Toplantıda 'Sözü Fazla Uzatmadan' Deyip Kırk Beş Dakika Konuşan Direktör Vakası
Cuma saat 17.30'da atılan acil durum daveti, 'İki kelam edip herkesi evine yollayacağım' vaadiyle başlayan ve 74 slaytlık vizyon monoloğuna dönüşen mesai gaspının anatomisi.
toplantida-sozu-fazla-uzatmadan-deyip-kirk-bes-dakika-konusan-direktor
Saat tam 17.28. Maslak Spine Tower 24. kat.
Dışarıda gri bir İstanbul sisi var. Büyükdere Caddesi kilitlenmeye başlamış. Arabaların kırmızı fren lambaları zincirleme yanıyor.
Ofis içinde ise tatlı bir telaş hakim. Çantalar toplanmış, montlar fermuarlanmış. Herkes saat 18.00 ziline odaklanmış.
Tam o anda ekranların sağ alt köşesinde bir pencere belirir.
Outlook bildirimi: Kırmızı renkli ünlem işareti.
Konu: “Haftalık Kapanış & Stratejik Hizalanma - Acil Sync”.
Gönderen: Operasyon Direktörü Ergun Bey.
Başlangıç saati: 17.30. Bitiş saati belirsiz.
Açık ofiste eşzamanlı bir inilti yükselir. Masalardaki omuzlar çöker. Klavyelere hırsla vurulur.
Toplantı odası “Bosphorus-3” kapısı hızla açılır. İçerideki cam masanın etrafında on iki kişi toplanır.
I. Cuma 17.28 Pususu: Outlook Takviminde Kırmızı Alarm
Odadaki hava ağırdır. Havalandırma motoru uğuldamaktadır.
Ergun Bey masanın başına kurulur. Önünde deri kaplı defteri ve paslanmaz çelik termosu vardır.
Gözlerini kısarak ekibe bakar. Yüzünde yapay bir şefkat tebessümü belirir.
— “Arkadaşlar herkes burada mı?”
— “Tuğçe henüz bağlanamadı Ergun Bey.”
— “Beklemeyelim, vaktimiz çok kıymetli.”
Ergun Bey saatine bakar. Ardından ellerini masaya vurur: Pat!
— “Biliyorum, cuma akşamı.”
— “Herkesin planı var, hafta sonu bekliyor.”
— “Sözü hiç uzatmayacağım.”
— “İki kelam edip hemen toparlayacağım.”
— “On beş dakikada herkesi evine salıyorum.”
Bu sözler odaya zehirli bir gaz gibi yayılır. Çünkü deneyimli plazalılar bu cümleyi çok iyi tanır.
Plazada bir direktör “sözü uzatmayacağım” diyorsa, geçmiş olsun. O toplantı asla vaktinde bitmez.
Kıdemli uzman Cem yanındaki arkadaşına fısıldar:
— “Tarih tekerrür ediyor Mert.”
— “Saat kaça kadar buradayız sence?”
— “En az 18.30. Kadıköy feribotum yandı.”
— “Benim Yenikapı hızlı feribotu vardı, yalan oldu.”
Ergun Bey HDMI kablosunu dizüstü bilgisayarına takar.
Dev duvardaki projektör perdesi parıldar: Bip!
II. ‘High-Level Geçiyorum Arkadaşlar’: Slayt 1/74 Tuzağı
Perdede ilk slayt belirir: “2027 Q3 Global Ekosistem Dönüşümü”.
Alt köşede küçük gri rakamlar dikkat çeker: “1 / 74”.
Odadaki oksijen bir anda tükenir. Cem koltuğuna gömülür.
On iki çalışan aynı anda sağ alt köşedeki “74” sayısını görür. Yüzler kireç gibi solar.
Ergun Bey lazer işaretçiyi eline alır. Kırmızı nokta haritanın üzerinde gezinir.
— “High-level geçiyorum arkadaşlar, detaylara boğulmayalım.”
— “Bu slayt aslında bizim varoluşsal hikayemiz.”
— “2018 yılında Singapur ofisinde bir kahve içiyordum.”
— “O kahveyi içerken şunu fark ettim…”
Hikaye başlar. Ne Singapur kalır ne 2018.
Ergun Bey kendi gençlik hatıralarına dalar. Eski genel müdürünün kendisine verdiği tavsiyeleri anlatır.
Saat 17.42 olur. İlk slayt hala perdededir.
— “İşte bu vizyon çok kritik.”
— “Biz ne yapıyoruz? Katma değer üretiyoruz.”
— “Sinerji yaratmadan ekosistemi domine edemeyiz.”
Ergun Bey slaytı değiştirir: “2 / 74”.
Odadaki herkes donar. On iki dakikada sadece bir slayt ilerlenmiştir. Matematik korkunç bir tablo çizmektedir.
Proje yöneticisi Selin masasındaki deftere karalama yapar. Deftere büyük harflerle yazar: “İMDAT”.
Yanındaki uzman yavaşça başını sallar. Telefonunu masanın altına gizler. Konser biletini satışa koymaya çalışır.
