Çarşamba sabahı Maslak’ta, Bilim Sokak’ta Sun Plaza’nın döner kapısı fırıldak gibi döner. Dışarıda hafif bir çisenti vardır. Kule otuz sekiz katlıdır ve lobisi ferah, mermeri parlak, tavanı yüksektir; bir mimari tasarım örneği. Ne var ki sabahın pik saatinde bu lobi devasa bir bekleme salonuna döner.
Asansör çekirdeğinin önünde iki yüz kişi birikmiştir. İki ekspres asansörden birinin kapısında sarı bant vardır: “Bakım Nedeniyle Servis Dışı.” Kalan tek ekspres kabin otuz dördüncü katta durup kalmıştır. Turnikeden geçen herkes elinde karton kahve bardağıyla kuyruğa eklenir. Gözler kapıların üstündeki dijital rakamlara dikilmiştir. Saat 08.52’dir.
Lobi Kilitlenmesi
“Saat 08.53 oldu Cemil Bey.”
“Biliyorum Hande Hanım. Dokuzdaki yönetim kurulu toplantısı yandı.”
“Merdivenden çıksak?”
“Yirmi yedinci kattayız Hande. Kalp krizi geçirmek istemiyorsan bekle.”
“VIP asansörünü denesek?”
“Kartı olmadan buton çalışmıyor. Yönetim kurulu üyeleri özel kartla doğrudan çıkıyor.”
“Dikey kast sisteminin efendileri.”
Köşedeki kahveciden çıkan bir stajyer bardağını düşürmemek için kollarını havaya kaldırmıştır. Güvenlik görevlisi çaresizce sırayı hizaya sokmaya çalışır.
“Lütfen kapıların önünü boş bırakalım! Kabin açılınca inenler çıkamıyor.”
“Kabin mi var ortada? On dakikadır tek kabin inmedi!”
“Teknik ekip müdahale ediyor beyefendi.”
“Dün de müdahale ediyordu.”
“24’te Neden Durdu?”
Lobide kolektif bir hipnoz yaşanır: iki yüz kişi aynı anda göstergeye bakar. Biri hem yukarı hem aşağı butonuna art arda basar.
“Yüz kere basınca hızlanmıyor beyefendi.”
“Refleks oldu, dayanamıyorum.”
Kırmızı rakamlar ağır ağır geri sayar: 34… 32… 30… 28… Kalabalık kıpırdanır. Sonra rakam 24’te donar ve tam kırk saniye orada kalır.
“Yine durdu. Yirmi dörde kim bindi acaba?”
“Kesin biri kapıyı açık tutuyor. ‘Dur, Ahmet de geliyor.’”
“İki yüz kişi burada Ahmet’i bekliyoruz.”
Rakam nihayet değişir: 22… 19… 15… Fısıltılar kesilir, omuzlar dikleşir. Herkes kapının açılacağı açıyı hesaplar. İlk üç sıraya giren biner, geride kalan on beş dakika daha bekler.
On Üç Kişilik Kabine Yirmi İki Kişi
Zil çalar, çelik kapılar iki yana kayar. İçeriden üç kişi çıkmaya çalışır ama dışarıdaki kitle baraj kapağı gibi kapıya yüklenir.
“Önce inenler çıksın beyler!”
“Çekilin yahu, inemiyoruz!”
İnenler sıyrılır sıyrılmaz içeri insan dalgası dalar. Kabin on üç kişiliktir; saniyeler içinde yirmi iki kişi tıkışır. Öndekiler burnunu çelik duvara dayar.
“Arkaya sıkışın biraz!”
“Arkası dolu kardeşim, duvara mı girelim?”
“Çantanızı önünüze alın!”
Genç bir denetçi tuşlara uzanmaya çalışır, elini kıpırdatacak yer yoktur. Sonunda biri dirseğiyle “Kapat”a basar. Kapılar kapanmaya başlar ve lobi tarihinin en korkunç sesi duyulur: biiiiiip!
Aşırı Yük ve Hiyerarşik Tasfiye
Tavan panelinde kırmızı lamba yanıp söner, kapılar sonuna kadar geri açılır. Kabinde utanç dolu bir sessizlik başlar. Kural basittir: biri inmelidir. Kim? Yirmi iki kişi birbirini süzer ve gözler en arkadaki, sırtında bez çantası olan gence döner.
“Kardeşim, en son sen bindin galiba?”
“Hayır beyefendi, ben ortadaydım.”
“Ama kartın stajyer kartı.”
“Ne alakası var?”
“Bizim acil müşteri toplantımız var. Sen bir sonrakine binsen?”
“Benim de sunumum var ama.”
Arkadaki kıdemli direktör boğazını temizler. “Genç arkadaşım, şirket kültüründe öncelik yönetime aittir.”
Kabindekiler başıyla onaylar. Sessiz bir konsensüs kurulur. Stajyer kıpkırmızı bir yüzle iner.
“İndim tamam, mutlu musunuz?”
Düdük susar, yeşil ok yanar, kapı kapanır.
“Çok sağ ol genç adam! Gelecek vadeden bir arkadaş.”
Stajyer, arkada bekleyen yüz elli kişinin arasına geri döner.
Her Üç Katta Bir
Yirmi bir yetişkin, çelik bir kutunun içinde yukarı çıkar. Aynalar anında buğulanır. İki kahve bardağı çarpışır.
“Pardon, kahveniz ceketime damladı.”
“Kusura bakmayın, kolumu oynatamıyorum.”
“Beyefendi, nefes aldıkça göbeğiniz sırtıma batıyor.”
“Ben de memnun değilim bu durumdan.”
“On beşinci kat kimin?”
On beşinci katta bir kişinin inebilmesi için altı kişinin koridora çıkması gerekir: “Çıkıyorum, geri bineceğim, kapı kapanmasın!” Koridora boşalınır, yol verilir, tekrar tıkışılır. Ritüel her üç katta bir tekrarlanır. Kimse kimseyle göz teması kurmaz; bakışlar kat göstergesine kilitlenmiştir. Yirmi altıncı katta kabinde beş kişi kalır ve birbirlerine savaştan sağ çıkmış gibi bakarlar.
“Sağ salim geldik Selim.”
“Geldik Burak ama sunum slaytları aklımdan uçtu. Lobi insanı toplantıdan çok yoruyor.”
Gecikme Bilançosu
Saat 09.08’de yirmi dokuzuncu katta finans departmanının cam kapısından girilir. Müdür ekrandan başını kaldırıp duvardaki saati gösterir.
“Sekiz dakika geç kaldınız Burak Bey.”
“Asansör bozuktu müdürüm. İki yüz kişi bekledik.”
“Erken gelseydiniz.”
“Sekiz kırkta kapıdaydım.”
“Demek ki sekiz yirmide geleceksiniz.”
“Asansör için kırk dakika önceden mi geleyim?”
“Gerekiyorsa evet. Maslak’ta yatay mesafe önemsizdir Burak Bey, asıl mesele dikey mesafedir.”
Burak bilgisayarını açar, koltuğa çöker. O sırada müdürün telefonu titrer. Yönetim kurulundan mesaj: “VIP asansörü arızalı, lobide bekliyoruz. Toplantıyı yarım saat erteleyelim.”
Müdür telefonu ters çevirir. Burak hiçbir şey söylemez. Gelecek vadeden bir arkadaştır.



