Ofiste Doğum Günü Kutlamasında Zoraki Yüz TL Toplama Terörü: IBAN Saldırısı ve Kaçış Sanatı
Maslak'ta her hafta bir başkası için açılan gizli WhatsApp grupları, 'Kişi başı 100 TL lütfen' baskısı ve sevmediği iş arkadaşının bayat pastasına ortak olmamak için yangın merdivenine sığınanların hikayesi.
ofiste-dogum-gunu-kutlamasinda-zoraki-yuz-tl-toplama-teroru
I. 10.30: Masaya Düşen Gizli WhatsApp Grubu Daveti
Saat tam 10.30.
Maslak 42 kulesinin on sekizinci katında sessizlik hakimdir.
Klavye tıkırtıları açık ofisin geniş tavanına çarpar.
Kıdemli veri analisti Sinan kulaklığını düzeltir.
Önündeki SQL sorgusunu çalıştırmak üzeredir.
Tam o anda cebindeki kişisel telefonu titrer.
Vızzz.
Sinan telefonu masanın altından çeker.
Ekrana bakar.
WhatsApp uygulamasında yeni bir grup kurulmuştur.
Grup adı dehşet vericidir: “Mert Doğum Günü Sürpriz!”
Grubun yanında pasta ve konfeti emojileri parlar.
Grubu kuran kişi departmanın gayriresmi etkinlik amiri Gizem’dir.
Gizem her ay en az üç kutlama organize eder.
Bu onun ofisteki varlık sebebidir.
Kendi asli işini yapmaz.
Fakat kimin ne zaman doğduğunu ezbere bilir.
Sinan derin bir nefes verir.
Gözlerini tavana diker.
— “Yine mi başladı bu dert?”
Grupta tam kırk iki kişi eklenmiştir.
Doğum günü çocuğu Mert grupta yoktur.
Çünkü bu sözde bir gizli operasyondur.
Oysa Mert her şeyi bilmektedir.
Hatta hangi pastaneden pasta alınacağını bile Gizem’e fısıldamıştır.
Gizem gruba ilk mesajını atar:
— “Selam millet! Yarın Mert’imizin doğum günü!”
— “Ona harika bir tasarım sırt çantası alıyoruz.”
— “Pasta ve hediye için kişi başı 100 TL topluyoruz.”
— “Aşağıdaki IBAN’a acil gönderin lütfen.”
— “Açıklamaya sadece adınızı soyadınızı yazın.”
Sinan ekrana tiksinerek bakar.
Mert ile altı aydır aynı odadadır.
Mert onun hiçbir selamını almamıştır.
Geçen ay Sinan’ın hazırladığı raporu kendi üstüne geçirmiştir.
Toplantıda Sinan’ı genel müdürün önünde zor durumda bırakmıştır.
Şimdi bu adamın doğum günü için para istenmektedir.
Üstelik zorla.
Kurumsal mahalle baskısı tam olarak budur.
II. Açıklamaya Sadece İsim Yazın Tehdidi ve Liste Taraması
Saat 11.45 olur.
Gizem açık ofisin ortasında teftişe çıkar.
Elinde ince bir not defteri ve tükenmez kalem vardır.
Masaları tek tek gezer.
Adımları bir haciz memurunun adımlarını andırır.
Kimin IBAN’a para attığını banka uygulamasından kontrol etmektedir.
Sinan masasında başını ekrana gömer.
Klavyede anlamsız tuşlara basar.
Çalışıyor gibi görünmek en büyük kalkanıdır.
Fakat Gizem arkasında belirir.
Ağır bir vanilya parfümü kokusu havaya yayılır.
Gizem parmak uçlarıyla Sinan’ın masasına tıklar: tık, tık.
— “Sinancığım, meşgul müsün?”
— “Biraz yoğunum Gizem, rapor yetiştiriyorum.”
— “Gruptaki IBAN’ı gördün değil mi tatlım?”
— “Gördüm, gördüm de bakamadım henüz.”
— “Hemen atarsan çok sevinirim.”
— “Neden bu kadar acil?”
— “Pastaneye kapora göndermem gerekiyor.”
— “Hediye ne alıyordunuz?”
— “Deri sırt çantası. Çok yakışacak Mert’e.”
— “Ben Mert’le pek samimi değilim Gizem.”
— “Aşk olsun Sinan! Biz bir aileyiz burada.”
— “Aile miyiz gerçekten?”
— “Tabii ki! Takım ruhunu bozmayalım lütfen.”
— “Peki, öğleden sonra gönderirim.”
— “Unutma sakın. Listeyi İK’ya da gösteriyorum.”
Sinan’ın sırtından soğuk terler boşanır.
Liste İK’ya mı gidiyor?
Bu açık bir tehdittir.
Yüz lira vermeyen çalışan uyumsuz ilan edilecektir.
Performans değerlendirmesinde ‘takım çalışmasına yatkın değil’ notu düşülecektir.
Yıllık terfisi yüz lira yüzünden riske girecektir.
Plazanın görünmez yasası budur.
Sosyal haraca boyun eğmeyenler sistemden dışlanır.
