Şirketin Bedava Promosyon Sırt Çantasıyla Gezen Kıdemliler Sendromu
İşe giriş oryantasyonunda verilen naylon sırt çantasını hafta sonu AVM'sine, pazar kahvaltısına ve tatile bile sırtlayan yedi yıllık kıdemlinin patolojik kurumsal aidiyeti.
sirketin-bedava-promosyon-sirt-cantasiyla-gezen-kidemliler-sendromu
Pazar sabahı saat tam 10.15. Bebek sahil şeridi.
Boğaz’dan serin bir esinti vuruyor. Martılar simit peşinde süzülüyor.
Hafta sonu koşucuları, köpek gezdirenler ve kahvaltıya giden aileler kaldırımı doldurmuş.
Herkes sivil kıyafetler içinde. Keten gömlekler, spor ayakkabılar, güneş gözlükleri.
Fakat kalabalığın ortasında bir silüet anında göze çarpıyor.
Kıdemli Denetim Müdürü Alperen sahilde yürüyor.
Üzerinde gri bir spor ceket var. Fakat sırtında devasa, siyah bir naylon sırt çantası asılı duruyor.
Çantanın tam ortasında parlayan beyaz nakışlı bir logo duruyor:
“GLOBAL FINANS & RISK COZÜMLERI A.S. - BIRLIKTE GELECEGE”.
Alperen mesaide değil. Pazartesi sabahı Maslak’ta toplantıya gitmiyor.
Sadece pazar kahvaltısına poğaça almaya gidiyor.
Fakat sırtındaki promosyon çantayı evde bırakmayı aklının ucundan bile geçirmiyor.
I. Pazar Sabahı Bebek Sahili: Naylon Logo İstiridyesi
Alperen’in omzundaki o naylon kütle, sıradan bir çanta değildir.
Yüzde 100 kalitesiz imperteks polyester kumaştan üretilmiştir.
Güneşte kaldığında plastik kokusu yayar. Yağmurda hemen dikiş yerlerinden su sızdırır.
Fakat Alperen için o çanta deriden veya dünyaca ünlü markalardan çok daha değerlidir.
Çünkü o çanta bedavadır. Kurumsal oryantasyon paketinin kutsal bir parçasıdır.
Fırından iki açma, bir simit alır. Naylon poşeti çantanın laptop bölmesine dikkatle sokar.
Yan fileli cebinde ise şirketin dağıttığı mat siyah çelik termos takılıdır.
Termosun üzerinde yine aynı logo vardır. Soyulmuş beyaz harflerle “Risk Yönetimi” yazar.
Bebek Kahvesi’nin önündeki kuyrukta beklerken arkasındaki çift Alperen’i inceler.
Genç kadın sevgilisinin kulağına fısıldar:
— “Mert baksana, adam pazar sabahı Bebek’te iş çantasıyla geziyor.”
— “Finansçıdır o hayatım. Bunlar şirketi ruhuna kazır.”
— “Çantanın askısını zımbalamış bir de, görmüyor musun?”
Alperen bu fısıltıları fark etmez bile. Çantasının askılarını iki eliyle göğsüne doğru sıkar.
Kendini güvende hisseder. Şirket logosu sırtını kurşun geçirmez bir zırh gibi korumaktadır.
Kurumsal aidiyet, şahsi kimliğini tamamen yutmuştur.
II. Onboarding Kitinin Kutsal Emaneti: 100 Derece Polyester
Bu trajedi tam yedi yıl önce başladı.
Alperen şirkete ilk adımını attığı gün, masasında kırmızı bir kurdeleyle sarılı karton koli buldu.
O koli “Welcome Kit” adını taşıyordu.
İçinden şunlar çıktı:
Plastik bir mavi tükenmez kalem.
Çizgili suni deri kurumsal ajanda.
Üzerinde şirket sloganı yazan bir stres topu.
Ve işte o siyah imperteks sırt çantası.
O gün İK uzmanı Pelin Hanım gözlerinin içine bakarak konuşmuştu:
— “Alperencim, bu çanta senin artık ikinci evin olacak.”
— “Her an çevik kalman için tasarlandı.”
— “Laptopunu içine koy, hibrit çalışmanın tadını çıkar.”
Alperen o sözleri bir askeri emir gibi benimsedi.
O günden beri o çanta Alperen’in sırtından hiç inmedi.
İlk iki yıl Maslak metro hattında eskidi.
Üçüncü yıl kıdemli müdür olunca ana fermuarı bozuldu.
Bir ataş yardımıyla fermuarı tutturdu.
Dördüncü yıl çantanın sol alt köşesi delindi. Alperen içine siyah koli bandı yapıştırdı.
Fakat yeni bir çanta satın almadı. Almayı teklif edenlere düşmanca baktı.
