Şirket Etkinliğinde Açık Büfeden Tabak Dolduranların Görgüsüzlük Yarışı
Yıllık inovasyon kokteylinde porselen tabağa 16 mini köfte, 8 kanepe ve tatlı kulesi yığarak sütun arkasına saklanan kıdemlilerin vahşi açık büfe mimarisi ve networking fiyaskosu.
sirket-etkinliginde-acik-bufeden-tabak-dolduranlarin-gorgusuzluk-yarisi
Saat tam 18.45. Maslak Sheraton Balo Salonu fuaye alanı.
Kristal avizeler tavandan görkemli sarı ışıklar saçıyor.
Yıllık Dijital Dönüşüm Zirvesi’nin resmi sunumları az önce bitti.
Dört yüz kişi takım elbiseler ve abiye kıyafetler içinde fuayeye çıktı.
Ortamda canlı bir arp ve keman dinletisi çalıyor.
Zarif kokteyl masaları hazır bekliyor. Masaların üzerinde şık cam mumluklar titriyor.
Fakat salondaki davetlilerin kulakları kemanda değildir.
Gözler salonun sağ köşesindeki uzun beyaz örtülü masalara kilitlenmiştir.
O masaların üzerinde onlarca gümüş kapaklı reşo ısıtıcısı tütmektedir.
Garsonlar reşoların altındaki mavi jelleri çakmakla tutuşturur: Pof!
Havada sızan ızgara köfte ve tereyağlı kanepe kokusu, tüm kurumsal nezaketi anında buharlaştırır.
Mideler guruldamaya başlar. Herkes birbiriyle göz teması kurmaktan kaçınır.
I. 18.45 Açılış Konuşması Biterken Başlayan Stratejik Konumlanma
Açık büfe kokteylleri kurumsal hayatın en vahşi av sahasıdır.
Burada unvanlar, vizyon nutukları veya liderlik sertifikaları sökmez.
Sadece iki şey konuşur: Hız ve tabak taşıma dengesi.
Kıdemli Ürün Yöneticisi Tarık daha genel müdürün son cümlesinde pozisyon aldı.
Son slayt bittiği an fuaye kapısına doğru hamle yaptı.
Yanında kıdemli denetim müdürü Vedat vardı.
İkili adeta profesyonel bir komando gibi büfenin başına ulaştı.
Garsonlar henüz beyaz kumaş peçeteleri düzeltiyordu.
Tarık beyaz porselen tabağı kaptı: Şlak!
— “Vedat çabuk al tabağı, arkadan kalabalık geliyor.”
— “Kaptım Tarık. Sıcaklar reşolarda mı?”
— “Reşoları boşver, önce mini köfteleri hedef alıyoruz.”
— “Köfte biterse yerimizi kaybederiz.”
— “Sağ kanadı ben tutuyorum, sol kanat sende.”
Arkalarından yazılım mimarı Cemal katıldı.
Cemal elinde iki tabak birden tutuyordu:
— “Çift tabak taktiği uyguluyorum beyler.”
— “Biri tuzlular için, biri tatlılar için.”
— “Tek tabakta soslar birbirine giriyor.”
— “Akıllıca hamle Cemal, hemen araya gir.”
Kurumsal zarafet saniyeler içinde çöpe atıldı.
İki kıdemli beyaz yakalı, safari parkındaki sırtlanlar gibi yemeklerin üzerine kapandı.
Fuayedeki diğer iki yüz kişi de dalga dalga büfeye hücum etti.
Ceketler birbirine sürtündü, dirsekler kaburgalara battı.
II. Mutfak Kapısı Pususu ve Garson Tepsi Baskını
Gerçek uzmanlar sadece açık büfeyi beklemez.
Mutfak servis kapısının hemen ağzında pusuya yatarlar.
Bordo perdeli servis kapısı aralandığında ilk darbe vurulur.
Genç garson çocuk elinde devasa gümüş bir tepsiyle içeri adım atar.
Tepsinin üzerinde somon fümeli minik kanepeler dizilidir.
Henüz iki metre ilerleyemeden etrafı sarılır.
Tarık ve Vedat garsonun önünü keser:
— “Kardeşim bize ver onları, dağılma olmasın.”
— “Beyefendi masalara servis edeceğim…”
— “Gerek yok, biz doğrudan alalım.”
Maşayı bile kullanmazlar.
Tarık çıplak parmaklarıyla tepsiden altı tane kanepeyi tek hamlede tabağına aktarır: Şap, şap, şap!
Vedat diğer taraftan uzanır. Dört tane krakerli karidesi tabağa süpürür.
Cemal de aradan uzanır, beş tane mini kiş kapar.