Sinan mobil bankacılık uygulamasını açar.
Hesabındaki bakiyeye bakar.
Ay sonudur.
Hesabında sadece 420 TL kalmıştır.
Bu paranın yüz lirası Mert’in sırt çantasına gidecektir.
Sinan parmaklarını ekranda gezdirir.
İçinden küfürler savurur.
Parayı göndermemek için sinsi bir plan kurar.
III. 15.45: Tuvalet Kabininde ve Yangın Merdiveninde Gizlenme Operasyonu
Kutlama saati 16.00 olarak ilan edilmiştir.
Saat 15.45’i vurduğunda açık ofiste bir hareketlilik başlar.
Gizem elinde büyük bir pasta kutusuyla mutfağa süzülür.
Kutunun üzerinde lüks bir pastanenin logosu parlar.
Ofis içi fısıltılar artar.
Herkes kutlamanın yapılacağı ana mutfağa doğru yönelir.
Sinan için kaçış vakti gelmiştir.
Parayı göndermemiştir.
O pastadan tek bir çatal bile almayacaktır.
Orada bulunup yapay alkışlar tutmak istemez.
Sandalyesinden sessizce doğrulur.
Ceketini koltuğun arkasında bırakır.
Böylece herkes onun masada olduğunu sanacaktır.
Telefonunu sessize alır.
Koridorun sonundaki yangın çıkış kapısına doğru hızla yürür.
Ağır metal kapıyı iter: gıcırt.
Yangın merdiveninin soğuk beton sahanlığına adım atar.
Kapı arkasından kapanır: çat.
Burası plazanın kör noktasıdır.
Kamera yoktur.
Sensör yoktur.
Sosyal baskı yoktur.
Sinan beton basamağa oturur.
Sırtını duvara yaslar.
O sırada aşağı kattan bir ses gelir.
Ayak sesleri basamakları tırmanır.
Sinan korkuyla irkilir.
Köşeden pazarlama uzmanı Can belirir.
Can’ın elinde bir şişe soğuk su vardır.
İki kaçak göz göze gelir.
— “Sinan? Sen de mi buradasın?”
— “Can? Sen ne arıyorsun burada?”
— “Mert’in doğum gününden kaçtım.”
— “Sen de mi para vermedin?”
— “Vermedim tabii. Geçen hafta bana hakaret etti o herif.”
— “Ben de göndermedim IBAN’a.”
— “Gizem beni üç kere aradı, açmadım.”
— “Burada kaç dakika duracağız?”
— “Pasta kesilene kadar. Yirmi dakika yeter.”
İki mesai arkadaşı beton merdivende kader ortaklığı yapar.
Yukarıdan alkış sesleri yankılanır.
Kutlama başlamıştır.
IV. 16.00: Mutfakta Toplanma Çağrısı ve Zoraki Koro
Mutfakta ise tam bir kurumsal tiyatro sahnelenmektedir.
Otuz kişi daracık mutfak tezgahının etrafına doluşmuştur.
Hava sıcaktır.
Klima yetersiz kalmıştır.
Gizem pastanın üzerindeki iki adet küçük mumu çakmakla yakar.
Mumların alevi titrer.
Mutfak lambaları kapatılır.
Mert içeriye girer.
Yüzünde aşırı şaşırmış gibi bir ifade takınır.
Ağzını eliyle kapatır.
— “İnanamıyorum! Bana mı bu?”
Oysa sabah pasta siparişini kendisi onaylamıştır.
Koro birden aynı anda bağırmaya başlar:
— “İyi ki doğdun Meeert! İyi ki doğdun Meeert!”
Sesler detonedir.
Kimsede gerçek bir sevinç yoktur.
Herkes bir an önce pastayı yiyip masasına dönmek ister.
Direktör Erkan Bey en önde alkış tutar.
Ellerini mekanik bir ritimle birbirine çarpar.
Mert mumlara doğru eğilir.
Gözlerini kapatır, sözde dilek tutar.
Üfler: püfff.
Mutfaktakiler çılgınca alkışlar.
— “Tebrikler Mert! Nice senelere!”
Gizem paketi uzatır.
— “Bu da ekibimizin sana küçük hediyesi tatlım.”
Mert paketi yırtar.
Deri sırt çantasını çıkarır.
— “Harikasınız arkadaşlar! Tam istediğim model!”
Gizem göz ucuyla kalabalığı tarar.
Eksikleri zihnine tek tek not eder.
Sinan yok.
Can yok.
Finans ekibinden Burak yok.
Bu isimlerin yanına görünmez kırmızı çarpılar atılır.
Plaza hafızası bu eksikleri asla unutmaz.
V. Plastik Çatalda Can Çekişen Bayat Frambuaz ve Açık Çatışma
Saat 16.20 olur.
Pasta kesim işlemi başlar.
Pastaneden gelen pasta aslında on kişiliktir.
Fakat otuz kişiye paylaştırılmak zorundadır.
Gizem elindeki plastik bıçakla pastayı mikroskobik dilimlere böler.
