İnsan Kaynakları Direktörü Handan Hanım kahvesinden bir yudum almıştı ki ekranında bir SGK e-rapor bildirimi parladı: dınk.

Pazartesi sabahı, Levent’teki plazanın yirmi ikinci katında klima buz gibi üflüyordu. Rapor Kıdemli Finansal Danışman Deniz’e aitti. Tanı: tükenmişlik ve ağır stres tepkisi. İstirahat: on iş günü. Raporu uzman bir psikiyatrist vermişti.

Handan Hanım kupayı masaya sertçe bıraktı.

“Tükenmişlik mi? Bu da nereden çıktı?”

Kıdemli İK uzmanı Selim başını öne eğdi. “Deniz üç aydır her gece yarısı ofisteydi Handan Hanım. Haftada yetmiş beş saat faturalanabilir iş üretti. Dün akşam açık ofiste panik atak geçirdi, ambulans çağırdık.”

“Herkes stresli Selim. Haftaya Londra denetimi var, o modelleri kim kapatacak? Psikiyatri raporu şirketin itibarını zedeler. Çağırın Deniz’i, bir orta yol bulacağız.”

Handan Hanım için önemli olan, bilançodaki risk katsayısıydı. Psikiyatri raporları o tabloda çok çirkin duruyordu.

Hukuk masasında kırmızı alarm

Hukuk masasında ise panik vardı. 4857 sayılı İş Kanunu sağlık izinlerini korur; işverenin sağlık nedeniyle fesih sınırlarını 25. madde çizer. İşveren, onaylı bir istirahat raporunu tek taraflı iptal edemez; çalışanın sağlığını gözetmekle de yükümlüdür. Deniz işten ayrılıp dava açarsa kıdem tazminatı, ödenmemiş fazla mesai alacakları ve manevi tazminat talebi masaya gelebilirdi. Hukukçuların kaba hesabına göre fatura 1,5 milyon TL’yi bulabilirdi.

İK’nın acilen bir savunma kalkanına ihtiyacı vardı. Çözüm, plazaların son yıllardaki en sevilen icadıydı: “Kurumsal Esenlik ve Yaşam Koçluğu Programı.”

Psikiyatrist ilaç yazar, istirahat verir, hastayı iş ortamından uzaklaştırır. Yaşam koçu ise çalışana stresin zihnindeki bir seçim olduğunu anlatır. Böylece sorun şirketin iş yükünde değil, çalışanın nefes almayı bilmemesinde aranır.

Handan Hanım telefonu kaldırdı. “Pelin Hanım’ı bağlayın. Şu ünlü yaşam koçunu.”

Cam odada pazarlık

Ertesi gün Deniz İK katındaki cam odaya geldi. Gözlerinin altı simsiyahtı, elleri titriyordu. Handan Hanım onu kapıda kollarını açarak karşıladı.

“Denizciğim! Canım benim, çok geçmiş olsun!”

“Teşekkürler, pek iyi değilim. Doktorum acil dinlenme verdi.”

“Elbette dinlen. Ama psikiyatri raporu ağır bir adım. Siciline bu kodun işlenmesini ister misin? İleride başka bir şirkete geçmek istersen karşına çıkar.”

“Beni tehdit mi ediyorsunuz?”

“Aşk olsun! Kariyerini düşünüyorum.”

Masaya parlak kuşe kâğıda basılmış bir broşür uzattı. Kapakta lotus çiçeği ve meditasyon yapan bir kadın vardı.

“Raporu geri çekelim. Anlaşmalı yaşam koçumuz Pelin Hanım’la beş seans yap. Haftada iki gün mindfulness nefes terapisi de bizden hediye. Lavanta aromalı bir stres topu bile var.”

“İş yüküm ne olacak?”

“Zaman yönetimiyle aşacaksın tatlım.”

“Yani yine haftada yetmiş saat mi?”

“Ama bu sefer stresini yöneterek!”

