🏢 PLAZA KRONİĞİ
AKSIYON ALALIM

Türkiye'nin Kurumsal Hayat Sosyolojisi, Plaza Kulisleri & Açık Ofis Mitolojisi

Plaza Hayatı 🏢 Levent 199, Kristal Kule, Maslak 42

Ofis Temizlikçisine İsmiyle Değil 'Abla' Diye Seslenen Plazalı Samimiyetsizliği

LinkedIn'de kapsayıcılık ve çeşitlilik nutukları atan kıdemli yöneticilerin, yakasında 'Fatma Hanım' kartı asılı temizlik personeline kurduğu sahte samimiyet barikatı ve görünmez plaza kast sistemi.

📌 Yazısız Plaza Kanunu: "Plazada bir temizlik personeline 'abla' demek bir sevgi göstergesi değildir; kurumsal unvanların arkasına saklanarak kurulan en sinsi sınıfsal hiyerarşidir."
AA Aksiyon Alalım Masası
Dosya kodu: ofis-temizlikcisine-ismiyle-degil-abla-diye-seslenen-plazali-samimiyetsizligi
Ofis Temizlikçisine İsmiyle Değil 'Abla' Diye Seslenen Plazalı Samimiyetsizliği

Saat tam 10.15. Levent Kristal Kule 28. kat.

Dışarıda soğuk bir sonbahar rüzgarı cam panelleri titretiyor.

Açık ofiste hafif bir klavye uğultusu var.

Kıdemli Ortak ve Çeşitlilik Direktörü Ceyda Hanım masasında oturuyor.

Ceyda Hanım iki dakika önce LinkedIn’de uzun bir makale paylaştı.

Başlık: “Kurumsal Ekosistemlerde Radikal Kapsayıcılık ve İnsana Saygı Kültürü”.

Makale şimdiden yetmiş dört alkış ve on iki yeniden paylaşım aldı.

Ekranın başında gururla gülümsüyor. Çayından bir yudum almak istiyor ama fincanı boş.

Tam o anda koridordan tekerlek sesleri duyuluyor: Tıkır, tıkır, tıkır.

Mavi temizlik arabası masaların arasından sessizce süzülüyor.

Arabayı elli yaşlarında, gri iş önlüğü giymiş bir kadın sürüyor.

Kadının göğsünde beyaz plastik bir yaka kartı takılı.

Üzerinde büyük siyah harflerle açıkça yazıyor:

“FATMA YILMAZ - HİZMET PERSONELİ”.

I. 10.15 Çay Arabası ve Yaka Kartındaki ‘Fatma’ Yazısı

Fatma Hanım tam altı yıldır bu plazada çalışıyor.

Her sabah saat 06.30’da Esenyurt’tan servise biniyor.

İki saatlik yolculuktan sonra Levent’e varıyor.

Seksen çalışanlı katın tüm çöplerini boşaltıyor. Masaları siliyor. Lavaboları dezenfekte ediyor.

Mutfaktaki dev sanayi tipi çay kazanını her sabah 07.15’te yakıyor.

Günde en az yüz kırk tane seramik kupayı tek tek elde yıkıyor.

Çünkü satın alma departmanı endüstriyel bulaşık tableti onayını üç aydır bekletiyor.

Masrafları kısmak için deterjan bütçesini kısmış durumdalar.

Fakat açık ofistekiler bunu bilmez bile. Kupaları kirli bırakıp tezgaha fırlatırlar.

Herkesin masasını, huyunu, suyunu ezbere biliyor.

Fakat açık ofisteki seksen kişinin hiçbiri onun soyadını bilmiyor.

Çoğu adını bile merak etmiyor.

Çünkü Fatma Hanım onlar için bir birey değildir.

O sadece kurumsal çarkların görünmez bir parçasıdır.

Ceyda Hanım fincanını havaya kaldırır.

Arkasını dönmeden, ses tonunu yapay bir şefkatle yumuşatarak konuşur:

— “Ablacım!”

Fatma Hanım arabayı durdurur.

— “Buyrun Ceyda Hanım?”

— “Ablacım bana oradan açık bir yeşil çay kapıp gelsene ya.”

— “İçine iki damla limon da sıkarsan çok makbule geçer.”

— “Canım çıktı sabahtan beri toplantılarda.”

Fatma Hanım tebessüm eder. Başını eğer:

— “Hemen getiriyorum Ceyda Hanım.”

Ceyda Hanım ekrana geri döner. Kapsayıcılık makalesine gelen yeni yorumları okumaya başlar.

II. LinkedIn’de Kapsayıcılık, Masada ‘Ablacım Bi Çay Kap Gel’

İşte modern plazanın en büyük çelişkisi tam bu noktada başlar.

Ceyda Hanım açık ofisteki herkese titizlikle unvanıyla hitap eder.

Yan masadaki yirmi iki yaşındaki stajyere “Emre Bey” der.

Almanya’dan gelen denetçiye “Lieber Jonathan” diye hitap eder.

