Kalibrasyon Sabahı
Ocak ayının ilk salı sabahı, Levent’te bir plazanın 14. katı. Dışarıda dondurucu bir ayaz var; gri camların ardında kış sisi yükseliyor. İçeride herkes sessizce ekranına kilitlenmiş.
Kıdemli Pazarlama Uzmanı Cansu toplantı odasından yeni çıktı. Yüzü kireç gibi. Üç aydır beklenen terfi listeleri açıklandı. Cansu dört yıldır bu unvan için hafta sonları ajans brifingi yazmış, gece yarıları kampanya bütçesi kovalamıştı. Ama “Grup Pazarlama Müdürü” koltuğu, İcra Kurulu Başkanı’nın altı aylık yeğeni Alp’e verildi. Sunumlarda tek bir metriği açıklayamayan Alp koridorda sırıttı:
“Cansu’cum, birlikte harika sinerjiler yakalayacağız. Yeni vizyonumu pazartesi sunarım.”
Cansu kabanını askıdan aldı. Yan masadaki Begüm fısıldadı:
“Ne oldu? Listeler açıklandı mı?”
“Alp almış. Dört yıldır beklediğim koltuğu dün gece bağlamışlar.”
“Resmen gasp bu. Peki sen ne yapacaksın?”
“Burada durmam imkânsız Begüm. Soluduğum hava zehir gibi.”
“Sakin ol. Fevri davranma.”
Cansu dizüstünün kapağını sertçe kapattı.
“Ben bu şirkete sağlığımı verdim Begüm. Şimdi onlar düşünsün.”
Kafasında tek bir plan vardı.
Kadıköy’de Teşhis
Saat 11.45, Kadıköy’de ara sokaktaki özel bir tıp merkezi. Cansu Fizik Tedavi polikliniğine adımlarını bilerek yavaşlatıp, sağ eli belinde girdi.
“Hocam, sabah yataktan kalkamadım. Belimden sol bacağıma korkunç bir sızı vuruyor. Plaza koltuğunda oturmaktan omurgam kilitlendi.”
Doktor beline bastırdı.
“Burada batma var mı?”
“Ah! Tam orası hocam. Nefesim kesiliyor.”
Doktor Medula’ya tanı kodunu girdi: M54.5, bel ağrısı.
“Ağır kas spazmı oluşmuş. Masa başı çalışmanız şu aşamada sakıncalı. Size tam istirahat yazıyorum.”
“Kaç gün hocam?”
“On dört gün. İlaçlarınızı düzenli alın, ağır kaldırmayın, bol bol yatak istirahati yapın.”
Cansu ıslak imzalı kâğıda baktı: “14 Gün İstirahat Uygundur”.
Tıp merkezinin kapısından çıkar çıkmaz Cansu’nun beli düzeldi. İK’ya ve yöneticisine raporun fotoğrafıyla bir e-posta yolladı: “Nükseden bel rahatsızlığım sebebiyle 14 gün hekim raporluyum. Bilgilerinize sunarım.” Ardından havayolunun uygulamasını açtı. Bodrum, tek yön, 16.20 uçağı, koltuk 4A.
Close Friends
Ertesi gün öğleden sonra Yalıkavak’ta bir beach club’ın ahşap iskelesi. Güneş Ege’nin üzerinde altın sarısı, fonda deep house. Cansu keten gömlek ve devasa güneş gözlükleriyle şezlonga uzanmış, elinde 1.200 liralık buzlu bir Margarita. Kalibrasyon toplantıları, Excel çan eğrileri çok uzaktaydı.
“Başka bir arzunuz var mı efendim?”
“Yok teşekkürler. Hayat gayet güzel.”
Günbatımını, kokteyli ve masmavi denizi kadraja aldı. Üstüne yazdı: “Hakkım olanı almaya geldim. Ruhsal detoks zamanı ☀️🍸” Çok dikkatli olduğunu sanıyordu; paylaşımı herkese açık yapmadı, yalnızca “Yakın Arkadaşlar”ı seçti.
