gibi bembeyaz oldu.
Cuma günü aldığı o masum muzu hatırladı.
— “Aaa… Şey… Ben onu yiyecektim aslında.”
Murat Bey öfkeyle patladı:
— “Yiyecek miydin? Muz orada kendi cumhuriyetini ilan etmiş!”
— “Bütün kat senin yüzünden zehirlendi!”
— “Müşteri toplantım var, insanları buraya nasıl sokacağım?”
— “Çok özür dilerim Murat Bey, revizyon telaşıyla unuttum…”
— “Özür dileme Berk! Temizle şu enkazı!”
VI. Mousepad’in Çöpe Atılışı ve Organik Travma
Selami Bey kalın sarı eldivenlerini taktı.
Çift kat kalın siyah çöp poşeti açtı: Hışır!
Plastik bir spatulayla siyah muz pelteleşmesini kazıdı: Cııırt!
Muz kazındıkça koku daha da dayanılmaz hale geldi.
İki stajyer lavaboya koşup istifra etti.
Muz sıvısı mousepad ile tamamen kaynaşmıştı.
Selami Bey yedi yüz liralık kumaş mousepad’i poşete fırlattı: Şlak!
Ardından HDMI kablolarını ıslak mendille silmeye başladı.
Masa tam üç kez çamaşır suyuyla yıkandı.
Dezenfektan spreyler koridorlara sıkıldı.
Selami Bey masanın kenarına bir karton bardak koydu.
Bardağın içine elma sirkesi ve bulaşık deterjanı doldurdu.
Ağzını streç filmle kapattı. Üzerine kürdanla küçük delikler açtı: Pıt, pıt.
Bu düzenek sirke sinekleri için kurulan bir ölüm tuzağıydı.
Sinekler saatler içinde bardağın dibine çökmeye başladı.
Fakat koku gitmedi. Açık ofisin tavan döşemelerine işlemişti.
Tüm ekip gün boyu kabanlarıyla oturdu.
Öğleden sonra İK Müdürü Berk’i görüşmeye çağırdı.
Cam bölmeli toplantı odasında yarım saatlik bir sorgu yapıldı.
Berk’e resmi bir uyarı mektubu imzalatıldı.
Konu: “Kurumsal Hijyen ve Ekip Sağlığını Tehlikeye Atma”.
Berk odadan çıktığında omuzları çökmüştü.
Şirket içi yazışmalarda adı anında değişti.
Gizli gruplarda herkes ona “Muzlu Katil” diyordu.
Yazılımcılar Slack’te muz emojisiyle tepki vermeye başladı.
İki saat sonra İK yeni bir e-posta yolladı.
Konu: “Açık Ofiste Taze Meyve Bulundurma Yasağı”.
E-postada açık alanda meyve bırakanlara disiplin cezası verileceği yazıyordu.
Berk bilgisayarının yanındaki boşluğa baktı.
Artık masasında sadece kapalı bir su şişesi vardı.
Sağlıklı yaşam hayalleri, Maslak’ın çöp kovasında çürüyüp gitmişti.
Bir daha asla ofise tek bir gram meyve sokmayacaktı.
Çünkü bir muzun faturası, tüm kurumsal itibarından çok daha ağır olmuştu.