Çünkü para verip çanta almak ona göre büyük bir günahtı. Şirket bedava vermişti.
Geçen ay ekibe yeni bir junior analist katıldı: Can.
Can ilk gün sırtında üç bin liralık su yeşili Herschel çantayla geldi.
Alperen çocuğu hemen yanına çağırdı. Çantayı işaret etti:
— “Can bu çanta ne böyle?”
— “Kişisel sırt çantam Alperen Bey.”
— “Bırak bu hevesleri Can. Burası kurumsal bir plaza.”
— “Şirketin verdiği çantayı neden takmıyorsun?”
— “Alperen Bey onun askısı omuzlarımı kesiyor.”
— “Kessin! Alışacaksın! O acı sana kurumsal disiplin kazandırır.”
— “Ayrıca kurumsal aidiyet her şeyden önce gelir.”
— “Yarın o yeşil çantayı evde bırak, şirket çantanla gel.”
Can şaşkınlıkla baktı. Fakat itiraz edemedi.
Ertesi gün Can da o siyah naylon tabuta teslim oldu.
Alperen akşamları spor salonuna gittiğinde bile aynı çantayı taşır.
Soyunma odasında lüks spor çantalarının arasına kendi naylon kütlesini fırlatır.
İçinden terli tişörtünü çıkarır. Yan gözle diğer üyelere bakar:
“Görün işte, ben dev bir holdingde denetim müdürüyüm.”
Çanta onun gözünde bir CV özetidir. Kartvizitini sırtında gezdirmektedir.
III. Zorlu Center Yemek Katında Bedava Sırt İlanı
Cumartesi akşamı saat 19.30. Zorlu Center restoranlar katı.
Alperen eşi Burcu ile birlikte İtalyan lokantasına oturmuştur.
Herkes şık kıyafetleriyle kadeh kaldırmaktadır.
Alperen montunu çıkarır. Altındaki ince trikonun arkası sırılsıklamdır.
Çünkü kalitesiz naylon kumaş sırtı hiç hava aldırmaz. Vücut ısısını fırın gibi içeri hapseder.
Eşi Burcu masada derin bir iç çeker. Çatalını tabağa bırakır: Şangır!
— “Alperen, gerçekten rica ediyorum.”
— “Efendim aşkım, ne oldu yine?”
— “Bu çantayı buraya getirmek zorunda mıydın?”
— “Neden getirmeyeyim Burcu? İçinde eşyalarımız var.”
— “Rezillik bu Alperen! Bütün mekan sana bakıyor!”
— “Sırtında devasa ‘Global Risk Çözümleri’ yazıyor.”
— “Romantik yemeğe geldik, şirket genel kuruluna değil!”
Alperen çantayı sandalyenin kolçağına asmaya çalışır.
Fakat çantanın içi doludur. Termos, şemsiye, şarj aleti derken ağırlığı yedi kiloyu bulur.
Sandalye ağırlığı taşıyamaz, arkaya doğru devrilir: Güm!
Masadaki zeytinyağı şişesi devrilir. Garson koşarak gelir.
Alperen çantayı hemen kucağına alır. Adeta kundaktaki bir bebek gibi bağrına basar.
— “Bir şey olmadı garson bey, çanta kaydı sadece.”
— “İçinde hırkam vardı Burcu, klima çok üflüyordu.”
— “Kendine normal bir deri çanta alsana artık!”
— “Burcu delirdin mi sen? Deri çantalar beş bin lira!”
— “Bu çanta sapasağlam. Yağmur geçirmez, leke tutmaz.”
IV. ‘Başka Çantan Yok mu Hayatım?’: Aile İçi Kriz
Bu sendrom sadece AVM ile sınırlı kalmaz.
Alperen geçen yaz Bodrum tatiline de aynı çantayla gitti.
Yalıkavak marinasında lüks yatların önünde yürüdü.
Sırtında yine o siyah, terleten naylon çanta vardı.
Hatta plaja bile o çantayla indi. Şezlongun kenarına gururla koydu.
Kuma kumaşın içine battı, tuzlu deniz suyu fermuarı kireçletti.
Fakat Alperen vazgeçmedi. Güneş kremini bile laptop gözünden çıkardı.
Kayınvalidesinin pazar kahvaltısına gittiğinde bile çanta kapı girişindedir.
Kayınpederi emekli albay Kemal Bey kapıda çantayı görür:
— “Oğlum yine mi tatbikata geldin?”
— “Yok Kemal amca, arabada bırakmak istemedim.”
— “Bagajda hırsızlık oluyor bu aralar, şirket emaneti.”
— “İçinde ne var ki oğlum?”
— “Yedek şarj adaptörüm ve şirket ajandası.”
Kemal Bey başını sallar. Damadının iflah olmaz bir kurumsal bağımlı olduğunu anlar.