Stresi bir hediye olarak kucakla

Perşembe günü yedinci kattaki dinlenme odasında tütsüler yakılmıştı, oda lavanta ve adaçayı kokuyordu, fondan bir su şırıltısı geliyordu. Pelin Hanım keten beyaz elbisesiyle minderde bağdaş kurmuştu. Deniz karşısındaki mindere, ağrıyan beliyle eğreti oturdu.

“Deniz, şu an evrenle olan frekansın çok düşük.”

“Pelin Hanım, günde dört saat uyuyorum.”

“Uyku zihnin bir illüzyonudur.”

“Kalbim sıkışıyor ama.”

“Çünkü kalbin şirketin bolluk enerjisine direniyor. İş yükü sana evrenin sunduğu bir gelişim hediyesi.”

“Haftada yetmiş beş saat kölelik bu!”

“Kelimelerini dönüştür. Kölelik deme, deneyim de.”

“Dün gece acilde serum yedim.”

“Harika! Bedenin eski travmaları dışarı atıyor. Şimdi burnundan nefes al. Dört saniye tut, sekiz saniyede ver.”

“Nefes alırsam Excel tabloları kendi kendine kapanacak mı?”

“Akışa güvenirsen her şey çözülür.”

Pelin Hanım seans başına 8.000 TL alıyordu. Şirket bu tiyatroya para dökmeye hazırdı ama Deniz’in yükünü hafifletecek bir uzman daha işe almaya yanaşmıyordu. Koçluk faturası masraf yazılırdı; yeni personel kalıcı bir maliyetti.

Dört yüz on iki e-posta

Seanstan sonra Deniz masasına döndü. Başındaki zonklama iki katına çıkmıştı. Outlook’ta kırmızı bir sayı parlıyordu: 412. Müdürü Faruk Bey elinde iki parmak kalınlığında bir dosyayla masanın başında bitti.

“Seans bitti mi? Güzel, rahatlamışsındır. Şu konsolide raporu akşama bitir.”

“Faruk Bey, ben raporluyum normalde.”

“Handan Hanım’la konuştuk, koçluk alıyormuşsun. Negatif enerjiyi bırak. Pelin Hanım senin için çok umutlu. Akışa bırak kendini, modelleri 22.00’ye kadar tamamla.”

Dosya masaya güm diye düştü. Nefes terapisi altmış saniyede çöktü. Evren Deniz’i kurtarmaya gelmemişti.

Gerçek nefes terapisi

Deniz on dakika hareketsiz oturdu. Sonra çantasından beyaz bir A4 kâğıdı çıkardı ve kısa cümlelerle yazdı: Aşırı iş yükü sağlığımı bozmuştur. İş Kanunu’nun 24. maddesi gereği sözleşmemi feshediyorum. Tazminat haklarımı saklı tutuyorum.

İmzaladı, Handan Hanım’ın odasına kapıyı çalmadan girdi ve kâğıdı cilalı ceviz masanın ortasına bıraktı.

“Bu nedir Deniz?”

“Gerçek nefes terapim Handan Hanım.”

“Delirdin mi? Tazminatını yakacaksın!”

“Avukatım yarın ihtarnameyi çekiyor.”

“Pelin Hanım’la dört seansın daha vardı!”

“Kalan seansları Faruk Bey’e verin.”

Deniz laptopunu kapattı, sırt çantasını omzuna taktı. Açık ofisteki arkadaşları ekranlarına gömülmüştü; kimse başını kaldırmadı. Turnikeden geçerken telefonundaki iş gruplarını tek tek sessize aldı, sonra hepsinden çıktı. Büyükdere Caddesi’nde hafif bir sonbahar yağmuru çiseliyordu. Ciğerlerini havayla doldurdu. Dört saniye tutmadı, sekiz saniyede vermedi. Hayatında ilk kez kimsenin talimatıyla nefes almıyordu.