III. Biletleri Yananlar ve Titreyen Akıllı Saatler
Saat 17.55.
Normal mesai bitimine beş dakika kalmıştır. Fakat odadaki zaman kavramı tamamen bükülmüştür.
Ergun Bey üçüncü slayttadır. Bir organizasyon şemasını çember içine alır.
— “Bakın burası çok hassas.”
— “Matris organizasyon yapımızda iletişim kopukluğu var.”
— “Sizlerden proaktif olmanızı bekliyorum.”
— “Bana sorunla gelmeyin, çözümle gelin.”
Cem’in akıllı saati titrer: Zzz… Zzz…
Ekranda eşinin mesajı parlar: “Servise bindin mi? Akşam yemeği hazır.”
Cem parmak uçlarıyla saate tıklar. Hızlı cevap şablonunu seçer: “Toplantıdayım, çıkamıyorum.”
Ardından ikinci bir bildirim gelir. Tiyatro biletleri uygulaması: “Oyununuz saat 19.30’da başlayacaktır.”
Oyun Zorlu PSM’dedir. Buradan oraya cuma akşamı gitmek en az bir saattir.
Cem dişlerini sıkar. Bilet bedeli 1.800 TL’dir. İade hakkı iki saat önce dolmuştur.
Ergun Bey termosundan bir yudum çay alır.
— “Boğazım kurudu biraz ama toparlıyorum.”
— “Sözümü tutacağım, uzatmak yok.”
— “Fakat şu altıncı slayta değinmeden geçersem içim rahat etmez.”
Altıncı slayt açılır. Ekranda yüzlerce minik kutucuk vardır. Yazı boyutu sekiz puntodur.
Kimse hiçbir şey okuyamaz. Fakat herkes başını sallar. Odada kolektif bir hipnoz yaşanmaktadır.
— “Görüyor musunuz bu akışı?”
— “Evet Ergun Bey, çok net.”
— “Harika bir kurgu değil mi Selin?”
— “Kesinlikle Ergun Bey, çok holistik bir yaklaşım.”
Selin içinden ağlamaktadır. Holistik kelimesini sadece kurtulmak için söylemiştir.
IV. ‘Bir de Şu Boyuttan Bakalım’: Vizyon Sarmalı
Saat 18.08 olur.
Mesai çoktan bitmiştir. Servisler kalkmış, Maslak sokakları boşalmaya başlamıştır.
Fakat Bosphorus-3 odası dış dünyayla bağını koparmıştır.
Ergun Bey ceketini çıkarır. Sandalyenin arkasına asar. Bu korkunç bir işarettir.
Ceketin çıkması, ikinci devrenin başladığını gösterir.
Masanın altındaki telefonlar çılgınca titrer. Gizli WhatsApp grubu alev almıştır.
Grup adı: “Cuma Kurtuluş Cephesi”.
Cem ekrana yazar: “Ceketi çıkardı. Bittik biz.”
Selin cevap verir: “Gömlek kollarını da kıvırırsa masanın altına saklanın.”
Tuğçe yazar: “Çocuğu kreşten almam lazım. Saat 18.00’de ceza yazıyorlar.”
Ergun Bey tahtaya doğru döner. Masadakiler telefonları anında kucaklarına gizler.
— “Bir de şu boyuttan bakalım olaya.”
— “Makroekonomik dinamikler bizi nereye götürüyor?”
— “Fed faiz kararları bizim lojistik bütçemizi nasıl etkiler?”
Cem dayanamaz. Boğazını temizler: Öhö öhö!
— “Ergun Bey, çok haklısınız.”
— “Fakat bu konuyu pazartesi sabahı detaylandırsak mı?”
— “Ekip olarak odaklanmamız biraz dağıldı gibi.”
Ergun Bey duraksar. Gözlüklerinin üstünden Cem’e bakar. Bakışlarında derin bir hayal kırıklığı vardır.
— “Cemcim, vizyon mesai tanımaz.”
— “Biz burada sadece bir iş yapmıyoruz.”
— “Geleceği inşa ediyoruz.”
— “İki dakika daha sabredin, bitiriyorum.”
Yine iki dakika vaadi. O iki dakika asla altmış saniye sürmez.
Ergun Bey slaytı 14’e atlar.
— “Neyse buraları hızlı geçiyorum.”
— “Ama 18. slayt bizim kalbimiz.”
— “Müşteri yolculuğu haritası.”
Ergun Bey haritayı anlatmaya başlar. Her temas noktasını tek tek irdeler.
Masadakilerin gözleri kaymaya başlar. Biri çenesini eline dayar. Diğeri tırnaklarını inceler.
Havalandırmadan gelen soğuk hava herkesin boynunu tutmuştur.
Cem duvardaki saate bakar. 18.15. Her geçen dakika bir kayıptır.
— “Şu huniye dikkat edin arkadaşlar.”
— “Müşteri burada funnel’dan düşüyor mu?”
— “Düşmemesi için ne yapmalıyız?”
— “Proaktif refleks geliştirmeliyiz.”
V. 18.22 Kurtuluş Çırpınışı: ‘Offline Kalalım mı Ergun Bey?’
Saat tam 18.22.
