Büyükdere Caddesi’ndeki otuz iki katlı cam kulenin on yedinci katında açık ofisin klimalı sessizliği, yangın çıkış kapısının hidrolik kolu gıcırdayınca bozulur. Kapı itildiği an Maslak sırtlarından buz gibi bir poyraz içeri hücum eder; 22 derecelik yapay hava, saniyesinde soğuk beton kokusuna, Büyükdere’nin uğultusuna ve paslanmaz çelik küllüklerden yükselen tütün dumanına yerini bırakır.

Saat 15.30. Projelerde bu alanın adı “yangın tahliye sahanlığı”dır. Gerçekte şirketin en işlek, en üretken ve en tehlikeli gayriresmi parlamentosudur. Parmaklıkların ardında, ince pamuklu gömlekleriyle titreyen on beş kadar kişi öbek öbek durur; kabanını almadan fırlayanlar iki büklüm, parmak uçları morarmış.

Terasın en rüzgârsız kuytusunda İnsan Kaynakları Direktörü Nilgün Hanım ince mentollü sigarasını tutuyor. Karşısında kapüşonlu polarını başına çekmiş Yazılım Takım Lideri Caner. Açık ofiste aralarında üç yönetim basamağı, iki onay süreci ve iki haftalık randevu takvimi vardır. Burada, ıslak betonun üstünde, 80 santim.

“Caner, Q4 bütçesinde sizin ekibe açılacak iki kıdemli yazılımcı kadrosunu dondurdular mı? Townhall’da genel müdür çevik yapılanma dedi ama dedikodular başka.”

“Resmi olarak kimse bir şey söylemedi Nilgün Hanım ama hepimiz biliyoruz. Bize bütçe yok denirken pazarlamaya 2,4 milyon TL’lik lansman bütçesi tek kalemde çıktı. Çakmağınız var mı bu arada?”

Yedi dakikalık kırılma

Pencerelerin açılmadığı bir kulede yüze çarpan Maslak ayazı bir kurtuluştur, ama teras hava almaya değil istihbarata yarar. 15.30 plazanın biyolojik kırılma saatidir: öğle yemeği çökmüş, kan şekeri düşmüştür ve 16.00’daki bütçe revizyon toplantısından önce tek bir fırsat vardır, yedi dakikalık bir nikotin molası. Kapı ardı ardına açılıp kapanır. Giren herkes önce etrafı tartar: kim kiminle konuşuyor, direktörler hangi köşede? Terasın yazısız bir haritası vardır; her departmanın kendi köşesi, kendi fayansı.

“Selim çakmağı ver, içeride direktör slayt üstüne slayt açtı, beynim yandı.”

“Rüzgârı arkana al öyle yak Burak, alev tutmuyor.”

Çakmak eşitliği

Terasın en yıkıcı gücü unvanları sıfırlamasıdır. Yanına yaklaşmak için asistanından üç gün önceden randevu alınan Genel Müdür Yardımcısı Metin Bey kapıdan çıkar, buruşuk paketinden bir dal alır, cebini yoklar. Çakmağını 28. kattaki toplantı masasında unutmuştur. Parmaklığa yaslanmış yirmi iki yaşındaki stajyer Arda sarı plastik çakmağını uzatır.

“Metin Bey, çakmağım var isterseniz.”

“Sağ ol Arda… Ah, rüzgâr bırakmıyor. Şöyle elimizi siper edelim.”

Elli dört yaşındaki genel müdür yardımcısıyla stajyer, poyrazı kesmek için ellerini birleştirip etten küçük bir kubbe kurar. Alev parlar, iki yüz arasında on beş santim kalır.

“Sen hangi birimdesin Arda?”

“Performans pazarlamadayım Metin Bey, Cansu Hanım’ın ekibinde.”

“Cansu’ya selam söyle. Bu ayki raporları çok karmaşıklaştırdılar, benim tablette açılmıyor o Excel’ler. Bana haftaya iki sayfalık sade bir özet çıkarsın.”

Arda o an, açık ofiste altı ay gece gündüz çalışsa kazanamayacağı bir görünürlük kazanmıştır. Artık “üçüncü kattaki isimsiz çocuk” değil, rüzgârda çakmağını siper eden Arda’dır.

Gölge kabine

Bir sigaranın filtreye kadar yanması altı yedi dakika sürer. Şirket bültenleri ve Townhall’lar gerçeğin ancak yüzde yirmisini anlatır; kalan seksen burada fısıldanır.

“Finans Direktörü Serdar Bey yıl sonu primini beklemeden istifayı basacakmış diyorlar. Dubai’deki bir fonla el sıkışmış bile.”

“Yerine kimi getirecekler sanıyorsun? İki aydır Hakan’ı parlatıyorlar, bütün regülasyon toplantılarına onu sokuyorlar. Serdar Bey’in gittiği gün Hakan’ın masası yirmi dördüncü kata çıkar.”

Bilgiyi terastan önce alan, fırtınaya karşı pozisyon alır: LinkedIn profilini günceller, yükselen kliğe yanaşır.

Teras kendi içinde de bölünmüştür. Kapı pervazına en yakın, rüzgârdan korunan yerde ısıtmalı tütün cihazlarıyla ürün yöneticileri, UX tasarımcıları ve Scrum Master’lar durur; “koku bırakmıyor” derler ve haşlanmış mısır püskülü kokusuyla klasikçileri çıldırtırlar. Rüzgârın ortasında ise operasyon, denetim ve hukukun kıdemli kurtları kırmızı paketlerini tüttürür; konuları tahsilat krizleri ve genel müdürün son masraf genelgesidir.

“Şunun şarjı bitti yine! İki nefes çekeceğiz diye cihaza yazılım güncellemesi yapıyoruz resmen.”

“Bırak o oyuncağı Selçuk, al bir tane yak. Ciğerine duman gitsin de bütçe revizyonunun stresi dağılsın.”

Masasından kalkmayan sigara içmezler ise öfkelidir. Günde beş kez terasa çıkanın kırk beş dakika kaytardığını hesaplayan analistler Teams durumlarına not düşer: “Masadayım, kesintisiz çalışıyorum.”

“Biz gözümüzü ekrandan ayırmıyoruz, onlar terasta genel müdürle kanka oluyor.”

“Sen de başla sigaraya Selin. Terfinin tek yolu o terastan geçiyor.”

Terasın tek yazılı olmayan kanunu omertadır: terasta konuşulan terasta kalır. Kanunu bozanın yanında kimse çakmak yakmaz.

15.37

Son nefes çekilir, köz küllüğün çelik ızgarasında ezilir. Büyü bozulur. Boyunlara kolonya sıkılır, ağızlara nane sakızı atılır, kızarmış yanaklar ovuşturulur. Kapı kapandığı an 22 derecelik hava yüzlere çarpar.

Arda artık sadece bir stajyerdir; Metin Bey’in yüzüne bakmadan başını eğip uzaklaşır. Metin Bey de ceketini ilikleyip asansörlere yürür, sanki az önce o stajyerle aynı alevin üstünde iki büklüm duran kendisi değilmiş gibi.

Arda masasına döndüğünde Cansu Hanım başını kaldırır. “Neredeydin?”

“Metin Bey selam söyledi. Bir de sizden iki sayfalık özet istiyor.”

Cansu Hanım bir süre ekrana bakar. Sonra ayağa kalkar. “Arda, çakmağın yanında mı?”