Garsonun tepsisi on saniye içinde bomboş kalır.
Çocuk şaşkınlıkla boş tepsiye bakar. Tekrar mutfağa geri kaçar.
Fuayedeki diğer misafirler uzaktan bu manzarayı izler.
İK Direktörü Zeynep Hanım elindeki şampanya kadehiyle başını sallar:
— “İnanılmaz bir manzarayla karşı karşıyayız.”
— “Bu insanlara gündüz üç bin dolar maaş veriyoruz.”
— “Akşam olunca bir köfte için birbirlerini eziyorlar.”
— “Yarın sabah da liderlik workshop’ı yapacağız bunlarla.”
III. Tabak Mimarisi: Sarmadan Temel, Köfteden Kule
Tarık açık büfenin önüne geri döner.
Porselen tabak artık sıradan bir tabak değildir.
Bir mimarlık şaheseridir.
Tabanın en altına zeytinyağlı yaprak sarmalar dizilir.
Onlar temel molozudur. Düz ve sert bir zemin oluştururlar.
Sarmaların üzerine kalın bir humus tabakası sıvanır: Şıpp!
Humus burada çimento görevi görür.
Bu çimentonun üzerine on altı adet ızgara mini köfte dikine saplanır.
Köfteler birer sütun gibi yükselir.
Köftelerin arasına beş adet mini börek sıkıştırılır.
Ve en üst kata, dengesi imkansız bir hamleyle bir dilim San Sebastian cheesecake oturtulur.
Tabağın toplam ağırlığı en az iki buçuk kiloyu bulur.
Vedat hayranlıkla Tarık’ın tabağına bakar:
— “Tarık naptın sen? İnşaat mı yapıyorsun?”
— “Denge statik meselesi Vedat.”
— “Tatlı için bir daha sıraya mı gireceğim?”
— “Hepsi tek seferde bitecek.”
— “Köftenin yağı pastaya bulaşmış ama.”
— “Midede hepsi karışıyor Vedat, takılma böyle detaylara.”
Cemal araya girer:
— “Benim tabağa bak Tarık, üzerine fıstıklı baklava koydum.”
— “Baklavanın şerbeti kaşar peynirine aktı.”
— “Olsun, tatlı tuzlu kontrastı harika oluyor.”
Porselen tabak yerçekimine meydan okumaktadır.
Her adımda köfteler hafifçe sallanır. Humus kenarlardan damlar.
IV. Sütun Arkasına Kaçış: Gizli Oburluk ve Çiğneme Nöbeti
Kokteylde tabak tepeleme doldurulduktan sonra en kritik aşama başlar:
Tahliye.
Kimse o tepeleme tabakla genel müdürün yanına gidemez.
Müşterilerle el sıkışamaz. Kartvizit uzatamaz.
Çünkü o tabak açık bir suç delilidir.
Tarık salonun en karanlık köşesini seçer.
Dev mermer sütunun arkasına doğru sıvışır.
Orada yüksek bir bistro masa vardır. Masayı siper olarak kullanır.
Vedat da arkasından gelir. İki tabak yan yana konur.
Gözler etrafı kollar.
Kimse görüyor mu? Bir yönetici yaklaşıyor mu?
Hava temizdir. Operasyon başlar.
Tarık ilk köfteyi ağzına atar. Çiğnemeden yutar.
İkinci köfte arkasından gider.
Ağzı doluyken fısıldar:
— “Köfteler çok iyi pişmiş Vedat.”
— “Sarmalar da fena değil, limonu bol koymuşlar.”
— “Hızlı ye, bir tur daha döneceğiz.”
— “Büfede et kalmadı diyorlar ama.”
— “Biterse fırını bastırırız, dert etme.”
Ağızlarından yağlar akar. Peçeteler yetersiz kalır.
Sütunun arkasında iki beyaz yakalı adeta bir mağara adamı gibi beslenmektedir.
Tam o sırada başka bir kıdemli uzman yaklaşır: Serdar.
Serdar da elinde tepeleme zeytinyağlı tabağıyla sütun aramaktadır.
Tarık’ı görünce duraksar:
— “Beyler burası dolu mu?”
— “Dolu Serdar, başka sütuna geç.”
— “Her sütunun arkası kapılmış Tarık.”
— “İK ekibi yangın çıkışını bile kapatmış, orada börek yiyorlar.”
— “O zaman git tuvalet girişinde ye Serdar.”
— “Burası bizim stratejik üssümüz.”
Serdar küskün bir tavırla uzaklaşır.
Açık büfe diplomasisinde merhamete asla yer yoktur.
Herkes kendi tabağının ve kendi gizli sığınağının bekçisidir.