Dışarısı zifiri karanlıktır. Maslak plazalarının kule ışıkları yanmıştır.
Ergun Bey 29. slayttadır. Ses tonunda en ufak bir yorgunluk emaresi yoktur.
Aksine konuştukça açılmakta, kendi sesine aşık olmaktadır.
— “Dolayısıyla sinerji yaratırken çevik kalmalıyız.”
— “Agile kültürü şirketimizin DNA’sına kazımalıyız.”
— “Bu slaytta gördüğünüz çemberler…”
Selin artık patlama noktasına gelir. Annesinin arama bildirimi masada titreşir: Vızzz!
Selin elini hafifçe kaldırır. Plaza jargonunun en güçlü kalkanını kuşanır:
— “Ergun Bey, affınıza sığınarak bölüyorum.”
— “Konu inanılmaz zihin açıcı.”
— “Çok değerli insight’lar paylaştınız.”
— “Fakat bu derinliği hakkıyla sindirebilmemiz için…”
— “Kalan 45 slaytı pazartesi offline mı kalsak?”
Odadaki herkes nefesini tutar. Selin kellesini ortaya koymuştur.
Ergun Bey lazer işaretçisini kapatır. Düşünceli bir tavır takınır.
— “Offline mı kalalım diyorsun?”
— “Evet Ergun Bey. Aksiyon planını belirleyip dağılalım.”
— “Herkes çıktıları kendi tarafında çalışsın.”
— “Pazartesi sabah 09.00’da hemen sync olalım.”
Ergun Bey etrafına bakar. Masadaki bitkin yüzleri görür.
Herkesin başı aynı anda öne doğru sallanır:
— “Kesinlikle çok iyi olur Ergun Bey.”
— “Sindirmemiz şart bu değerli bilgileri.”
Ergun Bey tebessüm eder. Zafer kazanmış bir komutan edasıyla gerinir.
— “Peki madem, sizi kırmayayım.”
— “Görüyorsunuz, söz verdiğim gibi kısa kestim.”
— “Normalde bu sunum iki saat sürerdi.”
— “Kırk beş dakikada hap gibi verdim size.”
— “Hadi çıkın, hafta sonunun tadını çıkarın.”
Odadaki on iki kişi aynı anda ayaklanır. Sandalyeler hızla geriye çekilir: Gııırc!
VI. Kararan Maslak Trafiği ve Boşa Giden Hafta Sonu
Saat 18.31.
Dizüstü bilgisayarlar saniyeler içinde çantalara tıkılır. Fermuarlar hırsla çekilir.
Ergun Bey odadan en son çıkar. Termosunu sallayarak koridorda ilerler.
— “İyi hafta sonları gençler!”
— “Pazartesi 09.00’da ilk aksiyonları bekliyorum!”
Asansör lobisinde Cem ile Selin yan yana gelir.
Cem telefonunu açar. Tiyatro oyunu için artık çok geçtir. Oyun başlamak üzeredir.
— “Bin sekiz yüz liram havaya uçtu Selin.”
— “Benim de Yenikapı arabalı feribotu yandı Cem.”
— “Bursa’ya ailemin yanına gidecektim.”
— “Şimdi üç saat köprü trafiği çekeceğim.”
Asansör kapısı açılır: Ding!
Kabin hıncahınç doludur. İçeriye nefes alacak yer kalmamıştır.
Zemin kata inerler. Dışarı adım attıkları an yüzlerine buz gibi Maslak rüzgarı çarpar.
Büyükdere Caddesi tamamen kilitlenmiştir. Otobüs duraklarında yüzlerce metrelik kuyruklar vardır. Minibüsler kapıları açık ilerlemektedir.
Cem caddeye bakar. Yağmur çiselemeye başlar.
— “Sözü hiç uzatmayacaktı değil mi?”
— “Aynen Cem. İki kelam edecekti.”
— “Sadece yetmiş dört slaytçık.”
İki çalışan metro altgeçidine doğru sürüklenir.
Kafalarında hala aynı kelimeler yankılanmaktadır: Sinerji, vizyon, holistik yaklaşım.
Turnikelerin önünde dururlar. İstanbulkart’ı basarlar: Dıt!
Cem sırt çantasını omzuna asar.
— “Bir dahaki sefere ne yapacağım biliyor musun Selin?”
— “Ne yapacaksın Cem?”
— “Cuma 17.15’te yangın merdiveninden kaçacağım.”
— “Laptopu masada bırakacağım. Ceketimi sandalyeye asacağım.”
— “Sanki tuvalete gitmiş gibi yapacağım.”
— “Çok mantıklı plan Cem. Beni de bekle, beraber kaçalım.”
Hafta sonu başlamadan bitmiştir. Ekibin tüm enerjisi sıfırlanmıştır.
Pazartesi sabahı ise onları yeni bir tuzak beklemektedir: Saat 09.00’daki “Kalan 45 Slaytın Değerlendirilmesi” toplantısı.
Ergun Bey şimdiden yeni bir takvim daveti hazırlamaktadır. Konu başlığı yine aynıdır: “Çok kısa iki kelam edeceğiz.”