Unuttuğu tek bir detay vardı. Listede eski stajyeri, şimdi İK uzmanı olan Melis de vardı. Ve Melis’in sadakati arkadaşlığa değil, bordroya bağlıydı.
İK’da Yeşil Halka
Saat 17.02’de Melis kahvesini yudumlarken yeşil halkalı hikâyeyi gördü ve ekranı büyüttü: şezlong, deniz, kokteyl, güneşlenen bacaklar.
“Vildan Hanım, bir saniye bakar mısınız? Cansu Hanım. Bel fıtığından yataktan kalkamıyordu ya… Şu an Yalıkavak’ta kokteyl içiyor.”
İK Direktörü Vildan Hanım’ın gözleri parladı.
“Hemen ekran görüntüsü al! Ekran videosu da kaydet. Tarih ve saat görünsün.”
Ardından hukuk müşaviri Selim Bey’i aradı.
“Selim Bey, raporla tatile kaçan bir çalışanımız var. Plajdan canlı yayın yapıyor.”
“Harika bir delil Vildan Hanım. Hemen noter tespiti yaptıralım.”
Bel ağrısı raporu, dakikalar içinde Cansu’nun boynuna dolanan bir ilmeğe dönüştü.
Madde 25/II
Cuma sabahı Cansu butik otelin bahçesinde serpme kahvaltıdayken e-postasına Vildan Hanım’dan bir yazı düştü: “Yazılı Savunma Talebi ve Sağlık Raporu Denetimi Hakkında.” Kahve fincanı halıya devrildi.
“Yatak istirahati öngörülen raporlu döneminizde Bodrum’da tatil yaptığınız tespit edilmiştir. Bu eyleminiz 4857 sayılı İş Kanunu madde 25/II-e kapsamında doğruluk ve bağlılığa aykırı davranış ile işverenin güvenini kötüye kullanma niteliğindedir.”
Cansu panikle Vildan Hanım’ı aradı. Telefon üçüncü çalışta açıldı; ses kutup soğuğu gibiydi.
“Vildan Hanım, büyük bir yanlış anlama var. Doktor bana deniz havası iyi gelir dedi.”
“Cansu Hanım, biz çocuk değiliz. Raporlu dönemde tatile gitmek bize göre sadakat borcunun ağır ihlalidir.”
“Ama Vildan Hanım…”
“Aması yok Cansu Hanım. Sizi pazartesi hakem hastaneye sevk ediyoruz. Rapor gerçeğe aykırı çıkarsa suç duyurusunda bulunur, sizi tazminatsız çıkarırız.”
Telefon kapandı. Dört yıllık kıdem Yalıkavak iskelesinde buharlaşmaya başladı.
Kahverengi Koli
Cansu pazartesi ilk uçakla döndü. Hakem hastaneye girmeyi göze alamadı; tıp merkezindeki hekim de kaşesini kaybetmekten korkup paniğe kapılmıştı. İK odasında istifa protokolü hazırdı. Yaklaşık 650.000 TL’lik kıdem tazminatı masada kaldı; karşılığında siciline SGK Kod 46 işlenmeyecekti.
Oysa dosya mahkemeye gitseydi sonuç bu kadar net olmayabilirdi. Mahkemeler bu tür davalarda raporlu dönemdeki faaliyetin iyileşmeyi geciktirip geciktirmediğine bakar, her dosyayı kendi koşullarında değerlendirir. Ama Cansu o kavgaya girmeyi göze alamadı. Eşyalarını kahverengi bir koliye topladı ve başı önde çıktı.
Şimdi Kadıköy’de bir kafede iş ilanlarına bakıyor. Önünde buzlu Americano eriyor. Instagram’da yeni bir “Yakın Arkadaşlar” listesi oluşturdu. Listede tek kişi var: Cansu.