V. ‘Çantana da Atsana İki Tane’: Peçeteli Zulalama Tiyatrosu
Saat 19.35 olur.
Büfede sıcak yemekler tükenmeye yüz tutar.
Geriye sadece bayat grissiniler ve kornişon turşular kalır.
Fakat açgözlülük bitmez.
Vedat ceketinin iç cebinden katlanmış bir kağıt mendil çıkarır.
— “Tarık şu böreklerden iki tane sarsana bana.”
— “Napacaksın böreği Vedat?”
— “Yarın sabah ofiste yerim çayla.”
— “Ya da eve götürürüm, hanım bayılır.”
— “Rezillik çıkarma Vedat, kameralar var.”
— “Ne kamerası Tarık, herkes götürüyor görmüyor musun?”
Gerçekten de salonun öbür köşesinde bir uzman yardımcısı çantasını açmıştır.
Kumaş bez çantanın içine mini sandviçleri istiflemektedir.
Üçer üçer, dörder dörder.
Bedava gıda görünce plazalının mantığı tamamen felç olur.
Sanki yarın kıtlık çıkacaktır.
Sanki bir daha asla ekmek bulamayacaklardır.
Tarık peçeteye üç tane sarma sarar. Çaktırmadan ceket cebine atar:
— “Tamam hadi, bunu da aldık.”
— “Şimdi içki masasına yanaşalım.”
— “Orada da fındık badem tabakları var.”
O sırada otelin ziyafet şefi yanlarına yaklaşır.
Şef adamların tabağına bakar. Gözlerini devirir:
— “Beyefendiler, bir eksik var mı tabağınızda?”
— “Kuzu pirzola da çıkaralım mı arkadan?”
Tarık yüzsüzce sırıtır:
— “Çıkarsa hayır demeyiz şefim, etler biraz kuruydu ama idare ettik.”
Şef başını iki yana sallayarak uzaklaşır.
VI. Dökülen Soslar, Yıkılan Kuleler ve Networking İflası
Saat 20.15. Etkinliğin sonu yaklaşır.
Müzik yavaşlar. Işıklar hafifçe kısılır.
Tarık ve Vedat sütun arkasından nihayet çıkar.
Göbekleri şişmiştir. Nefes almakta zorlanırlar.
Tarık kravatını gevşetir.
Tam o sırada şirketin CEO’su Kerim Bey yanlarından geçer.
Kerim Bey tebessüm eder. Tarık’a doğru elini uzatır:
— “Tarık Bey nasılsınız? Sunumu beğendiniz mi?”
Tarık panikler. Elini cebinden hızla çıkarır.
Fakat eli humusa ve köfte yağına bulanmıştır.
Ceketinin kolunda hardal lekesi parlamaktadır.
Üstelik cebindeki sarmalardan biri ezilmiş, zeytinyağı kumaştan dışarı sızmıştır.
Tarık kekeler:
— “Çok… Çok başarılıydı Kerim Bey.”
— “Dijitalleşme vizyonumuz harika.”
Kerim Bey Tarık’ın yağlı eline bakar. El sıkışmaktan vazgeçer.
Gözleri Tarık’ın ceketindeki yeşil zeytinyağı lekesine kayar.
Ardından masadaki devrilmiş porselen tabağı görür.
Tabağın kenarında çiğnenmiş limon kabukları ve parçalanmış cheesecake artıkları yüzmektedir.
Kerim Bey’in yüzü buz keser:
— “Afiyet olsun Tarık Bey.”
— “Görüyorum ki etkinliğin tadını fazlasıyla çıkarmışsınız.”
CEO arkasını döner ve uzaklaşır.
Tarık donakalır. Yanındaki Vedat’a bakar.
Vedat’ın bıyıklarında hala humus kırıntıları durmaktadır.
— “Vedat…”
— “Efendim Tarık?”
— “Galiba terfiyi köfteye feda ettik.”
— “Boşver Tarık. En azından iki gün yemek masrafımız yok.”
İki kıdemli çalışan fuayeyi terk eder.
Taksiye binerler. Arabanın içi buram buram sarımsak ve köfte kokar.
Taksici dikiz aynasından ters ters bakar:
— “Abi siz kokteyle mi gittiniz, ocakbaşına mı?”
— “Biz ikisini birden hallettik kaptan, sür sen.”
Networking sıfırdır. İtibar yerle bir olmuştur.
Fakat açık büfe fatihi olarak eve dönmenin ilkel gururu paha biçilemezdir.
Yarın yeni bir kurumsal zirve başlayacaktır.
Ve o zirvede ilk hedef yine köfte tepsisi olacaktır.