Levent’te bir kulenin on altıncı katında kırmızı kadife bir torba elden ele geziyor. İK ekibi masaları neşeyle dolaşıyor; kurumsal jargon buna “Secret Santa” diyor, bizim plazada adı gizli gerilim. Kurallar panoda asılı: “Hediye bütçe limiti: Maksimum 200 TL.”
Saat 11.30’da boynunda plastik geyik boynuzlu taç olan kıdemli İK uzmanı Melis, torbayı genç denetim asistanı Emre’ye uzatır.
“Emreciğim, çek bakalım şansına kim gelecek!”
Emre katlanmış beyaz kâğıdı açar ve rengi atar. Kâğıtta tek bir isim vardır: “Kıdemli Ortak & Ülke Başkanı Hikmet Karadağ.” Aylık geliri en az 650.000 TL olan, otoparka her sabah siyah Porsche’siyle yanaşan, kolunda yarım milyon liralık Rolex taşıyan, kış tatilini İsviçre’de yapan Hikmet Bey.
“Melis, ben bunu değiştirebilir miyim?”
“Aaa asla! Kural kuraldır. Kaderine razı ol.”
“Ne alacağım ben bu adama? Kahvesini bile gümüş fincanda içiyor.”
“Limit 200 TL tatlım. Yaratıcı ol biraz. Bir anı kalsın senden.”
“Benden kalan anı işten kovulmam olmasın?”
Emre kâğıdı cebine tıkar. Koridorun sonundaki köşe odada Hikmet Bey telefonda bağırarak İngilizce konuşmaktadır. Milyon dolarlık fonları yöneten bu adama iki yüz liraya ne alınır?
İki yüz liralık çaresizlik
2026 Türkiye’sinde iki yüz lira iki filtre kahve parasıdır. Emre hafta sonunu Kadıköy ve Beşiktaş sokaklarında harcar. Akmar Pasajı’nda ithal sanat kitapları 2.500 TL’den başlar. Puro dükkânında tek bir Küba purosu 1.800 TL’dir. Basit bir deri anahtarlık bile 450 TL.
Pazar gecesi Emre bilgisayarın başına oturup Trendyol’a yazar: “Erkek kurumsal hediye 200 TL altı.” Fiyata göre sıralar. Bambu kapaklı termoslar, plastik masa takvimleri ve milyonlarca beyaz porselen kupa. Üzerinde “World’s Best Boss” yazan bir kupa bulur: 119 TL. Yanına sarı geyik desenli bir çift kırmızı yılbaşı çorabı ekler: 79 TL. Toplam 198 TL, limitin tam iki lira altı. Ödemeyi yapar. Porsche kullanan adama 79 liralık naylon çorap verecektir.
Çam ağacının dibinde
28 Aralık, saat 16.00. Açık ofisin ortasına sarı simlerle sarılmış plastik bir çam ağacı kurulmuş, hoparlörden kısık sesle caz çalıyor, masalarda cips ve gazoz. Ağacın dibi paketlerle dolu.
Hikmet Bey salona İtalyan kaşmir boğazlı kazağıyla, üstüne sinmiş puro kokusuyla girer. Elinde lüks bir mağazanın kurdelesiyle bağlanmış devasa gümüş bir kutu vardır; ağacın altına gururla bırakır. Emre ise beton kolona yaslanmış, kendi paketini pardösüsünün altına saklamaktadır. Paket, gazete kâğıdını andıran bir hediye kâğıdına sarılmış, üstüne kırmızı bir fiyonk yapıştırılmıştır. Uzaktan bağırır: “Ben 200 liralığım!”
Melis mikrofona vurur. “Evet arkadaşlar, büyük an geldi!”
İlk hediyeyi Hikmet Bey verir. Ona stajyer Zeynep çıkmıştır.
“Zeynepciğim, güle güle kullan. Gençlerin teknolojiye ihtiyacı var.”
Kutudan son model bir Apple Watch çıkar. Salonda çığlık kopar: “Hikmet Bey yine büyüklüğünü gösterdi!” Limit 200 TL’dir, ama patronlar için limit bir tavsiyedir.
“Şimdi sıra Hikmet Bey’in hediyesinde! Kim aldı acaba?”
Emre, darağacına yürüyen bir mahkûm gibi kalabalığın arasından sıyrılır.
“Ben aldım. Umarım beğenirsiniz Hikmet Bey. Bütçe kuralına sadık kaldım.”
“Aaa Emre! Genç denetçimiz. Bakalım bana ne seçtin.”
Hikmet Bey paketin hafifliğinden şüphelenir, kâğıdı yırtar. Beyaz porselen kupa belirir: “World’s Best Boss.” Salonda çıt çıkmaz, caz bile susmuş gibidir. Hikmet Bey kupayı parmağına takıp havaya kaldırır; gülümsemesi yüzünde asılı kalır. Sonra kutunun dibine bakar ve sarı geyikli kırmızı çorapları iki parmağıyla dışarı çeker. Etiketi koparılmış ama yapışkan izi duruyor.
“Çok… çok enteresan bir konsept Emre.”
“Çoraplar da kışın ayaklarınızı sıcak tutar diye düşündüm.”
“Harika düşünmüşsün. Çok pragmatik bir yaklaşım.”
Kıdemli müdürler başlarını öne eğer. Bir direktör yardımcısı fısıldar.
“Çocuk bitti. Patrona çorap mı verilir yahu?”
“En azından bir kravat alsaydı.”
“İki yüz liraya kravat mı kaldı be adam?”
Hikmet Bey kupayla çorapları kutuya tıkıştırıp masanın kenarına bırakır. “Neyse arkadaşlar, yeni yılımız kutlu olsun. Ben bir telefona bakayım.” Partinin neşesi onunla birlikte çıkar. Emre köşesine çekilip ılık kolasını diker; yanına kimse yaklaşmaz. Kurala uyan tek kişi odur ve salonda bunu kimse affetmemiştir.
Ertesi sabah
Yılın son iş günü, ofis yarı boş. Gece boyunca rüyasında Hikmet Bey’in ona geyikli çorap fırlattığını gören Emre erkenden gelir. Kahve almaya giderken köşe odanın önünde temizlik arabasını görür. Recep Efendi metal çöp kovasını koridora çıkarmaktadır. En üstte, kulpu kırılmış beyaz bir kupa durur; altında, naylon poşeti bile açılmamış kırmızı geyikli çoraplar.
Recep Efendi omuz silker. “Emre Bey, patron bunları masada bırakmış. At dedi bana.”
“At Recep,” der Emre. Sonra eğilip çorapları kovadan çeker ve cebine koyar. Kışın ayakları sıcak tutarlar; bunu Hikmet Bey’e de söylemişti.