Kemal Bey çayından bir yudum alır:
— “Oğlum sana doğum gününde deri bir Samsonite alayım ben.”
— “Sakın alma Kemal amca, vallahi bozuşuruz.”
— “Neden oğlum? Adam gibi bir şey taşı sırtında.”
— “Kemal amca o çantalara patronlar takıyor.”
— “Ben sahadayım, operasyondayım.”
— “Benim sırtım terleyecek ki şirket kazansın.”
— “Bu çanta bana işçi olduğumu hatırlatıyor.”
Alperen ise bu durumdan gurur duyar.
O çanta onun kurumsal aidiyet madalyasıdır.
Kendini sadece o logoyla tanımlayabilmektedir.
Logoyu çıkardığı an geriye bomboş bir sivil kalacaktır.
Hafta sonları bile evde otururken çantayı ara sıra yoklar.
İçindeki kurumsal tükenmez kalemin basma düğmesine tıklar: Çıt, çıt.
O ses ona yaşadığını hissettirir.
Şirket yoksa Alperen de yoktur.
Çanta yoksa Alperen sadece bir gölgedir.
V. Antalya Kampı Fiyaskosu: Yüz Elli Tane Aynı Çanta
Bu patolojinin doruk noktası geçen kış Antalya’daki yıllık şirket kampında yaşandı.
Beş yıldızlı otelin lobisine üç yüz çalışan aynı anda girdi.
Ve çalışanların yarısının sırtında tamamen aynı çanta vardı.
Aynı siyah imperteks. Aynı beyaz nakışlı logo. Aynı fermuar tutamacı.
Seminer bittiğinde lobideki koltukların üzerine yüz elli adet aynı çanta bırakılmıştı.
Alperen kahve arasından döndü. Çantasını almak için koltuğa uzandı.
Fakat hangisi kendisininkiydi?
Çantayı açtı. İçinden pembe bir makyaj çantası ve astım spreyi çıktı.
— “Bu benim değil!”
Yanındaki direktör yardımcısı bağırdı:
— “Benim çantam nerede? İçinde denetim raporu vardı!”
Bir diğer uzman çığlık attı:
— “Biri benim çantamı almış! İçinde özel ilaçlarım vardı!”
Lobide tam bir arbede yaşandı.
İnsanlar çantaları koklayarak, fermuarındaki ataşlara bakarak kendi eşyasını aradı.
Alperen kendi çantasını sol alt köşesindeki siyah koli bandından tanıdı.
Hemen göğsüne bastırdı:
— “Buldum! Benimki burada!”
O gün bile hiç kimse “Acaba kendimize şahsi bir çanta alsak mı?” diye sormadı.
Çünkü bedava çanta aşkı, kurumsal aklın çok ötesindeydi.
VI. Kişiliğin Şirket Envanterine Devri
Pazar akşamı saat 21.30.
Alperen evinin koridorunda durur.
Sırt çantasını vestiyere asmaz.
Çalışma odasındaki masanın hemen yanındaki sandalyeye yerleştirir.
Fermuarını açar: Cııızz!
İçindeki simit kırıntılarını ıslak mendille dikkatle temizler.
Bilgisayarını içine yerleştirir. Şarj kablosunu sarıp fileli cebe sokar.
Yarın sabah saat 07.45’te Maslak servisine binecektir.
Aynı çanta yine omuzlarında olacaktır.
Metrobüs turnikelerinde arkadaki yolcunun göğsüne çarpacaktır.
Asansörde diğer insanların montlarına sürtünecektir.
Fakat Alperen asla utanmayacaktır.
Çünkü o bağımsız bir birey değildir.
O, sırtında taşınan 40x30 santimetre ebatlarında naylon bir kurumsal reklam panosudur.
Kendi kişiliğini şirketin amortisman listesine devretmiştir.
Gece yatağa girdiğinde bile çantasını görebileceği bir açıda uyur.
Çünkü rüyasında çantanın kaybolduğunu görürse kabusla uyanır.
Kabusunda kendini sırtı çıplak, logosuz ve savunmasız bir sivil olarak görür.
O kabustan kan ter içinde fırlar.
Elini uzatır. Sandalyedeki sert imperteks kumaşa dokunur: Hışır.
Derin bir nefes alır:
— “Çok şükür, buradaymış.”
— “Hala bu şirketin bir parçasıyım.”
Ve bu esaretten kurtulması için tek bir şansı vardır:
Şirketin yeni yıl hediyesi olarak tekerlekli promosyon bavul dağıtması.
O gün gelene kadar, Alperen o naylon tabutu sırtında gururla taşımaya devam edecektir.
Bebek sahilinde, Zorlu’da veya Bodrum marinasında.
Bedava naylonun esiri olan bir kıdemli olarak sonsuza kadar yürüyecektir.