İK uzmanına “Selin Hanımcım” diyerek sarılır.

Çünkü bu bir kurumsal görgü kuralıdır. Saygı maskesidir.

Fakat konu temizlik personeline geldiğinde bütün o modern terminoloji anında çöker.

Birdenbire Anadolu kasabası refleksleri devreye girer.

“Abla”, “Ablacım”, “Teyze”, “Güzel ablam”.

Bu hitap masum bir samimiyet gibi pazarlanır.

“Biz burada bir aileyiz” yalanının arkasına sığınılır.

Oysa gerçek çok farklıdır.

Kıdemli analist Kerem araya girer:

— “Abla benim çöpü de alıver zahmet olmazsa.”

— “Masanın altına elma çöpü atmıştım, kokmasın.”

Fatma Hanım eğilir. Masanın altındaki çöp kovasını alır.

Kerem o sırada gözlerini monitörden bir saniye bile ayırmaz.

Fatma Hanım’ın yüzüne bakmaz. Bir teşekkür bile etmez.

Çünkü “abla” demek, teşekkür etme zorunluluğunu ortadan kaldıran sinsi bir araçtır.

III. ‘Abla’ Kelimesinin Arkasındaki Görünmez Kast Sistemi

Plazada “abla” hitabı bir yakınlık göstergesi değildir.

Aksine, aşılması imkansız bir kast sisteminin görünmez sınır taşıdır.

Siz bir direktöre asla “Ergun Abi” diyemezsiniz.

Kovulursunuz. Laubali bulunursunuz.

Çünkü o bir yöneticidir. O bir “Bey”dir.

Fakat temizlik yapan elli yaşındaki bir kadına “Fatma Hanım” derseniz ofis garipser.

İnsanlar duraksar. Sanki yanlış bir kelime kullanmışsınız gibi bakar.

Pazarlama müdürü Okan kahve köşesinde bu konuyu tartışır:

— “Oğlum kadına Fatma Hanım deyince mesafe oluyor.”

— “Abla deyince daha sıcak, daha bizden.”

— “Kadın kendini yabancı hissetmiyor işte.”

Junior uzman Can karşı çıkar:

— “Peki Okan Bey, kadın sana ‘Okan’ dese ne hissedersin?”

— “‘Okan bana bir bardak su ver’ dese hoşuna gider mi?”

Okan duraksar. Yüzü asılır:

— “Saçmalama Can, ben bu şirketin müdürüyüm.”

— “Aramızda bir hiyerarşi var sonuçta.”

İşte gerçek itiraf budur.

Samimiyet tek taraflıdır.

Aşağıya doğru “abla” denir. Yukarıya doğru “beyefendi” denir.

Bu sahte sıcaklık, sömürüyü şirin gösterme sanatıdır.

En çarpıcı örnek geçen 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde yaşandı.

Şirket yönetimi tüm kadın çalışanlara lüks orkide saksıları ve spa çekleri dağıttı.

Tören açık ofisin ortasında şampanya eşliğinde yapıldı.

Genel müdür duygusal bir konuşma yaptı:

— “Kadınlarımız şirketimizin en değerli hazinesidir!”

Fatma Hanım o sırada arka koridorda paspas yapıyordu.

Ona ne bir orkide verildi. Ne bir spa çeki.

Tören bittiğinde İK stajyeri mutfağa koştu.

Masada artan tek bir solgun kırmızı karanfili Fatma Hanım’a uzattı:

— “Ablacım günün kutlu olsun, bunu da sana getirdim.”

Fatma Hanım karanfili aldı, plastik çay bardağına koydu.

Çünkü o “kadın çalışan” kategorisinde değildi.

O sadece taşeron firmanın bordrosundaki bir “abla”ydı.

IV. Çöp Kovası Değişirken Başlatılan Göz Kaçırma Tiyatrosu

Saat 14.30. Öğleden sonra temizlik turu başlar.

Fatma Hanım büyük siyah bir çöp torbasıyla koridorda ilerler.

Her masanın altına eğilir. Çöp kovasını çıkarır.

Torbasına boşaltır: Hışır!

O anlarda açık ofiste ilginç bir koreografi yaşanır.

Masa sahipleri ayaklarını hafifçe kenara çeker.

Fakat hiç kimse başını aşağıya eğip kadına bakmaz.

Herkes çılgınca klavyeye basar. Sanki hayatlarının en kritik kodunu yazıyor gibidirler.

Gözler ekrana çivilenir.

Çünkü yerdeki kadınla göz göze gelmek suçluluk yaratır.

O kadının senin pislettiğin kağıt mendilleri, muz kabuklarını toplaması gerçeğiyle yüzleşmek istemezler.

Fatma Hanım Kerem’in masasının altına eğilir.

Kerem bacaklarını açar, ekranına bakarak fısıldar:

— “Abla dikkat et, orada şarj aleti kablosu var.”

— “Tamam evladım, dikkat ederim.”

