Kozyatağı’ndaki bir plazanın on dördüncü katında açık ofis tam tempo çalışıyor: mekanik klavyeler tıkırdıyor, masalarda yarısı içilmiş soğuk latteler duruyor.

Salı sabahı, saat 10.15’te yüz altmış bilgisayardan aynı ses yükselir: dı-dı-dın!

Gönderen İnsan Kaynakları İletişim, konu “Organizasyonel Duyuru: Aramızdan Ayrılan Değerli Çalışma Arkadaşımız Hakkında”. Uğultulu ofis bir saniyede kütüphaneye döner. Herkes aynı anda tıklar:

“Değerli Çalışma Arkadaşlarımız, Pazarlama Direktörümüz Burcu Yılmaz aramızdan ayrılmıştır. Kendisine katkıları için teşekkür eder, yeni kariyerinde başarılar dileriz. İnsan Kaynakları Grup Başkanlığı”

Gözler dördüncü koridordaki cam bölmeli direktör odasına kayar. Kapı yarı açık, içeride kimse yok. Aile fotoğrafları, ödül plaketleri gitmiş; yerde iki parça koli bandı kalmış.

“Dün akşam buradaydı,” diye fısıldar Arda. “Birlikte bütçe revize ettik. Cuma günkü ajans lansmanı için takvim attı.”

Karşı masadaki ürün lideri başını kaldırmadan mırıldanır: “Sabah 08.45’te güvenlik eşliğinde geldi. Sekizinci katta ikale imzalatıp servis asansöründen çıkardılar.”

Yedi yıllık bir kariyerin buharlaşması on beş saniye sürer.

Ölüm sessizliği

Plazada kimse “Ben bugün ayrılıyorum” demez. Ayrılıklar ansızın gelir, önceden planlanır, cerrah titizliğiyle uygulanır. Arda Burcu Hanım’ın Teams profiline bakar; fotoğrafın yanında kırmızı bir çarpı belirmiştir.

“Mert, kadının adı sistemden düşmüş bile.”

“Normal abi. İK butona bastığı an hesap silinir.”

“Yahu dün akşam bana sunum attı! Yarınki bütçe sunumunu kim yapacak?”

“Muhtemelen kimse. Projeyi iptal ederler, bütçeyi de keserler.”

Herkes başını monitörün arkasına saklar. E-postayı okuyan herkes aynı şeyi düşünür: yarın o şablona benim adım da yazılabilir.

8-B

Sabah 08.45’te sekizinci katta yaşananlar bir tasfiyenin ders kitabıdır. Seçilen oda “Toplantı Odası 8-B”dir: camları kumlu, telefon çekmez. Burcu Hanım turnikeye kartını okutur, kırmızı ışık yanar. Güvenlik amiri hemen arkasında biter.

“Burcu Hanım, İK Direktörümüz sizi sekizinci katta bekliyor. Size eşlik edeceğim.”

Odada İK Direktörü Cengiz Bey ve şirket avukatı oturmaktadır. Masada tek bir dosya, bir kutu kâğıt mendil ve iki bardak su.

“Burcu Hanım, yönetim kurulumuz organizasyonel sadeleşme kararı aldı. Pazarlamayı bölge merkezine bağlıyoruz. Sizinle yolları ayırmak bizim için çok zor bir karar oldu.”

“Cengiz Bey, iki hafta önce ekibime prim onayladınız. Ciroyu yüzde otuz beş büyüttük. Şaka mı bu?”

Avukat dolmakalemi masanın ortasına iter. “Şirketimiz cömert bir paket hazırladı. Kıdem ve ihbara ek olarak altı aylık brüt maaş. Karşılığında dava açmayacak, yöneticiler hakkında hiçbir yerde konuşmayacaksınız.”

“Kabul etmezsem?”

“O zaman süreç fesihle ilerler. Sektörde yeni iş ararken referanslarınızın sorulacağını unutmayın.”

İmzalar atılır. Şirket hattı anında kapanır, özel eşyalar kahverengi bir koliye doldurulur. Burcu Hanım personel asansörüyle değil, otoparka inen yük asansörüyle çıkarılır. Yedi yıl, güvenlik görevlisinin “İyi günler”iyle biter.

Aile masalı

Asıl yıkımı geride kalanlar yaşar, çünkü İK’nın en sevdiği cümle de koliye girmiştir: “Biz burada büyük bir aileyiz.” Hafta sonu Sapanca kampında çamurda kütük taşırken aile olunur. Cuma gecesi saat onda soğuk pizza yerken aile olunur. Kâr marjı bir puan düştüğünde aile bir Excel tablosuna dönüşür.

“Mert, sence bize sıra ne zaman gelir?”

“Yıl sonu hedefleri tutmazsa ilk çeyrekte.”

“Peki geçen ay aldığımız ‘Yılın Sadakat Ödülü’ plaketi ne olacak?”

“Onu eve götür. Çay altlığı yaparsın.”

New chapter

Ertesi gün LinkedIn’de beklenen paylaşım gelir: “Dolu dolu geçen yedi harika yılın ardından yeni bir sayfa açmak üzere şirketime veda ediyorum… Bana vizyon katan liderlerime sonsuz teşekkürler!” Tercümesi: salı sabahı güvenlik eşliğinde çıkarıldım, Kadıköy’de bir kafede duvara bakıyorum, referansım yanmasın diye gülücük dağıtıyorum. İkale imzalayan kimse başka türlü yazamaz.

Altına diğer direktörler yorum yağdırır: “Yolun açık olsun canım Burcu! Seninle çalışmak büyük bir ayrıcalıktı!”

“Mert şuna bak. Satış direktörü kalp koymuş. Dün kadının bütçesini kapmak için genel müdüre sunum yaptı.”

“Burası kurtlar sofrası Arda. Gündüz sarılırlar, gece hançerlerler.”

Sıradaki kim?

Ofisi bir korku dalgası sarar. Öğlen yemekhaneye inilmez, arka sokaktaki börekçide tek konu fısıldanır.

“İK direktörü CFO ile iki kez kapalı toplantı yapmış.”

“Londra merkezden denetim ekibi gelmiş, otelde kalıyorlarmış.”

“Pazarlamadaki iki uzmanın takvimine perşembe için ‘Organizasyonel Görüşme’ girilmiş.”

Kimse yeni projeye başlamaz. Herkes açık duran SAP ekranının arkasında özgeçmişini günceller. Arda Excel’de gizli bir sekme açıp kendi kıdem tazminatını hesaplar: “Dört yüz elli bin alırsam altı ay idare ederim.”

Saat 17.30’da Bilgi Teknolojileri rutini tamamlar. Burcu Hanım’ın yedi yıllık e-postaları arşive kaldırılır, Slack’te adının yanına gri bir yazı düşer: [Deactivated Account]. Eski adresine yazanlara otomatik yanıt döner: “Bu adres artık aktif değildir. Lütfen info adresine yazınız.”

Arda bilgisayarını kapatır. Çıkarken masasındaki “Yılın Sadakat Ödülü” plaketini, kimseye çaktırmadan çantasına koyar. Ne olur ne olmaz; salı sabahları koliye her şey sığmıyor.