Her tabağa incecik bir parça düşer.
Frambuazlar kurumuş, kreması sararmıştır.
Pasta dünden kalmadır.
Çalışanlar ellerinde beyaz plastik çatallarla dilimleri didiklemeye başlar.
Çıt.
Kıdemli uzman Aylin’in çatalı kırılır.
Plastik diş pastanın içine gömülür.
Aylin çatalı kenara bırakır.
— “Kreması çok ağır geldi bana.”
— “Zaten şeker orucundaydım ben de.”
— “Yüz lira verdik, iki lokma düştü.”
— “Mert çantayı aldı, keyfi yerinde.”
Mutfakta dedikodu kazanı kaynamaya başlar.
Kutlama biter bitmez herkes kağıt tabakları çöp kovasına fırlatır.
Çöp kovası kremalı peçetelerle taşar.
O sırada yangın merdiveninin kapısı aralanır.
Sinan ve Can parmak uçlarında koridora süzülür.
Mutfak boşalmıştır.
Sadece tezgahta kurumuş çikolata lekeleri kalmıştır.
Gizem masasında oturmuş, telefonuna bakmaktadır.
Sinan’ın geldiğini görür.
Gözlerini kısar.
— “Sinan, neredeydin sen?”
— “Müşteri aradı Gizem, acil hattan görüştüm.”
— “Pastayı kaçırdın.”
— “Sağlık olsun, Mert’e selamlarımı ilet.”
— “IBAN’a hala göndermedin bu arada.”
— “Hangi IBAN’a?”
— “Mert’in hediyesi için.”
— “Ama ben ne pastadan yedim, ne kutlamaya katıldım.”
— “Olsun, bu bir ortak bütçe.”
— “Katılmadığım şeyin parasını neden ödeyeyim?”
Gizem’in yüzü kaskatı kesilir.
Sesi açık ofiste yankılanır:
— “Takım ruhu bunu gerektirir Sinan.”
— “Takım ruhu yüz lira haraç kesmek değildir Gizem.”
Açık ofisteki tüm kafalar havaya kalkar.
Klavye sesleri aniden durur.
Büyük bir skandal patlak vermiştir.
Bir çalışan yüz liralık hediye diktasına başkaldırmıştır.
Gizem çantasını toplar, İK kapısına yönelir.
Sinan koltuğuna oturur.
Kulaklığını takar.
Yüz lirasını kurtarmıştır.
Fakat plazadaki sosyal ölüm fermanını kendi eliyle imzalamıştır.
VI. Ertesi Günün Dışlanma Ritüeli ve Sessiz Ceza
Ertesi sabah saat tam 12.15.
Öğle yemeği saati gelmiştir.
Normalde ekip birlikte toplanır.
Maslak 42’nin altındaki lokantalara inerler.
Sinan montunu giyer.
Masanın başında bekler.
Fakat kimse ona bakmaz.
Gizem diğer uzmanlara göz işareti yapar.
Mert yeni deri çantasını omzuna takmıştır.
Ekip üyeleri fısıldaşarak kapıya doğru yönelir.
Sinan’ın yanından bir hayalet gibi geçerler.
Can bile gözlerini kaçırır.
Çünkü Can sabah ilk iş Gizem’e yüz lirayı göndermiştir.
Korkaklık onu ekibin içine geri sokmuştur.
Sinan ise tek başına kalmıştır.
— “Öğle yemeğine mi gidiyorsunuz?”
Gizem buz gibi bir ses tonuyla döner:
— “Yerimiz kalmadı Sinan. Dışarıda yiyeceğiz.”
Kapı kapanır.
Açık ofis bomboş kalır.
Sinan çantasından evden getirdiği plastik saklama kabını çıkarır.
İçinde dünden kalan soğuk makarna vardır.
Plastik çatalı makarnaya batırır.
Tek başına masasında yer.
Yüz lirasını cebinde tutmuştur.
Ama bedeli kurumsal tecrit olmuştur.
Plaza böyledir.
Burada dürüstlüğün hiçbir ödülü yoktur.
Tek kural sürüye uymaktır.
Sürü pastaya tapar.
Sürü IBAN’a biat eder.
Ve sürüden ayrılanı ilk virajda kurtlar sofrasına bırakırlar.
Sinan makarnasını bitirir.
Saklama kabının kapağını sertçe kapatır: çıt.
Masasındaki peçeteyle ağzını kurular.
Mutfaktan gelen fısıltılara kulak kabartır.
Gizem hala onun adını anmaktadır.
Sinan umursamaz görünmeye çalışır.
Fakat içine bir kurt düşmüştür.
Plazada dışlanmak sessiz bir zehirdir.
Yarın başka birinin doğum günü vardır.
Ve o IBAN yine gelecektir.
Bu kez muhasebeden Ebru Hanım için toplanacaktır.
Kişi başı yine 100 TL istenecektir.
Döngü asla durmaz.
Plaza çarkı hep başkalarının parasıyla döner.
Sinan ekranına döner, kod yazmaya başlar.
Kendi küçük dünyasında hayatta kalmaya çalışır.