Fatma Hanım “evladım” dediği an Kerem hafifçe irkilir.

Rahatsız olur. Çünkü kurumsal bir plazada kimsenin “evladı” olmak istemez.

O bir “Senior Data Architect”tir.

Kendisine anne gibi davranılması egosunu zedeler.

Fakat kadına “Bana evladım deme” diyemez.

Çünkü o zaman “abla” maskesi tamamen parçalanacaktır.

V. ‘Fatma Hanım’ Demeye Dili Dönmeyen Beyaz Yaka Kibri

Ertesi hafta ekibe yeni bir analist katılır: Leyla.

Leyla yurt dışında yüksek lisans yapmıştır. Kurumsal nezaket kurallarına hakimdir.

Sabah çay servisi sırasında Fatma Hanım masasına gelir.

Leyla başını kaldırır. Gülümser.

Yaka kartına bakar:

— “Günaydın Fatma Hanım, nasılsınız?”

Masa adasındaki beş kişi aynı anda klavyeyi bırakır.

Herkes şaşkınlıkla Leyla’ya bakar.

Fatma Hanım da şaşırır. Yüzü aydınlanır. Gözleri parlar:

— “İyiyim kızım, çok şükür. Sen nasılsın, hoş geldin aramıza.”

— “Teşekkür ederim Fatma Hanım, bir fincan filtre kahve alabilir miyim zahmet olmazsa?”

— “Tabii ki kızım, hemen getiriyorum tazesinden.”

Fatma Hanım mutfağa yönelir.

O an Ceyda Hanım sandalyesini Leyla’ya doğru çevirir.

Kaşlarını hafifçe kaldırır:

— “Leylacım çok tatlısın ama…”

— “Efendim Ceyda Hanım?”

— “Fatma Hanım demene gerek yok canım.”

— “Abla de geç. Biz öyle diyoruz, aramızda aile bağı var.”

— “Hanım deyince kadın kendini kasıyor, resmiyetten hoşlanmaz onlar.”

Leyla şaşkınlıkla bakar:

— “Neden kassın ki Ceyda Hanım? Kadının adı Fatma Yılmaz.”

— “Yakasında açıkça yazıyor.”

— “Bana Leyla Hanım diyorsa, benim de ona Fatma Hanım demem gerekmez mi?”

Ceyda Hanım bıyık altından güler. Başını sallar:

— “Daha çok yenisin Leylacım. Zamanla plaza dinamiklerini öğrenirsin.”

Öğleden sonra Leyla su almak için ofis mutfağına girdi.

Fatma Hanım tezgahta bardak kuruluyordu.

Leyla’yı görünce durdu. Önündeki temiz peçeteyi açtı.

İçinden evde kendi pişirdiği peynirli bir poğaça çıkardı:

— “Leyla Hanım, bunu sana ayırdım.”

— “Sabah bana ismimle hitap ettin ya.”

— “Yıllardır bu kattayım, kimse bana hanım dememişti.”

— “Kendimi ilk defa insan gibi hissettim.”

Leyla’nın gözleri doldu. Poğaçayı iki eliyle aldı.

— “Çok teşekkür ederim Fatma Hanım. Ellerinize sağlık.”

Kurumsal plazanın yapay dünyasında, gerçek insanlık tek bir kelimede saklıydı.

VI. Sahte Eşitlik Raporları ve Plaza Gerçeği

Saat 17.30 olur. Günün yorgunluğu ofise çöker.

Ceyda Hanım’ın LinkedIn makalesi üç yüz beğeniye ulaşmıştır.

Yorumlarda şirket CEO’su tebrik mesajı atmıştır:

“Harika bir içgörü Ceyda! Kapsayıcılık bizim temel değerimiz!”

Ceyda Hanım çantasını toplar. Montunu giyer.

Masasından kalkarken arkasında yarısı içilmiş soğuk yeşil çay fincanını bırakır.

Yanında buruşturulmuş yağlı bir poğaça peçetesi durmaktadır.

Kapıya doğru yürürken arkasını dönmez bile.

Mutfak kapısında bekleyen Fatma Hanım’a doğru elini sallar:

— “Hadi iyi akşamlar abla, masayı toparlayıver sana zahmet!”

Fatma Hanım sessizce eline bezi alır.

Masaya yaklaşır. Masadaki boş fincanı ve yağlı peçeteyi tepsiye koyar.

Ekrandaki açık kalan LinkedIn sekmesine gözü takılır:

“İnsana Saygı ve Eşitlik Kültürü”.

Fatma Hanım bezle monitörün altındaki tozu siler.

Gülümsemez bile.

Çünkü plazanın cam kulelerinde eşitlik, sadece PowerPoint slaytlarında ve sosyal medya postlarında yaşayan bir yalandır.

Gerçek hayatta ise herkes yerini bilir:

Beyler yukarıda konuşur, ablalar masanın altını süpürür.

Sıradaki Kulis Dosyaları